1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hey!!! Siz MAĞARADAKİLER!..
Hey!!! Siz MAĞARADAKİLER!..

Hey!!! Siz MAĞARADAKİLER!..

Bu haftanın ders anlatma rutinini, Eflatun’un mağara benzetmesi bozdu. Kalıplaşan cümle ve anlatım teknikleriyle devamlı teorik bombardımana maruz kalan ve dinleyici konumunda olan öğrencinin yaşam sayfasına sıra dışı bir soru kaldı: “Her şey

A+A-

 

 

 

 

Bu haftanın ders anlatma rutinini, Eflatun’un mağara benzetmesi bozdu. Kalıplaşan cümle ve anlatım teknikleriyle devamlı teorik bombardımana maruz kalan ve dinleyici konumunda olan öğrencinin yaşam sayfasına sıra dışı bir soru kaldı: “Her şey gerçekten göründüğü gibi midir?

 

Her şey değişir!

Bu söz üzerine Cemil Meriç’in Mağaradakiler adlı, deneme kitabında yazanları anımsadım. Nasıl sesleniyordu, yazar okuyucuya? Aynen aktarıyorum; “İnsanlık aynı sefil putlara tapan bir şaşkınlar kafilesi. Hakikatte mağaranın içi de, dışı da bir. 150 yıldır bir gölgeler âleminde yaşıyoruz. Kitap, kendi insanından kopan aydının trajedisi.  Amacı yeraltı mağarasına bir parça aydınlık getirmek…”

Eflatun’un Devlet, VII. KitabındakiMağara Alegorisi” sıradan bilincin, felsefi bilince aşamalı ilerleme sürecini irdeler. Çünkü canlı ve cansız varlıklar, İyi’ye katıldıkları oranda vardırlar; yetkinlik varlığın sebebidir, iyiliktir ve en üstün iyi, en üstün güzelliktir. Bu düşünce pratiği mağara alegorisiyle sembolleştirilir.  Teorinin öyküsel anlatımı, kısaca şöyledir:

 

“Yeraltında bir mağarada yaşayan bir takım insanlar olduğunu düşünün. Bütün hayatlarını bir mağarada zincirlenmiş olarak geçiren tutsaklar! Bu insanlar sırtları mağaranın girişine dönük oturmaktadırlar. Elleri ve ayakları bağlıdır; yalnızca mağaranın duvarını görebilmektedirler. Arkalarında yüksek bir duvar vardır. Yine bu duvarın arkasında insana benzer bir takım görüntüler/birbirini izleyen gerçek nesnelerin gölgeleri, duvarın üzerinde bir takım değişik cisimler tutmaktadırlar. Bu cisimlerin arkasında bir ateş yandığı için cisimlerin gölgesi mağaranın duvarlarına yansır. Mağarada yaşayanların gördüğü tek şey; bir gölge tiyatrosudur! Doğduklarından beri bu şekilde oturdukları için, var olan tek şeyin gölgeler olduğunu sanırlar. Gölgeler, karşılarındaki duvar üzerinde sıra ile geçerken görmekte ve onları birer gerçek sanmaktadırlar.

 

Mağaradakilerden bir tanesinin, içinde bulundukları tutsaklıktan kurtulduğunu düşünelim. Bunu öncelikle duvardaki gölgelerin nerden geldiğini kendi kendine sormaya başlayarak, sonunda da zincirlerini kopararak başarır. Arkasını dönüp duvarın üzerinde tutulan cisimleri görünce, ilkin bu çok güçlü ışıktan gözleri kamaşır. Çünkü o an’a dek yalnızca cisimlerin gölgelerini görmüştür. Duvarın üstünden atlayıp, ateşin yanından tırmanmaya başlar ve mağaranın dışındaki doğaya çıkınca gözleri kamaşır. Ancak gözlerini biraz ovuşturduktan sonra, her şeyin ne kadar güzel olduğunu görüp şaşkınlığa uğrar. Hayatında ilk kez renkleri ve keskin hatları görmektedir. Gerçek dünyayı yavaş yavaş görmeye alışır. Ve mağaradaki cisimlerin, bunların kötü birer kopyasından başka bir şey olmadığını anlar. Ancak şimdi kendisine gerçeği soracaktır. O zaman gökyüzündeki Güneş’e bakıp, mağarada gölgeleri görmesini sağlayan şeyin yanan ateş olması gibi, doğadaki tüm çiçeklere, hayvanlara hayat veren şeyin de Güneş olduğunu anlayacaktır. Yani güneşin ışığını temaşa etmeye başlayacaktır.”

 

Demek ki, her şey değişir! Değişebilir!

 

Böylesine güzel bir alegoridir; 2500 yıl öncesinden bugüne kadar gelebilen! Bu mitostan çıkarmamız gereken bir sonuç mevcuttur: Durmadan aydınlığa doğru yüzmek!

 

“Zincirlerini koparmayı başaran mağara insanı gördüğü ve algıladığı gerçeklerden oldukça memnun olarak geride bıraktıklarını hatırlayarak yeniden eski yaşamına döner. Karanlıkta kalanlara aydınlığı anlatır. Onları zincirlerinden kurtulmaları için ikna etmeye çalışır. Sonuç başarısızlıktır. Kendi çabasıyla kavuştuğu özgürlüğün ne anlama geldiğini mağarada kalanlara anlatmaktadır.

 

Ama ona kimse inanmaz!

 

Duvarı gösterip, gördükleri şeylerin var olan şeyler olduklarını söylerler.”   

 

Kısaca, mağarada kalanlar için tek bir gerçek vardı: GÖLGELER!

 

Sokrates’tir aydınlığı karanlıktakilere anlatmaya çalışan. Bu çabası sırasında da yakalanır! Sokrates hayatta olgulara cesurca yaklaşmamıza karşı tarihten gelen bir semboldür.

İmgedir!

Cesaretin erdem halidir!

Görülmeyen/görülemeyen dünyanın kılavuzudur!

 

İnsanlar için bu görünüşleri aşmak nasıl mümkün olacaktır?

 

Gölge, ışığın retinaya sunduğu gizemli bir oyundur! Ne sabahın ilk halidir, ne de akşam; sadece ve sadece karanlık bir penceredir. Bu karanlıklarda her türlü yaşamsal korku cirit atar. İnsanların loşluklara döndükleri yüzlerinden, fırsat bilir ve onları gölgelerin gücüne prangalar! Bu bir tercihtir diyebilirsiniz ve fakat unutmamak gerek ki, bir bedeli vardır ve mutlaka ödenir. Bedel ağırdır. Bedel yaşamdır. Bedel tutsaklıktır. Gölgede kalma tercihi bir anlamda da sığınmak değil midir? Hep önünüzdeki ışıkta birileri olmalıdır. Onların yansıttıklarıyla geçer mi hayat? Onların cisimleriyle hayaller gölgeler yazılabilir mi?

 

Eflatun mağara alegorisiyle bulanık düşüncelerin aydınlaması gerekliliği ve bunun ancak ve ancak iyiye ulaşmakla mümkün olabileceğini göstermek ister. Yaşadığımız çağın gerekliliği gibi görünen bulanıklığın içine biraz daha gömülmekteyiz. Antik dünyanın sembolleştirdiği korku imparatorluğu hala daha yerindedir.

Gölge oyunlarıyla vakit geçirmekten usanmadınız mı daha?!

Hayret etmemek böylesi bir bulanık çamurun varlığına işten bile değil!

Hayret hangi aydınlığa doğru itebilir ki insanı?

Aydınlık çok uzak değil; bir kulaç boyu mesafede!

Sadece atılan kulacın sonunda biraz acı hissedecektir insan.

Güneşin temaşasıyla bulanıklaşan görüşler aydınlığa alıştıkça yerini yeni düşünce bulutlarına bırakacak ve saçma gelecek gölge oyunlarıyla geçen zaman!

Göz kamaşması, kafa karışması!

Esirlik rahatlıktır gibi bir sonuca da götürebilir kişiyi!

Yine de denemek gerek özgürlükçü tavrın en aydınlık yaşamlarına ulaşmayı!

 

 Işığa bakabilmektir esas olan bu yaşamda!

Işık! Biraz daha IŞIK!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1163 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler