1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. HALKIN ADALET KONSEYİ
HALKIN ADALET KONSEYİ

HALKIN ADALET KONSEYİ

Halkın Adalet Konseyinin gazetelerimizde yer alan bir bildirisi ve ilanı üzerinde durmak istiyorum. Bu ülkede yıllar boyu Türkiye’den gelip buraya yerleşen insanlarla ilgili olarak pek çok şey konuşuldu ve tartışıldı. Bundan ayrı olarak bu ülkeye ça

A+A-

 

Halkın Adalet Konseyinin gazetelerimizde yer alan bir bildirisi ve ilanı üzerinde durmak istiyorum. Bu ülkede yıllar boyu Türkiye’den gelip buraya yerleşen insanlarla ilgili olarak pek çok şey konuşuldu ve tartışıldı. Bundan ayrı olarak bu ülkeye çalışma için gelen insanlarla da ilgili olarak pek çok şey konuşuldu ve tartışıldı.  Şimdi Halkın Adaleti Konseyi, gazetelerde yayınladığı ilanla bu  sorunu, kendisi açısından,” ırkçılık” olarak ta  tanımlayan bir yaklaşımla,ele almaya çalıştı. Ancak bana göre dili ve meseleyi ele alma tarzı, sorun çözmeye değil, aksine sorunlar üretmeye adaydır. Bunu yaparken de şu vurguyu öne aldı.

“..Bilhassa T.C kimliği hamili çalışanlarımıza uygulanan bu insanlık dışı insanlığı inkar eden uygulamalara derhal son verilmeli…”

Şimdi öncelikle buradan başlamak istedim. Bu ne demektir?  Yani, KKTC’ de, T.C’ lilere dönük olarak, ırkçılık yapılmasına zemin teşkil eden uygulamalar ve yasal temeller mi var?. Hele bunun, “bilhassa “vurgusu ile yapılması,  KKTC’ de T.C kimliğine dönük ayrı bir uygulama yapıldığını ilan etmektir.. Bu doğru olmadığı gibi, bunun böyle ifade edilmesi de maksadını çok aşan sonuçlar doğmasına yol açar..

Çünkü bu vurgu, ilk önce, yıllardır egemen güçlerin statüko sürsün diye yaptığı ve “Kıbrıslılar” ile Türkiye’den gelip adamıza yerleşenler arasında yaratılan düşünsel kırılmayı, daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Ayrıca bu, “bilhassa” vurgusu,  Türkiye kamuoyuna ve Türkiye düşünce dünyasına taşınan ve Kıbrıslı Türklere hor bakan yanlış bir anlayışı daha da, hem de düşmanca körüklemekten başka bir sonuç doğurmaz.  Bunun da kimseye bir faydası yoktur.

İkinci olarak ise,  gerçekten sorunlarla dolu bir çalışma yaşamı içinde sıkıntılar ve problemlerle dolu olarak işleyen ve yaşamaya çalışan insanlar da bu ülkede  yalnızca T.C kimlik sahipleri imiş gibi bir de anlayışın  doğmasına yol açar. Bilhassa vurgusu bunu destekler.

 Ancak bilinmektedir ki bu ülkede binlerce KKTC yurttaşı insan da “kaçak” işçi gibi kayıt dışı ve işsizlikle de perişan yaşamaktadır. Hele genç işsiz sayımız da gittikçe artmaktadır ve kimlikli olarak kimliksizliği, “topraklı” ve vatanlı olarak ta,  vatansızlığı yaşamaktadır.

Ayrıca bu ülkede Pakistanlı, Kazak, Türkmen, Vietnamlı v.s insanlarda  çalışmaktadır. Yani çalışma yaşamındaki sorunlar ve problemler ve  yasalar, yalnızca T.C kimlik hamili insanlar için  sıkıntı yaratmıyor.  Başkasını kolaylıkla ırkçılıkla suçlayanlar için, bu çok yanlış bir tespittir.. Çalışma yaşamındaki sorunlar herkes için geçerlidir.

Şimdi bir başka noktaya değinelim. Çünkü olayın nasıl ele alındığı da çözüm arayışlarını farklılaştıran unsurdur .

“Halkın Adalet Konseyi KKTC topraklarının Türk ulusunun toprakları olduğuna inanır. Dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti’nden KKTC’ne aileleri ile birlikte gelen ve çalışma izni ile bu topraklara yerleşen T.C kimliği hamili kim olursa olsun, KKTC’de kaldıkları sürece kaçak olarak adlandırılmalarını asla kabul etmez”

İşte sorunu ele alış temeli bu olduğuna göre, olaya bakışı ve sorunu çözme konusundaki önermeleri de hali ile çok başka olacaktır. Bundan dolayı elbette ki farkımız olacak ve bunu söylemekte erdemdir.. Çünkü, bu ülkede, “ Allahların” korkusundan bunu açıkça tartışmamak, bozulmayı ve ciddi kırılmayı getirecektir. Bunu yaparken de ortak paydalar üretmeye önem vermek gerekir.  Bunu ele alacağız. Ancak H.A.K bildirisinde

“KKTC de çalışma izinli anne babadan doğan çocuklarında okul bitirmelerine ve en önemlisi reşit olmalarına rağmen, KKTC’ de kimliksiz, vatansız duruma düşürülmelerine ve kaçak diye adlandırılmalarını çağımızda Medeni dünyada asrın   en büyük ayıbı diye kabul edilmektedir” demektedirler.

Peki bundan çıkan sonuç nedir? .Bu insanlar gerçekten ifade edildiği gibi kimliksiz mi? Hayır, bu durumda T.C kimliğine sahiptirler. Ha ciddi bir sosyal problem olur. Vatana bakışta ve aidiyette  kendini konumlandırırken sorun var. Doğru.. Ama bu o bağlamda ele alınması gereken bir sorundur. Bu sorunu o tarzda ortaya koymaya ve ele almaya ve çözüm için çalışmaya kimse yok diyemez.

Ama burada H.A.K bildirisinde açıklıkla ifade edilmeyen, ama gerçekte esas talep edilen nokta ise çok başkadır..Bu da ilk yaptığım alıntıda vurgulanan, KKTC’nin,  “Türk ulusunun” toprağı olduğu  ve Türkiye’den KKTC’ ye isteyenin iş kurmak, iş yapmak,yerleşmek ve çalışmak için  çalışma ve iş kurma ve ikamet izni almadan gelebilmesi talebidir. Yani, Kuzey Kıbrıs; Türk ulusunun toprağı olduğuna göre, gelen herkese, KKTC yurttaşlarının sahip olduğu her hakkın tanınması gerekir ki kimse “kaçak” durma düşmesin. Öyle mi? Kardeşim, Türkiye’de dahi mevsimlik veya inşaat işi ile ilgili olarak, bir vilayete gelenlere, dahi valilikten izin istenir. Türkiye, “Türk Ulusunun” toprağı ise, nasıl olurda Orduya, yada başka vilayete çalışmaya giden T.C Yurttaşlarına valilikten çalışma, oturma izni alma ve iş bitince de gitme zorunluluğu getirilir?

İster, “Kıbrıslı”, isterse Türkiye’den gelen olsun, bazı doymak bilmeyen kesimlere, ucuz iş gücü elde etmek adına, bu ülkede hem bu insanlar, hem de yurttaşlarımız için yıllarca kaçaklık ve kayıt dışılık bir zül olarak yaratılmıştır. Tam bir rezalet yaratılmıştır. Şimdi de talebin altında yatanın bir bölümü de budur. Ucuz ucuz insanları çalıştırmak için pınar aksın!  Kural ve nizam yok. Bundan ayrı olarak bu ülkede şu veya bu şekilde iş dünyasına giren veya girmek isteyen herkes de bu imkanı, sonuna kadar, sınırsız ve kuralsız olarak kullansın!

“KKTC VE TÜRK ULUSUNUN TOPRAĞI”!.

Bir kere KKTC’ye, “Türk ulusunun toprağı” diye bakmak, böyle tanımlamak, bence fetihçi bir anlayıştır. Bu anlayış, evrensel alanda hem bizi, hem de  Türkiye’yi zora sokan ve aştığımız zan ettiğim,  ama olmadığını yeniden gördüğüm, eski demode bir anlayıştır.. Üstelik, Türkiye’de şimdilerde, yeni Anayasa tartışmaları içinde, her şeyi, Türk –Sünni olgusuna indirgeyen,  dinsel, etnik, farklılıkları görmezden gelerek, Türkiye’de oldukça sıkıntılar yaratan, eski süreci, aşmak için yapılan tartışmalar ve ulaşılan anlayışa da aykırıdır.  Türk, Kürt, Alevi, Sünni ve diğer kültür ve kimlikleri de Türkiye Cumhuriyeti bütünlüğünde demokratik bir birleşmeye götürmeye çalışan yeni arayışlara da terstir bu zihniyet.

Ben, bu toprakları vatanım olarak görürüm ve Kıbrıs ‘ın, Kıbrıslı Türklerin ve Rumların Ortak vatanı olduğuna inanırım. Bu, Ortak vatanın da barış içinde var olması için, yaşadığımız tüm tarihsel süreçlerin sonuçlarını, karşılıklı kabulle, demokratik ve hakça bir sonuca götürmesi gerektiğine inanırım. Bu bağlamda, 1974 sonrası, Kıbrıs’a gelip yerleşen yurttaşımız olan Türkiye’den insanlarla, bu çözümde, hep birlikte, biz olmamız içinde, ister ANNAN Planında olsun, isterse daha sonraki görüşme süreçlerinde olsun, yer almalarının kavgası verildi.  Sonuçta, bu  siyasi ilke olarak evrensel kabulle birlikte yer etti. AHİM verdiği kararla da siyasi ve hukuksal ve ilkesel olarak bunu, mülkiyet temelinde de vurguladı.

 Şimdi nasıl olurda, Halkın Adalet Konseyi bir sorunu aşmak adına attığı adımda, KKTC,” Türk ulusunun toprağıdır” der? O zaman bu görüşme süreçlerine hepten karşı çıkmaları ve fetihçi bir yaklaşımla faaliyet sürdürmeleri gerekir. Ayrıca, bu ifadelerler ve yaklaşımla da, evrensel kabul gören ve Referandumda da adanın geleceğini belirleme hakkına sahip olma olgusunda yer alan, KKTC Yurttaşları bütününün, geri dönülmez bir şekilde yaralanmasına da katkı  sağladıkları açıktır..         KKTC, eğer Türk Ulusunun toprağı ise ve herkes istediği gibi gelme, yerleşme, çalışma hakkına sahipse, o zaman, Halkın Adalet Konseyi, KKTC yurttaşlarının hakları ve varlıkları için ne der?

Ha, herkese vatandaşlık verilsin ise görüşleri ki örtünün altındaki öz budur, kimse kusura bakmasın, ama ben bunu, bu günlerde yaklaşan seçimlere yormaktan başka bir şey düşünmem. Bu kadar açıktır ve durudur görüşüm. Bununda hiçbir yurttaşımıza huzur ve sükun getirmediği de siyasi geçmişimizde vardır ve  açıktır.

Unutmayın, zamanında Türk Birlik Partisi, TKP’ ye destek gitmesin diye kuruldu, statüko sürsün diye herkesin geleceği karartıldı, bu 12 Eylül darbesinin Kıbrıs ayağı ile.  Eski milletvekili Kenen Akın açıkladı. Dönemin T.C Büyükelçisi İnal Batu’nun kendinse söylediğini aktardı Kıbrıs Gazetesinde Dilek Çetereisi’ne;  Yeni Doğuş Partisi; “ Oylar, CTP’ye gitmesin diye kuruldu” dedi. Bunlarla statüko sürdürüldü. Ne oldu ? Aşmak için, kırılmaları tamir etmek için, herkes yıllarca uğraştı durdu.

Şimdi, statükonun yarattığı ucuz emek ve kaçak işgücü ile hem KKTC yurttaşlarının, hem de o insanların içine sokulduğu sorunu aşmak için uğraşacağımıza,  fetihçilik kokan ve dar milliyetçiliğe soyunan zihniyetlerle, seçim hesaplarına soyunan “toplum mühendislerin”,sözde mühendislik hünerlerinin bir parçası olan seçmen ve yurttaş sayısı ile oynama zeminlerine pergel açmak mı meziyet? Kırılma noktalarını azaltmak mı yoksa artırmak mı gerekir?..

KKTC de sorun var. Ama en büyük sorun kendini hala; ne o,  ne bu olarak göremeyen KKTC Yurttaşları sorunudur. Bu ülkenin yurttaşları kendilerini ne olarak görüyorlar? H.A.K bildirisinde isimler;  “ T.C -  KKTC” olarak ifade edildi. Neden?  Bundan böyle başkaları da kendilerini ,  U.K-  KKTC,  K.C - K.K.T.C,  AUS- KKTC, Alman –KKTC falan diye mi tanımlasınlar? İşte dedim ya, en büyük sorun, KKTC yurttaşlığındadır. İşte bu yaklaşımda,memleketteki sorunu, bu yanı ile de yansıtmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1071 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler