1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Hangi Erdoğan...
Hangi Erdoğan...

Hangi Erdoğan...

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan %50 oy alarak 3.üncü kez başbakan olduktan sonra ilk ziyaretini KKTC’ye yaptı. Erdoğan hem bir geleneği yerine getirdi, hem de 20 Temmuz kutlamalarına katıldı. Erdoğan’ın bu ilk KKTC ziya

A+A-

         

 

 

         TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan %50 oy alarak 3.üncü kez başbakan olduktan sonra ilk ziyaretini KKTC’ye yaptı.

         Erdoğan hem bir geleneği yerine getirdi, hem de 20 Temmuz kutlamalarına katıldı.

         Erdoğan’ın bu ilk KKTC ziyareti değildi. Ama bu kez çok farklı bir yol izledi. Birkaç ay önce yaşanan “besleme krizi” nedeniyle bozulan imajını düzeltmek için daha gelmeden önce bazı gazetecileri Ankara’ya davet ederek vermek istediği mesajları ilk ağızdan adaya gönderdi.

         Bunun yanında ciddi bir reklam kampanyası ile 2-3 gün boyunca sanki Türkiye’den sonra KKTC’de de seçime girecekmiş gibi dev bir “seçim” kampanyası hazırlattı.

         KKTC’deki programı da buna göre düzenlenmişti. Ercan’a iner inmez kendisini karşılamaya giden halka seçim otobüsü üzerinden seslendi.

Bu konuşma öncesi “misafir” ve “yerli” bakanların tanıtımı görülmeye değerdi. Sunucu misafir bakanları tanıttıktan sonra sıra yerli bakanlara gelince tek tek yanlarına giderek “siz kimsiniz, adınız, soyadınız ve göreviniz nedir?” diye soruyor aldığı yanıta göre de “yerli” bakanı anons ediyordu.

Erdoğan burada yaptığı konuşmada da gazetecilere Ankara’da söylediklerini tekrarladı.

Ben bu yazımda Erdoğan’ın iç konularda verdiği mesajlara değil, Kıbrıs sorununda verdiği mesajlara yoğunlaşmak istiyorum.

Özetle Erdoğan Kıbrıs sorununda artık bir çözüm olmasını diledi ve zaman sınırı koyarak “2012 Temmuz’undan önce bir çözüm oldu oldu, olmadı daha bundan sonrası yok, ilanihaye Rumları bekleyemeyiz” dedi.

Erdoğan AB’ye verdiği mesajda da Davutoğlu’nun geçen hafta daha Stephan Fule Türkiye’den ayrılmadan açıkladığı “Rumların dönem başkanlığını almasından sonra AB ile ilişkileri donduracakları”nı tekrarladı.

Erdoğan ayrıca toprak konusunda da “Güzelyurt’un verilmeyeceğini, Karpaz’ın da gündemde olmadığını, Maraş’ta da şimdilik herhangi bir adım düşünülmediğini” söyledi.

Cenevre zirvesinde toprak açılımı yapan Türk tarafı, bir hafta sonra en yetkili ağızdan Güzelyurt, ya da Karpaz konusunu bu biçimde gündeme getirirse açılım inandırıcı olmaz.

Nitekim hem Hristofyas, hem de BM yetkilileri bu konuda rahatsızlıklarını dile getirdi.

Ayrıca CHP Genel Sekreteri ve basın sözcüsü Bihlun Tamaylıgil’in önceki günkü basın toplantısında Erdoğan’ın mesajlarıyla ilgili söylediği “Sayın Başbakanın yaptığı açıklamalara bakacak olursak Kıbrıs konusunda CHP’nin yıllardır söylediği ama bir türlü kendilerine anlatamadığını bugünlerde kendisinin yeni idrak ettiğini görüyoruz” yönündeki açıklaması da not edilmelidir.

 Bu mesajlara baktığımızda Kasım 2002’de partisi tek başına iktidar olan, kendisi de 2003 yılı başlarında Başbakan olan Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla “bir adım önde olma” politikasının mimarı Erdoğan’ın 3.üncü döneminde bu politikadan caydığı sonucuna varabiliriz.

Gerçi sayın Erdoğan 20 Temmuz törenlerinde yaptığı konuşmada bugün masada konuşulan çözüm zemininde net bir çözüm istediğine güçlü bir vurgu yaptı. Ancak hem gelmeden önce, hem de geldikten sonra çizdiği tablo hiç de çözüme yardımcı olmadığı için tören konuşması çok da öne çıkarılamadı.

Üstelik KKTC’de bugün iktidarda olan Eroğlu ve UBP zihniyeti bu mesajlardan oldukça mutlu oldu.

Erdoğan’ın Kıbrıs konusunda bugün verdiği mesajlar, dün söylediklerinden çok farklıdır. Dün çözüm ve yalnızca çözüm hem Kıbrıslı Türkleri, hem de Türkiye’yi rahatlatır diyen Erdoğan, bugün ne oldu da şahinlerin 2004 öncesi söylemlerine yakın bir söylemi tercih etti.

Bunun için önce son seçimde ortaya koyduğu vizyona bakmak gerekir.

Seçimden 2 gün önce, 10 Haziran 2011’de yazdığım yazıda başkanlık sistemine geçerek tek karar verici olmak isteyen Erdoğan’ın vizyonunu eleştirmiş ve yazımı şöyle bitirmiştim:   

Benim barışçı bir Kıbrıslı Türk olarak asıl endişem seçim sonrasında da bu tavrın devam etmesi ve bugün durma noktasına gelen Türkiye-AB ilişkilerinin askıya alınması ile Kıbrıs sorununun barışçı çözümünün de uzun bir süre buzdolabına kaldırılmasıdır.

Bana göre bu tehlike çok somuttur.

İşaretleri de vardır.

Bunun yanında KKTC’de son dönemde işbirlikçi UBP’ye istediğini yaptıran ve kurumlarımızı birer birer Türkiye sermayesine devrettiren AKP seçimden sonra da bu oyunu sürdürmeye devam edecek görünüyor. Bu da entegrasyon sürecinin hızlanması “çözüm ve barış” politikasından daha da uzaklaşılmasını getirecektir.

Asıl tehlike budur.

Bu nedenle ben Türkiye’de oy kullanacak olsam bu seçimde AKP’ye oy vermezdim.”

Şimdi ben haklı çıktım demek istemiyorum. Ama Erdoğan’ın seçim sürecinde çizdiği profil hiç hoş değildi.

İktidarının ilk yıllarında oluşturduğu, sonraki yıllarda da geliştirerek sürdürdüğü başarılı “komşularla sıfır sorun” politikasını terketti. Hem ülke içinde, hem de ülke dışında izlediği “sorunlarla yaşama değil, sorunları çözerek ilerleme” stratejisini terketti.

Bu politikalar Türkiye’yi bölgede lider ülke, Erdoğan’ı da bölgenin lideri konumuna taşıyabilirdi.

Şimdiki politikaları ise belki kendisini başkanlık sistemine geçecek olan Türkiye’nin tek yetkili devlet başkanlığına taşıyabilir. Ama bölgenin liderliğine taşımaz.

Kaldı ki ekonomisi krize rağmen büyüyen kaya gibi sağlam bir ekonomi olmadığı da son günlerde en yetkili ağızlardan seslendiriliyor.

Bu durumda Türkiye’nin efelenmeye değil, akıllı ve ayakları yere basan politikalar geliştirmeye ihtiyacı var.

Birileri sayın Erdoğan’a bunu anımsatmalıdır.

Ben her konuda çözüm açılımı yapan, bir adım önde olmayı hep tekrar eden ve pratikte de uygulayan, kazan-kazan anlayışını yaşama geçirmekte arzulu ve istekli olan Erdoğan hükümetlerinin Türkiye’yi düze çıkarmada öncellerinden çok daha başarılı olduğunu düşünüyorum.

Bugünlerde izlediğim Erdoğan’ın ise kendinden önceki siyasi liderlerin politikalarını sürdürmeye heveslenmesi eskiden olduğu gibi Türkiye için tehlike çanlarının çalması demektir. Bunu da hiçbirimiz arzu etmeyiz.

 

 

 

 

Bu haber toplam 693 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler