1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hepimiz BAĞIMLI mıyız?...
Hepimiz BAĞIMLI mıyız?...

Hepimiz BAĞIMLI mıyız?...

Yrd. Doç. Dr. Ayşe BAŞEL soruyor: “Neden toplumun çok büyük bir çoğunluğu bir şeylere bağımlı? ve neden bunu yapma ihtiyacını hissediyoruz?”

A+A-

 

 

Yrd. Doç. Dr. Ayşe BAŞEL

 

Bu hafta bana “Neden toplumun çok büyük bir çoğunluğu bir şeylere bağımlı? ve neden bunu yapma ihtiyacını hissediyoruz?” diye sorduran birçok şey gerçekleşti. Yeni bir yıla girmeye hazırlanırken, bu konuda neler yaptık? Diye sorgulama ihtiyacı hissettim. Bu sorgulama sürecini ve yanıtlarımı birileriyle paylaşmalıyım ki hırsım, öfkem, umutsuzluğum azalsın diye düşündüm ve işte ortaya çıkanlar...

Genellikle bağımlılık denince aklımıza ilk gelen sigara, alkol veya diğer uyuşturucu/uyarıcı maddelere bağımlı olmak geliyor. Fakat ne yazık ki insanoğlu herşeye bağımlı olabilme potansiyeli taşıyan bir varlık ve “bağımlılık” dediğimiz sürecin illa ki bu maddelerle gerçekleşmesi gerekmiyor. Kimimiz bir insana bağımlıyız, kimimiz cinselliğe, aşka, ya da sevgiye bağımlıyız... Hatta yıllardır toplum olarak hep başka biryerlere bağımlıyız. Sanırım bu davranışa yatkın olma sebeplerimizden birisi de bu. Bunun ne kadar farkındayız bilemiyorum fakat ben bu durumu bu şekilde analiz ediyorum. Bağımlılık çocuklara ilk olarak ailesi tarafından öğretilen bir süreç mesela. Çocuklarımız adına o kadar çok fazla sorumluluk üstleniyoruz ki, kendilerini gerçekleştirmeleri, kimlik/kişilik oluşturmaları gerektiği yaşlara geldiklerinde sudan çıkmış balığa dönüyorlar çünkü neyi neden yaptıklarını, nasıl yapmaları gerektiğini veya birçok durumla başetme mekanizmalarını bilmiyorlar. O güne kadar tüm bunları onlar adına yapan anne babaları vardı, neden öğrenmeleri gereksin ki tüm bunları? Onlar da haklı. Biz yetişkinler onları önce kendimize bağımlı yapıyoruz ve sonra onlara bağımlı olmanın kötü birşey olduğunu öğretiyoruz. Bu konuya dair hep düşünüyorum fakat bunu bu denli detaylarıyla analiz etme isteğimi doğuran ilk şey 14 yaşındaki yeğenimin bana “Hala biz ayrı bir ülkeysek eğer, neden başka ülke(ler)den para istiyoruz ve alıyoruz?” diye sormasıyla başladı. Ne cevap verilebilir ki bu soruya? Doğru cevap “Çünkü biz bağımlıyız.” olmalıydı fakat çocuğun kafası bu konuda daha fazla karışacaktı o zaman. Evet biz aslında hepimiz bağımlıyız.

 

YETERSİZLİKLER

Toplumdaki bağımlılık dinamikleri bu kadar köklü ve yerleşikken, gençlerimizden sanırım çok fazla şey bekliyoruz. Sosyal yaşamda doğru fonksiyon sergileyen bireyler olmalarını bekliyoruz fakat buna dair onlara hiçbirşey öğretmeyip herşeyi kendi başlarına öğrenmelerini istiyoruz. Günün sonunda, hep söylediğim gibi, stresle başa çıkmayı, problemlerini nasıl çözeceğini, öfkesine nasıl hakim olacağını, insanlarla etkili bir şekilde nasıl iletişim kuracağını, hakları olduğunu, ve bu hakları elde edebilmek için mücadele etmesi gerekirse bunu en doğru şekilde nasıl yapacağını bilmeyen bir hatta birçok nesil yetiştirdik ve bunu yapmaya da devam ediyoruz. Gelmiş geçmiş tüm eğitim bakanlarım, çok mu zor bunu yapmak. Tam 2 adım gerek, birincisi, rehber öğretmenlere bu konulara dair verilecek bir hizmet içi eğitim, ikincisi de tüm bunları içeren bir eğitim modülünün hazırlanması. Maliyeti mi fazla? Sanmıyorum. 2 konuk eksik ağırlarsak törenlerimizde, gereken maddi kaynak ayrılmış olur kanımca.

Bilimsel araştırmalar çerçevesinde ülkedeki bağımlılık oranları bu denli yüksek çıkarken, hala etkili bir şekilde fonksiyon sergileyen bir bağımlılık tedavi merkezimizin olmayışı sizce de çok garip değil mi? Şu anda bağımlılık tedavisi veren tek resmi kurum Barış Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Kaldı ki, bünyesinde çok değerli uzmanlar barındırmasına rağmen maalesef, hastanenin düzenlemesini, bir bölümün de bağımlılık tedavisine ayrılması hususunda yeniden yapılmasında da bir hayli geç kalmışlığımız var. Peki bunun için neyi bekliyoruz? Bu tedaviye ihtiyaç duyan gençlerin daha fazla çoğalmasını ve ayrı bir hastane daha açmak için paramızın olmadığını halka açıklamayı mı? Yazık bize, yeni nesil kayıp gidiyor elimizden ve biz hiçbirşey yapmıyoruz. Bu hususta ivedi bir şekilde tadil edilmesi gereken yasal mevzuata hiç değinmeyeceğim çünkü öfkem depreşiyor.

 

REMZİ ABİ

Bu konu üzerine düşünmem için beni güdüleyen bir diğer şey ise bağımlılıkla mücadele sürecinde bize desteğini hiçbir zaman esirgemeyen ve yaşamının geriye kalanını bu sorunla savaşmak için kendini adamış bir abimizin, Remzi abimizin hastalanıp hastaneye yatması ve mücadelesinin yarım kalmasından şiddetle korkmasıydı. Remzi abi, eski bir madde bağımlısı. 30 yıldan fazla kaptırmış yaşamından, bu karanlığa. Son 4 yıldır hiçbirşey kullanmıyor. İnsanlar yaşını sorduğu zaman “4 yaşındayım.” diyor. Çünkü ondan önceki karanlığı “yaşamak” olarak nitelendirmiyor kendince. Bu alandaki mücadelesi sadece kötü deneyimlerini paylaşmaktan ibaret değil, bizim eğitim seminerlerimize destek vermenin dışında, aynı zamanda NA grubunun (Narcotics Anonimous/Adsız Narkotikler) K.K.T.C. temsilciliğini de yapıyor. NA, madde bağımlılığı kendileri için önemli bir sorun haline gelmiş bireylerin oluşturduğu, kar güdmeyen bir arkadaşlık birliğidir. Temiz kalmakta birbirine yardım etmek için düzenli olarak haftalık seanslar halinde toplanan, iyileşmekte olan bağımlılardırlar da diyebiliriz. Aslında bu grup tüm uyuşturuculardan tamamen uzak durma programıdır. Üyelik için iki koşul vardır, kullanmayı bırakma arzusu ve temiz olma (hiçbirşey kullanmıyor olma). Birbirlerine, açık fikirli olmayı ve kendilerine bir fırsat tanımanızı öğretme çabasındalar. Uyguladıkları program basit bir dille yazılmış, günlük hayatlarında kolayca izleyebilecekleri bir ilkeler dizisidir. Remzi abi şu an çok hasta, grup toplantılarına katılamıyor. Fakat grupta olanların toplantılarını rutin olarak gerçekleştirebilmeleri için hastane odasında bile telefon düşmüyor elinden. Çünkü kimsenin kendi yaşadıklarını yaşamasını istemiyor. Kendini iyi hissetmemesine rağmen hala gözlerinde bir umut ışığı var, eminim hep de olacak. Ve umut etmeye devam etmek için teşvike çok fazla ihtiyacı var şu sıralar, hem kendi rahatsızlığı yüzünden hem de yetkililere hala dert anlatma çabalarının sonucunu alamamasından ötürü isyan da ediyor zaman zaman. Dilerim en kısa zamanda bu savaştaki en değerli neferimiz aramıza döner, herkese bağımlı olmanın bedellerinin neler olabileceğini anlatmaya devam eder, ve o en çok istediği hayali “bir aile kurma” hayalini de gerçekleştirir.

 

DOĞRU YAPANLAR, DESTEK VERENLER

Bu kadar esip yağdıktan sonra, doğru şeyler yapanları da takdir etmeye geldi sıra. Son 2 yıldır bu konu üzerine sıkça düşünüp, bilimin ışığı ile bu karanlığı biraz da olsa aydınlatma çabası olan ve sürekli proje üreten, medyayı en etkili şekilde kullanma çabasında olan, hangi siyasi partiye üye olduğuna değil, neyi ne kadar bildiğine bakarak bir uzman kadrosu oluşturmaya çalışan Gençlik Dairesi müdürü ve ekibi, sizleri ayakta alkışlıyorum. İyi ki varsınız. Yıllardır bu sorunla mücadelede en etkin rolü üstlenen ve yılmadan, bıkmadan, usanmadan çalışan Polislerimiz... Sizlerin önünde şapka çıkartılmalı. Kısıtlı çalışma olanaklarında bile mücadeleden yılmıyorsunuz. Tabii ki bu alanda çalışan ve sorunlara ciddi katkılar koyan sivil toplum örgütlerini de unutmamak gerek.Siz bu ülkenin her şeyisiniz. Bize tüm bu projelerde bıkmadan usanmadan destek olan, herşeyden önce bizlere inanan, halktan aldığının bir kısmını sosyal sorumluluk projelerine bütçe ayırarak halka geri vermeyi kendine sorumluluk edinen K.K.T.C. TELSİM  ailesi, sizler de iyi ki varsınız. Hepinize duyarlılığınız için teşekkürler. Ve ey halkım, tüm bu hakları talep etmek hepimizin görevi. Sosyal sorunlar, birkaç kurumun çabasıyla çözülemez. Haydi, isteyenin yüzü bir kara, vermeyenin bin kara... Kısmet 2012’ye inşallah...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1081 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler