1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Herkes doğrunun ne olduğunu kendisi bulmalıdır'
Herkes doğrunun ne olduğunu kendisi bulmalıdır

'Herkes doğrunun ne olduğunu kendisi bulmalıdır'

Nazi saflarında savaşan abisinin günlüğünü 68 kuşağının bakış açısıyla yorumlayan Alman Yazar Uwe Timm, insanların Kıbrıs’ta politikacıların dediklerine itaat etmek yerine, birbirleriyle temas kurma çabasında olmalarının iyi bir şey olduğunu söyledi

A+A-

 

 

Nazi saflarında savaşan abisinin günlüğünü 68 kuşağının bakış açısıyla yorumlayan Alman Yazar Uwe Timm, insanların Kıbrıs’ta politikacıların dediklerine itaat etmek yerine, birbirleriyle temas kurma çabasında olmalarının iyi bir şey olduğunu söyledi

 

“Herkes doğrunun ne olduğunu kendisi bulmalıdır”

 

·        “İki toplumun rahatlıkla görüşebilmesi ve sınırların açık olması çok önemli. Bu durumda politikacıların ‘diğeri’ hakkında istedikleri imajı çizmeleri zordur”

 

·        “Politikacılar ideolojilerle, toplum tarafından nasıl kabul edildikleriyle çok fazla meşguldürler ve dolayısıyla masada açıkta duran, bariz olan şeyleri görmezler”

 

·        “İnsanların, politikacıların dediklerine itaat etmek yerine, birbirleriyle görüş alışverişinde bulunma, temas kurma çabaları çok iyi. Herkes doğrunun ne olduğunu kendisi bulmalıdır”

 

   Çağdaş edebiyatın önemli isimlerinden Alman Yazar Uwe Timm, Kıbrıs’ta iki toplumun görüşebiliyor olmasının politikacıların ‘diğeri’ hakkında istedikleri imajı çizmelerini zorlaştırdığına dikkat çekerek, “Kıbrıs’ta insanların, politikacıların dediklerine itaat etmek yerine, birbirleriyle görüş alışverişinde bulunma, temas kurma çabaları çok iyi. Herkes doğrunun ne olduğunu kendisi bulmalıdır” diye konuştu.

   Goethe Enstitüsü, Kıbrıs Türk Sanatçı ve Yazarlar Birliği ile Rum yazarların örgütü Kıbrıs Yazarlar Birliği’nin ortak organizasyonu ile Kıbrıs’a gelen Timm Kıbrıs Türk basınında sadece Yenidüzen’e konuştu.

   Waffen-SS’e katılıp Nazi saflarında savaşan ve 1943’de Ukrayna’da ölen abisinin günlüğünden yararlanarak yazdığı, hem Türkçe hem de Yunanca’ya tercüme edilen “Kardeşimin Gölgesinde” adlı kitapla ilgili yapılan etkinlik için adada bulunan Timm, tarihle yüzleşmede edebiyatın önemli rolü olduğunu vurguladı.

   “Politikacılar ideolojilerle, toplum tarafından nasıl kabul edildikleriyle çok fazla meşguldürler ve dolayısıyla masada açıkta duran, bariz olan şeyleri görmezler” diyen Uwe Timm, yazarlara güven ortamı ve vizyon oluşturmak konusunda çok önemli görev düştüğünü belirtti.

   Uwe Timm’in “Kardeşimin Gölgesinde” adlı kitabının yanı sıra Türkçe’ye çevrilmiş “Morenga”, “Kırmızı” ve “Sıcak Yaz” adlı üç romanı daha bulunuyor.

 

“SANKİ ‘DİĞERİ’ BİR EŞYAYDI, İNSAN DEĞİLDİ”

 

·        Soru: “Kardeşimin Gölgesinde” kitabını yazmaya nasıl karar verdiniz?

·        Timm: Kitabı bitirmem birkaç sene sürdü. Waffen-SS’e katılıp Rusya’da savaşan ve sonra ölen abimin günlük niteliğinde bir defterinden yola çıktım. Normalde orduda askerlerin not tutması yasaktır çünkü düşman tarafından yakalanmanız durumunda bazı gizli bilgiler düşmanın eline geçebilir. Ancak benden 16 yaş büyük olan abim savaş sırasında her gün kısa notlar tutmuş ve öldüğü zaman eşyaları ailemize iade edilirken o not defteri de bize verildi. Bu günlüğü okumak bırakın eğlenceli olmayı çok kötü birşeydi çünkü hep mücadele, ölüm ve yaralanmalarla ilgiliydi. Benim için ilginç olan bir kişinin öldürme veya ülkenizi korumak için öldürülme ihtimali olması konusunda soğuk kanlılıkla yazabilmesiydi. “Diğeri”ne karşı empatinin olmadığını gördüm sanki “diğeri” bir eşyaydı, insan değildi. Abim geleneksel Alman ailesinde büyütüldü. O eğitim sisteminde babanız ne derse o olur, “Alman erkekler ağlamaz” gibi çok katı tutumlar vardır ve bunların etkilerini abimin notlarında görebiliyordum. Ailemizde aynı eğitimi almama rağmen ben farklı bir yöne gittim. 1945’te Amerika ve İngiltere’nin müdahalesinden sonra Almanya’da değişim başladı, demokrasi gelişmeye başladı. 1968’de Almanya’da protesto kuşağı vardı ve ben de o kuşaktanım. Gençler o dönemde ailelerinin söylediklerini sorgulamaya başladı.

  

·        Soru: Abinizin günlüğünü ne zaman buldunuz?

·        Timm: Sanırım 12-13 yaşlarındaydım ama sadece 1-2 sayfa okumuştum. 18-19 yaşlarında tümünü okuduğumda olaylara yaklaşımdaki soğukkanlılık karşısında hayrete düşmüştüm. Aynı eğitimi alıp kendini farklı geliştirmiş biri olarak Almanya’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki 20 senede nelerin değiştiğini ve geliştiğini göstermek açısından günlüğü okuyup kendi düşüncelerimi yazmamın iyi olacağı kanısına vardım.

 

“ANNEM ÖLDÜKTEN SONRA GÜNLÜK HAKKINDA YAZABİLDİM”

 

·        Soru: Babanız erken vefat etti ancak siz 19-20 yaşındayken hala hayattaydı. Anneniz sizi engellemeye çalıştı mı?

·        Timm: Günlüğü okumama aktif olarak engel olmadı, okuduğumu biliyordu. Abimin o tarz biri olmasına neden olan mekanizmanın bir parçası olan annemi suçlamanın adil olmayacağını düşündüm, aslında en büyük rolün babamda olduğunu biliyordum. Annem sevecen, hassas biriydi ancak kendi döneminde normal olan kocasına itaat etmesiydi, kocasının despot olmasını kabul etmişti. O yüzden annemin ve babamın abime verdikleri ideolojiyi eleştirip, annemi incitmek istemedim. Annem 90 yaşında öldü, ben ondan sonra kendimi bu günlük hakkında açıkça düşüncelerimi yazmak için özgür hissettim, böylece onu da incitmemiş oldum.

 


 

“Hataları tekrarlamamak için tarihinize bakmanız gerekir”

 

·        Soru: Almanların geçmişleriyle ve hatalarıyla yüzleştiklerini görüyoruz. Bunun ne gibi bir faydası oldu?

·        Timm: Esas olan ulusal düşünce şeklini oluşturmaktı, Almanlar tarafından başlatılan 2. Dünya Savaşı kaybedilmişti. Tamamen yeni birşey başlamıştı ve bu batı işgal güçleriyle gelmişti. Daha önce mümkün olmayan yeni birşeyin gelişme şansı vardı. Almanların demokratik bir toplum olmasındaki esas eleman dıştan gelen etkiydi.

Aynı hataları yapmamak için zaman zaman tarihinize bakmanız gerekir. Almanya’da bu yapıldı. Gençlik devrimi 60’ların sonunda uluslararası bir hareket olarak başladı. Genç jenerasyonlar emirler veren, güçlü babalarının savaş sonrasında zayıf ve güçsüz olduklarını, hiçbir şeyleri olmadığını gördüler. Üniformalarını çıkarıp, sivil kıyafetler giyen büyük generalleri gördüler. Bu, tarihi gelişim içinde önemli bir kırılmaydı. Düşünün ki yüzbinlerce asker savaş esiri oldu, savaş bittikten yıllar sonra evlerine döndüklerinde çok kötü durumdaydılar. Çoğu, asker olmaktan başka birşey bilmiyordu.

Almanya’da tarihimize bakış açımızı değiştiren bir diğer önemli şey de en baştan beri edebiyatın savaş kaybetme gibi konuları ele almasıdır. 40’ların sonundan 60’lara kadar edebiyatta yakın tarih konusu ve hatalar hakim oldu. Bu da bize sorgulamadan itaat etmemeyi, tarihi sorgulamayı öğretti.

 

“YAZARLARA ÇOK ÖNEMLİ GÖREV DÜŞÜYOR”

 

·        Soru: Kıbrıs’ta bu tür bir yüzleşme yapılmadı. Kıbrıs’taki durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

·        Timm: Kıbrıs’a ilk defa 27 yıl önce geldim. O zamanlar iki taraf arasında geçişler imkansızdı, sadece diplomatik kartla geçilebiliyordu. İnsanlar artık birbirleriyle buluşabiliyorlar, günlük sorunlar hakkında konuşabiliyorlar. İki toplumun rahatlıkla görüşebilmesi ve sınırların açık olması çok önemli. Bu durumda politikacıların “diğeri” hakkında istedikleri imajı çizmeleri zordur. “Diğeri”ni bilmiyorsanız kötü olduğunu düşünebilirsiniz ama görüştüğünüz zaman sizden farklı olmadığını görürsünüz ve Kıbrıs’ta da durum budur bence. Politikacılar ideolojilerle, toplum tarafından nasıl kabul edildikleriyle çok fazla meşguldürler ve dolayısıyla masada açıkta duran, bariz olan şeyleri görmezler. Yazarlara güven ortamı ve vizyon oluşturmak konusunda çok önemli bir görev düşüyor. Kıbrıs’ta insanların, politikacıların dediklerine itaat etmek yerine, birbirleriyle görüş alışverişinde bulunma, temas kurma çabaları çok iyi. Herkes doğrunun ne olduğunu kendisi bulmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1244 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler