1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hayaliniz Yoksa Başkalarının Hayallerinin Aleti Olursunuz!
Hayaliniz Yoksa Başkalarının Hayallerinin Aleti Olursunuz!

Hayaliniz Yoksa Başkalarının Hayallerinin Aleti Olursunuz!

Mümkün olduğunca indirgeyerek söylersek, temelde iki düşmanı var Kıbrıs’ın kuzeyindeki yeni toplumsal hareketlenmelerin. Bunlardan birincisi siyaset, ikincisi de popülizmdir. Aslında belki ayırmak bile gereksizdir bu ikisini. Çünkü, siyaseti eleştir

A+A-

 

 

Mümkün olduğunca indirgeyerek söylersek, temelde iki düşmanı var Kıbrıs’ın kuzeyindeki yeni toplumsal hareketlenmelerin. Bunlardan birincisi siyaset, ikincisi de popülizmdir. Aslında belki ayırmak bile gereksizdir bu ikisini. Çünkü, siyaseti eleştirenler, aslında onu popülist olduğu için eleştirmektedirler. Popülizmden kasıt ise, çoğu zaman, halkın (belki daha doğrusu partililerin) taleplerinin “ekonomik akıl”dan üstün tutulmasıdır. Kısacası, siyasetle uğraşanlar, “ekonomik akıl” doğrultusunda yapmaları gerekenleri değil, bir sonraki seçimde kendilerine başarı kazandıracak faaliyetleri yapmayı tercih etmekle suçlanmaktadırlar. Yeni toplumsal hareketlenmeler, iki düşmanın yerine, siyasetten, dolayısıyla popülizmden uzak duran, “ekonomik akıl”ın gereklerini yerine getiren bir projeyi koymayı vaat etmektedirler.

Bu konu üzerinde düşünürken, Murakami’den mülhem,“bu insanların gerçek düşmanının siyasal güç değil, hayal gücü eksikliği olduğu geldi aklıma”.[1] Hayal gücü ya da hayal, elbette onların çok fazla rağbet edecekleri bir şey değil. Onlar hayalci değil, gerçekçidirler! Durmadan hayal üreten ve halka hayal satan siyasete karşı olmalarının sebebi de budur aslında. Günümüzde, ideoloji de, siyaset de bitmiştir. Gerçeklerle yüzleşmenin zamanıdır!

Oysa ilginçtir, Zizek, tam da bu tutumun kendisinin fena halde ideolojik ve popülist olduğunun altını çizmektedir. Çarpıcı olduğu için bir kez daha vurgulamak gerekirse, Zizek’e göre, ideolojik ya da siyasi değilim diyen gırtlağına kadar ideolojinin içine gömülmekte, popülizme karşı olduğunu haykıran ise tabir-i caizse, popülizmin Allahını yapmaktadır.

Yazara göre, gerçek bir 68’linin bugüne bakarken “fark edeceği ilk şey, bugünkü dönemin kendini post-ideolojik ilan etmesi olacaktır - ve bu ideoloji inkârı ideolojinin içine iyice gömülmüş olduğumuzun başıca kanıtıdır”.[2]

Çünkü ideolojiyi inkâr etmek, aslında bugün hüküm sürmekte olan sistemin kendisinin bir ideolojinin ürünü olduğunu göremeyecek kadar bu ideolojinin içine gömülmüş olmak anlamına gelir. Zizek’in, İtalyan gazeteci Marco Cicala’dan aktardığı anekdot aydınlatıcıdır. Cicala, yazdığı bir makalede “kapitalizm” sözcüğünü kullandığı zaman, editör ona bu sözcüğü kullanmanın gerçekten gerekli olup olmadığını sorar ve bu sözcüğü, “eş anlamlısı” olan başka bir sözcükle, mesela “ekonomi” sözcüğüyle değiştirmesini önerir.[3] Editöre göre, ekonomi sözcüğü kapitalizmle eş anlamlıdır. Bunun manası, ona göre kapitalizmden başka bir ekonomik modelin imkânsız olmasıdır. Oysa kapitalizm de bal gibi bir ideolojidir. Ama onun bir ideoloji olarak zaferi, bu sözcüğün kullanılmasını dahi gereksiz kılacak boyuttadır. Nitekim Zizek sorar: “Terimin son yirmi otuz yıldır gözden kaybolmuş olmasından daha iyi bir kanıt olabilir mi kapitalizmin bütünsel zaferi için?”[4]

Hülasa, Zizek’e göre, bir ideolojinin ya da siyasetin etkisi altına girmeden toplumsal sorunlara çözüm arayışı içerisinde olduğunuzu söylemek, hele de herhangi bir hayaliniz, bir vizyonunuz, sisteme alternatif bir sistem öneriniz olmadan böyle bir arayışı dile getirmek, aslında var olan sisteme makyaj yapmayı hedeflemekten başka bir manaya gelmez. Ayrıca, bu sizin, farkında olarak ya da olmayarak, hâkim ideolojiye esir düştüğünüzü gösterir.

İkinci düşman olarak görülen popülizm de, Zizek’e göre, bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde kendisini düşman ilan edenlerin muhtemelen farkında olmadan yaptıkları şeydir. Çünkü ona göre, “popülizm son aşamada hep sıradan insanların hayal kırıklığı içindeki öfkesinden destek bulur. ‘Neler olup bittiğini anlayamıyorum, bıktım artık! Daha fazla devam edemem! Buna bir son vermeli!’ çığlığından destek bulur - sabırsız bir patlama, sabırla anlamayı reddetme, karmaşıklığa duyulan öfke ve birinin bütün karışıklıktan sorumlu olması gerektiği yolundaki kesin inanç; bu yüzden de arkada kalıp her şeyi açıklayan bir faile ihtiyaç duyulur”.[5]

Görüldüğü gibi burada popülizmi yapan, doğrudan doğruya hayal kırıklığından ve öfkeden türeyen ve bu hayal kırıklığına ve öfkeye sebep olduğu varsayılan bir faili seçerek ona karşı mücadele eden, anlama çabasından, akıldan ve bir hayalden yoksun toplumsal hareketin kendisidir. Bu hareketin içinde olanlar, işlerin yolunda olmadığının farkındadırlar, hayal kırıklığına uğramışlardır ve öfkelidirler. Ancak işlerin bu hâle gelmesinin sebeplerini anlamaya ne vakitleri, ne de birikimleri yetmektedir. O nedenle hemen, görüneni (ki gözlerinin önünde olan siyasettir) şeytanlaştırarak harekete geçerler. Aslında bir alternatifleri, gerçekleştirmeyi hedefledikleri bir hayalleri yoktur. Hayal güçleri, hâkim ideolojinin dış hatlarıyla sınırlıdır.  

İşte Zizek’e göre, “doğru radikal özgürlükçü politikayla popülist politika arasındaki fark otantik radikal politikanın etkin olması, vizyonunu dayatması, zorlaması, buna karşın popülizmin köktenci bir şekilde geriye dönük olarak etkin, tepkici olması, rahatsız eden müdahaleciye bir tepki olmasıdır. Başka deyişle, popülizm korku politikasının bir versiyonu olarak kalır: kalabalığı yoz müdahaleci korkusunu canlı tutarak harekete geçirir”.[6]

Hayal kırıklığına uğramış ve öfkeli kalabalık kolayca harekete geçer. Kalabalıklaşması kolaydır çünkü birlikte hareket etmek için herhangi bir ortak hayale, ilkelere ve hedeflere ihtiyaç yoktur. Ortak nokta, hayal kırıklığı ve öfkedir. Ortak hayaller, hedefler ve ilkeler koymak sayıyı azaltacaktır çünkü bunları üretmek, anlama çabası, cesaret ve birikim gerektirir. Oysa hayal kırıklığına uğramış, öfkeli kalabalığın içinde, anlamak ve biriktirmek için harcayacak zamanı olmayan, kurulu düzene karşı çıkacak cesaretten nasibini almamış çok sayıda insan vardır.

Ama kolayca harekete geçmek bir yere varılabileceğini göstermez. Harekete geçtikten sonra bir yere varabilmek için harekete geçerken bir hayalinizin olması gerekir. Harekete geçerken hayaliniz yoksa, harekete geçtikten sonra başkalarının hayalleri doğrultusunda manipüle edilme riskiyle karşı karşıya kalırsınız.

Kıbrıs’ın kuzeyi açısından söylersek, elbette hayal kırıklığı ve öfke bir şeydir ama her şey değildir. Sizi harekete geçirir ama bir yere vardıracağı garanti değildir. Daha da kötüsü, sizi başkalarının hayal ettiği ve belki de sizin başta naif bir biçimde arzuladığınızın dışında bir yerlere vardırabilmesidir.

Sanırım, buralarda ortaya çıkmaya başlayan yeni toplumsal hareketlenmeleri değerlendirirken tüm bunları akılda tutmak gerekir!

 



[1] Haruki Murakami, İmkânsızın Şarkısı, çev. Nihal Önol, İstanbul, Doğan Kitap, 2009, s. 75.

[2] Slavoj Zizek, 1968, çev. Sabri Gürses, İstanbul, Encore, 2008, s. 9.

[3] Zizek, s. 50.

[4] Zizek, s. 50.

[5] Zizek, s. 34.

[6] Zizek, s. 35.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1164 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler