1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hedef Eroğlu-UBP hükümeti olmalıdır
Hedef Eroğlu-UBP hükümeti olmalıdır

Hedef Eroğlu-UBP hükümeti olmalıdır

<< Doğru adres ise, Kıbrıs’a yerleştirilmiş Türkiyeli yerleşikler değil, bunu uzun yıllar içinde, sistematik olarak çok yönlü ve aşamalı siyasetleri ile, ülkeye giriş teşvikleri ile adım adım yaratmış olan, Ankara ve en başta Eroğlu- U

A+A-

 

 

<< Doğru adres ise, Kıbrıs’a yerleştirilmiş  Türkiyeli yerleşikler  değil, bunu  uzun yıllar içinde, sistematik olarak çok yönlü ve aşamalı  siyasetleri  ile, ülkeye giriş teşvikleri  ile   adım adım yaratmış olan,   Ankara  ve   en başta  Eroğlu- UBP Hükümeti   olmak üzere  Kıbrıs’taki  yerli işbirlikçileridir.>> 

 

Londra’daki  Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği  Genel Sekreteri  Derman Saraçoğlu’ndan “Kıbrıslı Türklerin yok olma kaygısı” ve gacolar tepkisi ile ilgili görüşlerini içeren bir mektup aldım…

Mektubu iki bölümde yayınlayacağım.  İşte Saraçoğlu’nun görüşlerini içeren mektubun ilk bölümü:

 

Bir an şöyle düşünelim.  Önümüzde orijinal boyutuyla  Picasso’nun  Guernica  adlı ünlü tablosu  olsun.

Eğer   önümüzdeki  bu  büyük tablonun   yalnızca küçük küçük bölümlerine , figürlerine  yoğunlaşarak,     bütünü  görüp algılamadan,   Guernica  tablosunu   değerlendirmeye, yorumlamaya  kalkışırsak,  bir yere varabilmemiz  mümkün olmaz.  İlle de,   ben sadece  resmin  bir köşesindeki  at figürüne  bakarak  bütün resmi yorumlarım   derseniz,  yanılmanız  kaçınılmazdır.   Hatta  çok hatalı ve resmin  bütünüyle  uzaktan yakından ilgisi olmayan   yorumlar da  ortaya çıkarabiliriz.  Örneğin,  sadece at figürüne bakarak, Guernica  tablosunun ,  Picasso’nun  İspanya  İç savaş’ını  yansıttığından  bir haber,   atların yaşamını  anlattığı  düşüncesine   de kapılabiliriz.

Kıbrıs’taki  gelişmeler ele alınırken çoğu zaman tam da böylesi bir bakış sorunuyla  karşı karşıya kalıyoruz.

Israrla  büyük resmi  görmekten kaçınarak, yaşananların neden sonuç ilişkilendirmesi de yapılmadan ,  parça  parça  ve birbirinden bağımsız  yapılan  değerlendirmelerle,  sorunları  tanımlamaya, hatta  çözmeye  çalışıyoruz.   

Ankara’nın  Kıbrıs’la, Kıbrıs’ın kuzeyi ile ilgili stratejik  hedeflerini  göz ardı  ederek, Türkiye’nin  Kıbrıs’ın kuzeyine  yönelik  nüfus politikasını  ve sonuçlarını  göremeden , bu coğrafyada  KKTC  adıyla  sürdürülmeye çalışılan  rejimin, yapısal  niteliği ve bağlantıları ele alınmadan, Tüm bunların Kıbrıs sorununun  çözümsüzlüğü  ile  olan  bağını  algılamadan ,  Kıbrıs Türk Toplumu’nun 

sorunları  sağlıklı bir biçimde tartışılabilir mi? ya da   sağlıklı sonuçlara,  ulaşabilmek mümkün  olur mu? Bunun mümkün olmadığına  günlük yaşamımızda  tanıklık ediyoruz.

                                                                                   ***

Toplum’un  karşı karşıya  kaldığı sorunlara  yataklık eden, temel  çelişkimiz Kıbrıs sorunu  göz ardı edilerek   yapılan tartışmalarda,  doğal olarak  sığlığa düşülmekte  ve  tartışmalar ya sonuçsuz  kalmakta  ya da  hedefte  şaşırılmaktadır. 

Türkiye’den  Kıbrıs’a   taşınmış  Türkiyeli nüfus  ile  Kıbrıs Türk Toplumu   arasında  yaşanan   sorun da,  bu  sığlık  ve  kaçıştan  beslenmektedir.    Tartışmalarımıza  yansıyan  bu  sığlık ve kaçış siyaset dünyamızın  bir ürünüdür. 

Siyaset  dünyasında  uzun  yıllardır hakim olan bu  soruna   karşın,  farklı bakış açıları ile de olsa,  Kıbrıslı Rumlar ile, Kıbrıs Ada’sının ortak sahibi olduklarını  çok iyi bilen  Kıbrıslı Türkler,  siyasal partileri aşarak,  günlük yaşamlarında ,  kendi  lehlerine olmayan   gelişmeleri, örneğin  Ankara’nın  aşağılayıcı dayatmalarını  son yıllarda   daha net  algılayabilir bir duyarlılık içine girmişlerdir. Tüm sindirme girişimlerine ve yapılan manipülasyona  karşın , güvendiği dağlara kar yağmış olsa da Kıbrıs Türk Toplumu, hala bu duyarlılığını  yitirmiş değildir. İnsanımızın  sessizliğini bu yönde yorumlamak  büyük  bir yanılgıdır.    

Bu duyarlılıktandır ki, Toplumun  çok farklı sosyal katmanları, ortak   bir değerlendirmede buluşmuştur.  Bu  da  Kıbrıslı Türklerin,  bir  toplum olarak,  ekonomik, kültürel , sosyal ve siyasal  tüm değerleri ile, Ada  üzerinde   yok edilmekte olduğu, süratle azınlığa düşürüldüğü,  iradesinin  elinden alındığıdır.  Bu algılama,  Kıbrıslı Türklerin  bilincine  çok doğal  bir biçimde,   sokakta, işyeri  ve konut  mahallelerinde, köylerde, kentlerde,  sayıları  katlanarak artmakta  olan  Türkiyelilerle birlikte  ulaşmaktadır.  Sorun,  Bu  realiteye dayalı  algı karşısında, bunun   gereklerini  yerine  getirebilmekle ilgili  toplumun  bir türlü bütünlüklü  bir uzlaşıya varamamış  olmasıdır. Adeta  bu ortak tespite karşın, kendi aralarında  sürece teslim olmayı  düşünenlerle, direnelim diyenlerin kavgası  sürüyor. 

Siyaset yapanların  tehlikeli  gördüğü,  gerek  Ankara’yı  kendileri ile ilgili kızdırmamak,  gerekse  oy kaygısıyla   ellemekten çekindikleri,  yıllarca,  siyaset  üretmeyi  erteledikleri  bu alanda,  vatandaş,  tepkisini  kendince oluşturduğu  yanlış hedefe   yöneltmiştir.  Bu tepki  zaman zaman   sokakta   sefalet  içindeki Türkiyeli çocuklara  kadar uzanabiliyor. Onlara karşı  olmadık nitelemeler  yapılabiliyor.  Ancak  bu duruma bakarak  kimi  aydınlarımızın,  işgüzarlıkla  Kıbrıs Türk Toplumu’nu  ırkçılıkla suçlamaya  kalkması da  kabul edilecek  gibi değildir.

                                                                                     ***

Bu işgüzarların realiteden kopuk  izahları , bir zamanlar ABD’nin arka bahçesine  dönüştürülmüş  Küba’da ,  kendilerine dayatılan  kaderi   reddeden,  Amerikan işbirlikçilerini  alaşağı eden  Küba  halkının,  Amerikalılara   karşı ırkçılık yaptığını  iddia etmeye kalkmak kadar  absürt  kaçmaktadır. 

Kıbrıs’ta  insanımızın günlük yaşamında biriktirdiği tepkinin  bir türlü  doğru adrese kanalize edilemeyişinin  sorumlusu,  sade vatandaşlar  değildir.  Siyaseten,  büyük resmin  görülememesi,   ya da  zümresel  çıkarlar nedeniyle,  etkili sol  siyasal partilerce bile  gizlenmeye  çalışılması sonucu,  bu yanlış adreslenmiş tepkinin  büyüdüğü ,  yerli  Toplum’un  günlük yaşamında derinleşen  çok yönlü  çöküntünün   de katkısıyla  tırmanışa geçtiği  görülmektedir.  Bu  tepkinin  bir an önce doğru adrese kanalize  edilmesi  kaçınılmazdır.   Doğru adres  ise, Kıbrıs’a yerleştirilmiş  Türkiyeli yerleşikler  değil, bunu  uzun yıllar içinde, sistematik olarak çok yönlü ve aşamalı  siyasetleri  ile, ülkeye giriş teşvikleri  ile   adım adım yaratmış olan,   Ankara  ve   en başta  Eroğlu- UBP Hükümeti   olmak üzere  Kıbrıs’taki  yerli işbirlikçileridir.

 

 

 

 

 


 

YARIN: Ankara’nın nüfus siyaseti ve “var oluş” mücadelesi

 

 

 

 

Bu haber toplam 1407 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler