1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hangi Gerçekler? Kimin Umutsuzluğu?
Hangi Gerçekler? Kimin Umutsuzluğu?

Hangi Gerçekler? Kimin Umutsuzluğu?

Mustafa Ongun: Umutsuzluk hayatın her alanını ele geçirmiş durumdadır. Kolayca umutsuzluğa kapılmak genel bir özelliğimiz olsa da, sanırım bu sefer durum oldukça farklıdır: umutsuzluk her geçen gün bizi tüketmektedir.

A+A-

 

Artık Maraş gerçeğini görmenin zamanı gelmedi mi?

 

Mustafa Ongun

m_s_logos@yahoo.com

 

Uzun sayılabilecek bir süredir, birçok yazarımız, politikacımız ve bunun yanı sıra çeşitli sivil toplum örgütü, toplumun önemli bir umutsuzluk içinde olduğunu vurgulamaktadır. Hatta umutsuzluk o kadar açık bir hal almıştır ki, artık vurgulamaya bile gerek yoktur. Umutsuzluk hayatın her alanını ele geçirmiş durumdadır. Kolayca umutsuzluğa kapılmak genel bir özelliğimiz olsa da, sanırım bu sefer durum oldukça farklıdır: umutsuzluk her geçen gün bizi tüketmektedir. Bu durumda, umutsuzluk üzerine akıl yürütmek sanırım kaçınılmazdır.

Normal şartlar altında bu konu ile ilgili yazmaya başlamak umutsuzluğun kaynağını sormayı gerektirir. Ancak bizim şartlarımızda bu soru saçma bir soru olacaktır, çünkü sorunun cevabı dünden hazırdır: “umutsuzluğun kaynağı gerçeklerin ta kendisidir; Rumlarla anlaşıp federal bir Kıbrıs kurma ihtimalimiz yakın zamanda gerçekleşecek gibi gözükmemektedir. Sağ zihniyetin yarattığı partizanlık, bencil kişilik yapısı, adalet eksikliği de yakın zamanda aşılacak gibi gözükmemektedir. LTB’nin durumu açıktır ve halkımızın öz kuruluşları adeta peşkeş çekilmektedir. TC’nin vesayeti günden güne artmaktadır. Ekonomik olarak ise her geçen gün daha da zorlu bir durum içine girmekteyiz.”

Bu gerçekleri yadsımak mümkün değildir, fakat gerçekler bunlar olsa dahi, Kıbrıs Türkünün gerçekleri bunlarla sınırlı değildir. Gerçeklere biraz daha farklı yaklaşarak kendimize bakacak olursak, göreceğiz ki bahsi geçen umutsuzluk bize yapılan bir dayatmadır. Ezberlediğimiz gerçeklerden başka gerçekler de mevcuttur ve umut sandığımız kadar uzak değildir.   

Bu iddianın doğru olup olmadığını anlayabilmek için, öncelikle, gerçeklerin iki farklı boyutu olabileceğini görmemiz gerekir. Gerçeklerin birinci boyutu, iktidarın kendi devamlılığını sağlamak için savunduğu ve ihtiyaç duyduğu gerçekliktir. İkincisi ise, toplumun kendini geliştirmesi ve daha ileriye götürmesi için gerekli olan gerçekliktir. Bugün bizi umutsuzluğa düşüren bütün gerçekler aslında ilk türden gerçeklerdir. İkinci türden gerçekler önümüzde durmaktadır ve bu gerçekler umut vadetmektedir.

Bugün içine düştüğümüz umutsuzluğa bu açıdan bakacak olursak, aslında göreceğiz ki, umutsuzluk bizim umutsuzluğumuz değildir. Eğer biz istersek ve iktidara başkaldıracak cesareti bulursak, umutlu olmak için birçok gerçek karşımızda durmaktadır. Önemli olan iktidarın marjinalleştirdiği, ütopik olarak fişlediği gerçekleri görmek ve bunları iktidarın yarattığı gerçeklerin karşına getirebilmektir.

Peki nereden başlanmalıdır bu gerçekleri görmeye? Öncelikle Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne dair umutsuzluğumuz aşılmalıdır. İktidar gerek Annan planını, gerekse Rumların muhafazakârlığını bahane ederek çatışmayı ve zıtlaşmayı ön plana çıkartmaya çalışsa da, en azından biz Kıbrıslı Türklerin basit bir gerçeği hatırlaması oldukça önemlidir. Kıbrıslı Rumlar ve Türkler tarihte yaptıkları gibi şimdi de uzlaşı içinde yaşayabilirler ve uzlaşmak aslında iki topumun geleceği için de en iyi olandır. Uzlaşmanın olmaması başta Kıbrıslı Türkler olmak üzere her iki taraf için de kötü sonuçlar doğurmaktadır ve bu gerçeği Kıbrıslı Türkler çok iyi bir şekilde bilmektedir.

Bilmediğimiz, masanın başına geçenlerin, statükoya yenik düşmekte ve bütünlüklü çözümü gerçekleştirememekte olduğudur. Yanlış anlaşılmamak için vurgulamakta fayda vardır ki, bazılarımız bu gerçeği iyi bilmektedir. Ancak onlar da bu gerçekten yola çıkıp, artık Kıbrıs sorununun çözülemeyeceği sonucuna varmaktan çekinmemektedirler. Kendileri farkında olmasa da, bu kesimden arkadaşlarımız da aslında statükonun gerçeklerine boyun eğmekte ve umutsuzluğun kendisi olmaktadırlar.

Bu noktada bazılarımızın kafasında doğal olarak şu soru belirecektir: peki bu iş klasik anlamdaki görüşmeler ile gerçekleşmeyecekse, nasıl gerçekleşecektir? Bu sorunun cevabı en azından benim için basittir: Federal Kıbrıs hedefine ulaşmak için iki halkın da ihtiyacı olan ortak bir yaşam alanıdır. 38 yıllık aradan sonra iki halkın ekonomik, kültürel ve sosyolojik faaliyet gösterebileceği bir yaşam alanı federal Kıbrıs’ın kaçınılmaz ön koşulu haline gelmiştir. Böyle bir alanı yaratmadan çözüme ulaşmak mümkün değildir. Çözüm yanlısı güçlerin iktidarın yarattığı umutsuzluktan çıkıp, bu gerçeğe yönelik mücadele etmesi gerekmektedir.   

İlk aşamada belki bu mücadele hayali olarak fişlenecek ve bir köşeye atılacaktır. Ancak iktidarın büyüsüne kapılmayanlar için bu mücadele oldukça gerçekçidir. Bu yönde bir mücadelenin olası ve gerçekçi stratejisi uzun zamandır, başta Mağusa İnsiyatifi olmak üzere, bazı siyasi ve sivil toplum örgütleri tarafından dile getirilmektedir: Hayalet şehir Maraş’ın BM gözetiminde iki halkın ortak kullanımına açılması. Böyle bir açılım iki halk için de umut kaynağı olacak ve yukarda bahsedilen birlikte yaşayabileceğimiz gerçeğini tekrardan gün yüzüne çıkaracaktır. İşte böyle bir girişim, iktidarın umutsuzluğu karşısında, halkın umudu olacaktır.

Dahası ve daha da önemlisi, böyle bir açılım sanıldığından daha gerçekçi gözükmektedir. Örneğin Kıbrıs 2015 İnisiyatifi’nin ada çapında 2 bin kişiyle gerçekleştirdiği anket sonuçları bize Maraş’ın açılması ile ilgili önemli bir gerçeği göstermiştir. Bu ankete göre hem Kıbrıslı Türkler, hem de Kıbrıslı Rumlar, ezici çoğunlukla Maraş’ın BM ve AB gözetiminde ortak kullanılabilecek bir alan olarak kabul etmektedir[i]. İki halkın da Masaş’ın açılmasını desteklemesi oldukça önemli ve ümit verici bir gerçekliktir. Ancak Mağusa İnisiyatifi ve birkaç siyasi oluşum dışında toplumun çoğunluğu bu meseleyi yeterince önemsemiş ve Maraş tezi marjinalleşmiştir. Ancak Maraş’ın açılması iki yıl önce bu kadar önemli olmasa bile, artık hayati bir mesela haline gelmiştir ve şu an itibarı ile ortak kullanıma açılması adanın kaçınılmaz gerçeğidir.  

İşte o çok sevdiğimiz umutsuzluğumuzun nedeni, iktidarın, Maraş gibi bütün umut verici gerçekleri bize unutturmasıdır. Oysa Maraş’ın BM gözetiminde iki halkın ortak kullanımına açılması gerçekçi bir yaklaşımdır. Bu gerçeği ciddiye almamak, kendi gerçeklerimizden vazgeçip iktidarın gerçeklerine boyun eğmektir.

Tabii Maraş’ın açılması da önemli adımlar atmayı gerektirmektedir. Öncelikle Rumların konuya siyasi açıdan nasıl baktığının daha derin bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir. Eğer bu analizlerin sonucu ilk yapılan araştırmaları destekler düzeyde olursa, özellikle solun atması gereken iki önemli adım olacaktır. Birincisi, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Maraş’ın BM gözetiminde açılması tezini, seçimin zemini haline getirilmesidir.[ii] Yani, solun çıkaracağı aday Maraş’ın BM gözetiminde açılmasını seçim propagandasının önemli bir parçası yapması şarttır. Aksi taktirde solun adayı da umutsuzluğun bir parçası olacak ve bu sefer geri dönüş olmayacaktır. İkincisi ise, solun tekrardan Güneydeki sivil toplum ve siyasi oluşumlarla mümkün olduğunca ortak hareket etmesi ve TC’ye karşı şeffaf olması gerekecektir. Yani, solun yeni cumhurbaşkanı adayının, Rumların da kabul edebileceği bir ‘Maraş açılım’ programı olmalıdır. Bu planın Kıbrıs Türk halkı açısından umut verici ve yararlı olduğu TC’ye iyice anlatılmalı ve seçimin kazanılması durumunda planın hayata geçirilmesi konusunda onay beklenmeyeceğinin açıkça ifade edilmesi gerekmektedir.

Bu noktada birçoğumuz “bunu yapabilecek  liderimiz var mı?’’  sorusunu soracaktır. Bu belki de haklı bir soru olacaktır, ancak esas sorulması gereken önemli soru bence bu değildir. Liderin bulunması kolay iştir. Önemli ve zor olan statükonun yarattığı boş vermişlik ve risk alma korkusundan sıyrılmış, liderinin arkasında kararlılıkla duracak olan Kıbrıs Türk halkını bulmaktır. Artık halk olarak risk alıp umutsuzluktan kurtulmak için Maraş’ı ortak kullanıma açmanın zamanı gelmiştir.

Bu konuda son söz bu olmasa da, bu yazının son sözü olarak şunu söylemekte fayda vardır: 2000li yılların başında olduğu gibi, solun, umutsuz Kıbrıs Türkünün tekrardan umudu olabilmesi için, ortaya yeni bir Maraş-açılım programı koyması artık kaçınılmazdır.

 



[i] Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için Aysu Basri’nin yazısına bakabilirsiniz: http://magusainsiyatifi.org/index.asp?page=209&hid=49

 

[ii] Dahası, böyle bir zemin oluşturabilmek sadece federal çözüm için önemli bir adım olmayacaktır. Böyle bir oluşum, aynı zamanda, solun tekrardan birleşmesini de kolaylaştıracaktır ve bu da ayrıca bir ümit kaynağı olacaktır. Bugün solun tabanının büyük bir bölümünün Maraş’ın BM gözetimde açılmasını istediğini biliyoruz. Solda bir çok konuda zıtlaşmalar olsa dahi bu konuda çoğunlukçu bir uzlaşı sağlanması mümkündür.


 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1367 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler