1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Gurur Hepimizin, Utanç Günahkârın!
Gurur Hepimizin, Utanç Günahkârın!

Gurur Hepimizin, Utanç Günahkârın!

Coetzee’nin daha önce birkaç kez bu köşeye konuk ettiğim Kötü Bir Yılın Güncesi adlı kitabını karıştırıyordum geçen gün. Okurken altını çizdiğim bir paragraf dikkatimi çekti. Şöyle diyordu yazar: “Birkaç gün önce Sibelius’un beşinci senf

A+A-

 

 

Coetzee’nin daha önce birkaç kez bu köşeye konuk ettiğim Kötü Bir Yılın Güncesi adlı kitabını karıştırıyordum geçen gün. Okurken altını çizdiğim bir paragraf dikkatimi çekti. Şöyle diyordu yazar: “Birkaç gün önce Sibelius’un beşinci senfonisini seslendiren bir konser dinledim. Son notalara yaklaşırken bestenin hedeflediği o dev, kabaran duyguyu aynıyla ben de hissettim. Senfoninin yaklaşık bir asır önce Helsinki’de ilk kez çalındığı konserde Finli bir dinleyici olmak ve aynı kabaran duyguya teslim olmak acaba nasıl bir şey olurdu diye merak ettim. Cevap: Herhalde gurur duyardım, bizden birinin böyle sesleri bir araya getirebilmesiyle, biz insanların böyle şeyleri yoktan üretebilmesiyle gurur duyardım. Bu duyguyu bir de Guantanamo’yu bizim, bizim insanlarımızın yapmasının utancıyla kıyaslayın...”.[1]

Kanımca çok tuhaf bir insanlık, özelde söylersek, çok tuhaf bir Kıbrıslı Türklük hâlinin altını çiziyor Coetzee. Öyle ya, hepimiz ne kadar da meraklıyız bir Kıbrıslı Türkün özellikle uluslararası alanda elde ettiği başarılardan söz etmeye. Sanki o kişinin o başarıyı elde etmesinde zerrece katkımız varmış gibi, hemen Kıbrıslı Türklere olanak tanındığında dünyayı nasıl da tersine döndürebileceklerini anlatmaya başlarız. Meliz’in katıldığı yarışlarda elde ettiği dereceler, Eliz Maloney’nin şampiyonlukları, Derviş Zaim’in uluslararası festivallerde elde ettiği başarılar, her Kıbrıslı Türkün göğsünü nasıl da kabartır!

Ama iş tek tek Kıbrıslı Türklerin başarısızlıklarına, işledikleri suçlara, yaptıkları ahlaksızlıklara gelince, hepimiz bir anda sorumluluktan kurtuluruz. Bu olumsuzluklar tamamen o kişinin marifetidir çünkü ve bizim bunlarda herhangi bir biçimde dahlimiz yoktur.

Bana sorarsanız, Kıbrıslı Türklerin başarılarıyla gurur duymak da makul bir şey değildir aslında. Sırf iki kişi aynı topluma ya da halka mensup diye birinin canını dişine takarak elde ettiği başarılar neden gururlandırsın ötekini? Ha, birinin başarılı olabilmesi için bütün toplum çaba göstermiş, belirli fedakârlıklarda bulunmuş, en azından başarılı olana katkı yapmışsa o zaman başka tabii. Ama ben kendi adıma rahatlıkla itiraf edebilirim ki, maalesef ne Meliz’in, ne Eliz’in, ne de Derviş Zaim’in yaptıklarına en ufak bir katkım oldu bugüne kadar.

Oysa özellikle benim halkımın seçtiklerinin yapıp ettikleri söz konusu olduğunda aynı şeyi söylemek mümkün mü? Lefkoşa Belediye Başkanı belediyeyi bu hâle getirdiyse bugün, bunda ona bu kadar yüksek oranda oy veren Lefkoşalıların hiç mi sorumluluğu yok mesela? Daha da genişletebiliriz bence sorumluluk kümesini. Mesela o gün çeşitli sebeplerle sandığa gitmemeyi tercih edenler vardı. Onlar da sorumlu değil midirler olan bitenden? Bugünkü başkana değil de başkalarına oy verenlerin önemli bir kısmı bile sorumludur bence. Yeterince uğraştılar mı başka birinin seçilebilmesi ve Lefkoşa’nın bu hâle gelmemesi için?

Aramızdan birinin başarılarına ortak olurken bu kadar paylaşımcı, yine aramızdan olan, hatta bulunduğu göreve bizim sayemizde gelen birinin başarısızlıkları söz konusu olduğunda bu kadar bireyci olmamız şaşırtmıyor mu sizi de?

Bence artık şapkayı önümüze koyup, eğri oturup doğru konuşma zamanıdır. Bizden birinin başarılarıyla gurur duymamızın temel şartı, onun o noktaya gelebilmesinde bir payımızın olmasıdır. Bizden birinin başarısızlıklarında sorumluluktan kurtulmanın yolu ise, onun yaptıklarını yapmasını engellemek için elden gelen her türlü çabayı göstermiş olmamızdır.

Hep birlikte itiraf edelim artık: Hemen hemen tamamı okuma yazma bilen, yüzde bilmem kaçı üniversite mezunu olan bir halkız ama cehalet ve ahlaksızlık diz boyu. Aramızdan çıkıp da başarılı olanlar, canlarını dişlerine takıp, tırnaklarıyla kazıya kazıya, sayemizde değil, bize rağmen bir yerlere geliyorlar. Ve eğer başarısızsa bizi yönetenlerden bazıları, bunun temel sebebi, kurulmasına hep birlikte el verdiğimiz düzenin bu insanların bir yerlere gelmesini kolaylaştırmasından başka bir şey değil.

O nedenle gelin bu yazının başlığını ters çevirelim bence: Gurur, her şeye rağmen başarılı olanların, utanç hepimizindir!    

 



[1] J.M. Coetzee, Kötü Bir Yılın Güncesi, çev. Suat Ertüzün, İstanbul, Can Yayınları, 2009, s. 53.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 825 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler