1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hayaleti Def Edip 'Kıbrıs’a Kaçmak'
Hayaleti Def Edip Kıbrıs’a Kaçmak

Hayaleti Def Edip 'Kıbrıs’a Kaçmak'

Niyazi Kızılyürek: Ülkemizin üzerinde bir hayalet dolaşmaktadır. Kalıcı bölünme hayaleti… Ve bu durum en çok Kıbrıslı Türkleri tehdit etmektedir

A+A-

Niyazi Kızılyürek

niyazi@ucy.ac.cy

 

 

Ülkemizin üzerinde bir hayalet dolaşmaktadır. Kalıcı bölünme hayaleti… Ve bu durum en çok Kıbrıslı Türkleri tehdit etmektedir. Tarihsel süreç içinde devletsiz ve topraksız bir toplum haline gelen Kıbrıslı Türkler adanın kalıcı bölünmesiyle birlikte Kıbrıs’ta devlet olgusunun parçası olabilme perspektifini bütünüyle yitirecekler. Belki de, Türk ulusu içinde, örneğin Çerkezler gibi, bir topluluk haline gelecekler. Oysa Kıbrıslı Türklerin elinde Kıbrıs’ta federal bir devletin ortağı olma ve o devleti yöneten asli unsur statüsünü ele geçirme gibi çok önemli bir tarihsel olanak vardır. Üst üste yaşanılan düş kırıklıkları, elimizde bulunan bu tarihsel ve siyasi olanakları görmezlikten gelmemize yol açmamalıdır. Yakın geçmişte yaşanan olaylar, örneğin 2004 Referandumları, Kıbrıs müzakerelerinde kronik hale gelen tıkanmalar vs. Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs ülkesinden hiç bir şey beklemeyen, umut etmeyen bir toplum haline getirmemelidir. Unutulmamalıdır ki, bu konjonktürel olaylar karşısında umudumuzu kaybetmemiz demek tarihsel haklarımızdan vazgeçmemiz anlamına gelecektir ki, bu da siyasi bir toplum olarak varlığımızı iyice tehlikeye atacaktır.

Hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar vardır; Kıbrıs Türk toplumu Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları dışında kalıp, yaşadığı ülkede hukuken ve siyaseten “azınlık” konumuna düşmeyen bir toplumdur. Kıbrıslı Türklerin başardığını ne Yunanistan’da yaşayan Türkler, ne de Bulgaristan’da yaşayanlar başarabilmişlerdir. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs ülkesinde tam 51 yıl önce kurulan bağımsız devletin kurucu asli unsuru olmuş, sayıca kendilerinden çok daha büyük, ekonomik olarak da kat kat üstün Kıbrıs Rum toplumu karşısında siyaseten eşit toplum statüsüne kavuşmuşlardır. Kıbrıs ülkesinde egemenliğe, dolayısıyla da devlete ortak olan bir toplumun bugün devletsiz ve hükümsüz kalması tarihin bir ironisi olsa gerektir.

Oysa Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs ülkesinde asli unsur olmaları ve bu statüyü koruyarak sürdürmeleri hiç de kolay olmadı. Türkiye Cumhuriyeti Lozan anlaşmasıyla Kıbrıs’taki haklarından feragat etmesine rağmen Kıbrıslı Türkler, adada sayısal çoğunluğu oluşturan Kıbrıs Rum toplumunun self determinasyon hakkından tek başına yararlanmak suretiyle adayı Yunanistan ile birleştirmesine karşı çıktılar ve uzun yıllara yayılan bir mücadele verdiler. Bu, her şeyden çok bir eşitlik mücadelesi idi. Ve sonunda da bunu başardılar ve Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken devletin kurucu ortağı oldular.

Bilindiği gibi, 1960’lı yıllarda Kıbrıs Rum toplumu Kıbrıslı Türklere verilen hakları “fazla” bularak Kıbrıs Türk toplumuna karşı amansız bir mücadeleye girişti. Kıbrıs Türk toplumunu sıradan bir azınlık konumuna düşürmek için, şiddet de dâhil olmak üzere, çeşitli yöntemlere başvurdu. Buna rağmen Kıbrıs Türk toplumu boyun eğmedi ve eşit statüsünü korumak için en zor koşullarda bile direndi.

 Gerçek olan şudur ki, Enosisi engellemek ve siyasi eşitlik için verilen mücadelede milliyetçi Kıbrıs Türk liderliği ile Özel Harp Dairesi ve aynı zihniyeti paylaşan siyasilerle sivil-asker bürokratlar, adayı temelli olarak bölmek için mesai yaptılar. 1950’li yılların ortasında Taksim tezi Enosise karşı bir tepki olarak ortaya atılmışken, sözü edilen çevreler Enosis tarihe karıştıktan sonra da Taksim politikasından vazgeçmediler. Adanın temelli olarak bölünmesi için ayrılıkçı politikalara aralıksız devam ettiler. Çünkü onlar için önemli olan Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitliği değil, adanın temelli olarak bölünmesi ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs ülkesinden koparılmasıydı. Oysa Kıbrıs ülkesinden kopmak, Kıbrıslı Türklerin asli unsur olarak kuruluşuna ortak oldukları devlet olgusundan da kopmaları demekti. İşte Kıbrıslı Türklerin bugün içinde bulundukları duruma düşmelerinin en temel nedeni budur. Önceleri “Taksim ve sadece Taksim” 1974’ten sonra da “çözümsüzlük çözümdür” diyerek ayrılıkçı politikalara yönelenler, Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs ülkesinin siyasi yapılarından kopararak Türk ulusu içinde eritmeye soyundular. Bu politikalar Kıbrıs Türk toplumunun tarihsel varlığını ciddi biçimde tehlikeye soktu.

Kuşkusuz bunda Kıbrıslı Türkleri eşit siyasi toplum olarak kabul etmek istemeyen ve iki-toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıs Rum devletine dönüştüren milliyetçi Kıbrıs Rum liderliğinin de çok büyük sorumluluğu vardır.

Günümüzde “Son Oyun” adlı bir oyun sahnelenmektedir. Federal çözüm temelinde sürdürülen Kıbrıs müzakerelerinde “sona” yaklaşıldığı, bundan sonra “iki devlete” dayalı yeni bir statükoya geçileceği sık sık dile getirilmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, bir an önce çok-taraflı toplantı talebi de bu senaryonun bir parçası. Kıbrıs Rum tarafına bir kez daha “hayır” dedirtmek veya çözümsüzlüğün sorumluluğunu Kıbrıslı Rumların sırtına yükleyerek “ayrı devlet” modeli yolunda ilerlemek isteniyor. Oysa KKTC’nin adını değiştirmek Kıbrıslı Türkler açısından hiç bir esaslı değişikliğe yol açmaz. Çünkü KKTC’nin veya ilan edilecek Kıbrıs Türk Devleti’nin üzerinde oturduğu topraklar ne Türkiye’ye aittir ne de Kıbrıslı Türklere. Bu basit gerçeği görmezden gelip maksimalist hedefler peşinde koşmak Kıbrıs sorununu uzatmaktan, dolayısıyla da Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs sorununun tutsağı olarak ömür tüketmeye devam etmelerinden  (bu arada kendilerini de) başka bir işe yaramaz. Her yıl, “bu yılın sonuna kadar  çözüm istiyoruz” diyerek iletişimsel taktikler peşinde koşulacağına, yükseklere yerleştirilen çıtayı aşağıya indirip bir an önce çözüme gitmenin yollarını aramak çok daha akılcı olur. Bugün karşımızda Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğine itiraz edebilecek bir Kıbrıs Rum liderliği yoktur. Bu yüzden, Kıbrıs ülkesinden “kaçmaya” devam etmek anlamsız ve anakronist bir milliyetçi saplantıdan öte bir şey değildir.

Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’tan “kaçması” ve Türk ulusu içinde erimesi yerine “Kıbrıs’a kaçmaları” ve asli unsur olarak federal devleti yönetmeleri için Türkiye’nin politikalarını gözden geçirmesi şarttır. Gerçek olan şudur ki, gelinen noktada Türkiye’nin küçük Kıbrıs Rum toplumu karşısında güç politikalarında ısrar etmesinin bedelini Kıbrıslı Türkler ödüyor. Devam eden Kıbrıs Sorunundan ötürü ne Türkiye ne de Kıbrıslı Rumlar Kıbrıslı Türkler kadar kayba uğramıyor. Kalıcı bölünme durumunda da kayıpların en büyüğünü yine Kıbrıslı Türkler yaşayacaktır.

Taksim artık Kıbrıslı Rumlar için bir karabasan olmaktan çıkarak Kıbrıslı Türklerin karabasanı haline geldi. Bu yüzden, hangi görünüş ve kılık içinde endam eylerse eylesin mutlaka def edilmelidir. Kıbrıslı Türkler için çıkar yol Kıbrıs’tan kaçmak değil, sıradan bir “kalabalık” olmaktan çıkarak siyasi bir toplum olduğu tek yer olan Kıbrıs’a kaçmaktır…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1085 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler