1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. HALEP ORADAYSA, ARŞIN DA BURADADIR…
HALEP ORADAYSA, ARŞIN DA BURADADIR…

HALEP ORADAYSA, ARŞIN DA BURADADIR…

Şimdi bu ülkede akıl bizi yaşadığımız süreçlerde yönetiyor mu? Bence buna yok demek doğru değil. Evet, bizi bir akıl yönetiyor ve etkiliyor. Ama hangi akıl? Bunu sormak gerekir. Meclis’e, “ Özelleştirme Yasası” sunuldu. İşte simdi hangi

A+A-

 

 

 

Şimdi bu ülkede akıl bizi yaşadığımız süreçlerde yönetiyor mu? Bence buna yok demek doğru değil. Evet, bizi bir akıl yönetiyor ve etkiliyor. Ama hangi akıl? Bunu sormak gerekir. Meclis’e, “ Özelleştirme Yasası” sunuldu. İşte simdi hangi akıl sorusunu sorma zamanı.

Bakın, Kıbrıs sorunda “end game” denen sürece doğru gidiyoruz. Herkeslerde biliyor ki 1 Temmuza kadar olan bu süreç çok önemli. Cumhurbaşkanı New York’a gitti. Şimdi eğer bu topraklardaki akıl hakim olsa, toplumun siyasi yaşamına, 1 Temmuza kadar,  toplumsal dikkati dağıtacak konuları gündem getirmezdi. .

Ama heyhat. Bile bile, göre göre Özelleştirme yasası gibi toplumda giderek derinleşen kırılma noktalarına, şiddetli bir basınç getirecek olan yasa, Meclise sevk edilidi.. 1 Temmuz öncesi ve tam zirve döneminde! Tam bir provakasyon ve Kıbrıs sorununu dinamitleme girişiminin en güzel örneklerinden biri.

İkinci olarak bu yasa tasarısı, gerçekte şimdi yaşadığımız ekonomik ve demokratik sorunları çözecek mi? Hayır. Bir kere,  eğer, bu topraklarda yaşayan bir akıl varsa, bu akıl öncelikle ekonomik determinizmle, bu ülkenin sorunlarına çare bulunamayacağını çoktan görmesi gerekirdi. Bu ülkenin sorunlarına çözümün en temelinde yatan , ekonomik, Anayasal ,demokratik ve, siyasal yapıda değişim ve reform dinamiğini birlikte ele almasıdır...

Halbuki bu topraklarda şekillenmeyen bu akıl, ekonomik sorunlara çare arayışına çıktığında, bu bütünlüğü göz ardı ettiği için,  ekonomik çıkmazı derinleştiren, esas sorunu, daha da derine iten adımlar atmaya başlamaktadır..Nasıl mı?

Karar alma süreçlerinde devletin rolünü ve etkisini daha da artırarak, demokrasiyi yarım biçiminden daha da gerileterek, halk iradesini es geçerek, dayatma ile  bu sorunu çözmeye çalışmakla... Bundan ötürüdür ki ekonomik sorunlar daha da derinleşmektedir, uyguladıkları programa rağmen.

Ticaret Odası Genel Kurulunda konuşan Ticaret Odası Başkanı Sayın Günay Çerkez,  “devletin ekonomiden çekilmesini” talep etti. Bunun içinde özelleştirmeye önem verilmesini talep etti. Şimdi sormak gerekir, özel sektörün önünü açacağı ifade edilen söz konusu program döneminde, devlet elini ekonomiden çekti mi? Yoksa daha fazla ekonomiye müdahil mi oldu?

Bir kere bütçe açığını azaltma, geliri artırma iddiası ile yola çıkan ve özel sektörün önünü açacağını söyleyen bu program,  dolaylı vergileri daha da artırdı. Fiyat İstikrar Fonu artırıldı. Resen vergi despotizmi ekonominin ve iş adamının üstüne salındı. Her şey artırıldı. Siyasi baskı ve siyasi talan ekonomik faaliyetin önüne çıkarıldı.

İthalatın 1 milyar 680 milyon dolar olduğu dönem olan 2008’de alınan ithalat vergileri ile ithalatın %10- 15 civarında düştüğü, 2010 ve 2011 yılındaki ithalattan alınan vergilerde, en az % 20 daha fazla artış sağladı devlet, bu “kurtarıcı ekonomik paketle”. Bu piyasadan çekilen ve alınan bir para oldu. Ne oldu? Bütçe açığı azaldı mı?

 Aksine, 2011 yılında muhasebe oyunları ile geçen yıl ödenmesi gereken pek çok devlet yükümlülüğü 2012’ye ötelendi. Bu yüzden reel olarak doğan açık gizlendi. Şimdilerde otobüs şoförlerinden, burs almayan öğrencilere, ödemeleri yapılamayan üretici ve mütehahitlere kadar, herkes geçen yılki “alacağımı öde” diye sokaklara dökülüyor.

Peki, sormak lazımdır. Nasıl olur da özel sektörün önünü açacağı söylenen ve ekonominin de  %5  büyüdüğü iddia edilen bu dönemde, işsizlik artar? Geçtiğimiz günlerde, dünya borsalarında bu kriz ortamında bir iyimserlik doğdu. Nedeni ne bilir misiniz?. ABD’ de işsizlik sayısında 50 bin gerileme yaşanması.

 Peki nasıl olurda ekonominin geliştiği söylenen,%5 büyüdüğü söylenen  bu, şartlarda, KKTC’ de işsizlik artar?

 Ayrıca,  ekonomik tedbirler adı altında uygulanan bu adımlar, sonuç itibarı ile Günay Çerkez beyin ,”ada ekonomisi” dediği bu ülkede, enflasyonun azmasına da yol açtı. Dünya ekonomisindeki gelişmelerin üzerine, artırılan dolaylı vergiler, fonlar, ek yük olarak bindi. 2011 de enflasyonun %15 lere tırmanmasına yol açtı. Bu ise ekonomik gerileme yanı sıra, hizmet sektörünün önde olduğu KKTC de pahalılığa yol açtı.

Bu Güney beyin ifade ettiği “rekabet edilebilirlik” imkanını daha da azalttı .Ne halse, bu,” rekabet edilebilirlik” kavramının arkasına, hep ucuz iş gücüne ulaşmak için saklanılır da, bu rekabet edilebilirliği darbeleyen, diğer esaslı faktörlerin yol açtığı,  enflasyonist etkiyi artıran, mal ve hizmetleri pahalılaştıran ve esas olarak, bizi rekabet edilebilirlik noktasından uzaklaştıran diğer siyasi, bürokratik  ve ekonomik  faktörlere hemen hemen hiç değinilmez.

Bu paket uygulaması, gerçekte  devletin ekonomi üstündeki baskısını ve  gücünü daha da artırdı. Nasıl mı? Demokratik katılımı geriletti, darbeci anlayışları artırdı. Üstelikte Meclis ve halk iradesinin inisiyatifini daha da darbeledi.. Bu gün, düne göre KKTC devlet ve Türkiye bürokrasisi, halk iradesinin daha fazla önüne çıktı. Artık karar alma süreçlerinde bürokratik hakimiyet öndedir. Bu ekonomiyi çıkmaza soktu. Demokratik yapıyı daha da darbeledi ve halk iradesini daha da yaraladı ve herkesin hem devlete, hem de yurduna daha da yabancılaşmasın yol açtı.

Elektrik ve Telekomünikasyonda yapılan grevler bu nedenle haklı ve meşrudur. Özelleştirme yasasının en azından hazırlanması hangi yerde yapıldı?. Kimin görüşü alındı. Öyle bir hükümet var ki bankacılığa dönük faiz düzenleme yasasını dahi eline yüzüne bulaştırdı. Cumhurbaşkanlığından geri döndü.

Şimdi soralım bakalım, Kıbrıs Türk Petrolleri özeleştirildi. Ne oldu, devletin ve özel sektörün önü mü açıldı? Benzin ve mazot fiyatları mı düştü? Yeni ürün çeşitleri ve hizmetler mi  devreye girdi? Yeni yöntemler ,yeni yatırımlar mı devreye girdi? Rekabet mi arttı?

Üstelik KIB- TEK, Telekomünakasyon,  Kıb-PET, devlet bütçesinden katkı almayan, aksine devlet Bütçesine katkı sağlayan alanlardır. Bunların özelleştirilmesi ile yük mü atılacak? Yoksa çok dar bir tekelci bir çevreye yüklenme mi sağlanacak? Olanlar tekelciliğin, özel temelinde gelişmesi demektir.

Bu nedenle Kıbrıs sorunun bu kritik aşamasında atılan bu adımlar tam bir akıl dışılıktır. Çünkü bu adımı attıran akıl bu toprağın aklı değildir..

ÖZEL- LEŞ-TİRME dir yapılan Kıbrıs Türk halkının iradesini darbelemektir bütün olan biten... 30 Ocak’ta tüm yurtseverim diyenler, ama herkes, sendikaların, iş ve esnaf örgütlerinin, üretici birliklerinin, siyasi partilerin çağrısına uymalı ve “halkız varlığız” diye meydana çıkmalıdır. Artık, “Halep Ordaysa, Arşın da Buradadır” deme zamanı geldi.Öyle slogan ve pankart fetişizmi ile değil Halep Oradaysa, Arşın da Buradadır diyerek, tam bir, “ Birlik, Mücadele ve Dayanışma “ anlayışı ile çıkılmalı yola . Ne pankartı,ne yaftası,  yürekler, gözler ve beyinler konuşmalı….

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1478 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler