1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Gürkan Uluçhan’dan Öyküler
Gürkan Uluçhan’dan Öyküler

Gürkan Uluçhan’dan Öyküler

ZAMANIN AŞKI İnsanın her yönünü, kendisine büyücek bir ayna tutarak göstermenin en etkili yollarından biri, sanatın bir biçimi olan yazıdır… Yazının, sanatın düşünen, duyumsayan insan beyninin en ince kıvrımlarından doğarak, varlık bulduğunu söyley

A+A-

 

ZAMANIN AŞKI

İnsanın her yönünü, kendisine büyücek bir ayna tutarak göstermenin en etkili yollarından biri, sanatın bir biçimi olan yazıdır… Yazının, sanatın düşünen, duyumsayan insan beyninin en ince kıvrımlarından doğarak, varlık bulduğunu söyleyebiliriz.

Akıl ve yüreğin buluşmasındansa yüksek düzeyde ve kalıcı nitelikteki yaratılara ulaşılır.

Gürkan Uluçhan’ın (sanırım) ilk öykü kitabı “Zamanın Aşkı” çıktı. ‘Sanırım’ diye yazmamın nedeni, Gürkan’ın, kitabında, kendi ‘Özgeçmişiyle’ ilgili bir veri olmadığı… Gürkan’ı uzun süredir tanırım ama şiirle uğraştığını bilirdim…

Kitapta iki bölümde yer alan on dört öyküyü ki, “Zamanın Aşkı” adını verdiği bölümde Terminal, Çember, Kürtaj, Barda, Örümcek, Deniz Kızı, Hidebehind, Kızgın Kumlara Düşen Serin Damlalar, Zuhal Olcay Şarkıları, küpe ve Zamanın Aşkı…

“Resimden Doğan”, başlıklı ikinci bölümde ise: “Oda, Kırık Kolon ve Çığlık”… başlıklı öyküleri neredeyse kitabı elimden bırakmadan okumaya çalıştım; çünkü, daha ilk öykü kitabında, “oldukça özgün bir öykücü kimliğiyle” karşımıza çıkıyor yazar… Ve, yazınla ilgilenmesi, öykülerinde, betimsel öğeleri yoğunca kullanımı bu öykülere apayrı bir boyut katıyor. Gürkan, elmayı kabuğundan soyup göstermiyor… Her ikisinin tadını, rengini, şiirsel hazzını bir bütünsellik içinde veriyor.

“Kızgın Kumlara düşen Serin Damlalar” adlı öyküden bir örnek vereyim bu konuda: “Sıcak, her yaz göbeğinde tekrarlanan bir nakarattır adada. Bu, adayı ilk kez görenler için yeni duydukları bir şarkının keşfe değer nakaratıyken, kimileri için de her yıl söylenen kutsal bir ilahinin hüzünlü ve belirsiz ilahisidir…”

(…) “Konuşmadığımı söylüyorlar, konuşamadığımdan dolayı deli olduğumu iddia ediyorlar. Oysa ben, çok fazla konuştuğumdan dolayı kendimden şikâyetçiyim… Çok fazla konuştuğumdan bu delilik (…) Her şey iki tane olmalı adamda… Aşk bile…” (Oda- Vincent Van Gogh.)

ÇOK BAŞARILI…

Bu öykülerde dili son derece akıcı olan Gürkan Uluçhan’ın, kullandığı, “iç konuşmalar, serbest çağrışım ve geri dönüş” tekniklerini ve edebiyatla – sanatı kullanımını kutlamak gerek…

Biçem zenginliği ve yetkinliği dikkati çektiği bu tür çalışmalarını da sürdürmeli…

Aslında bunlar, hüzün ve duyguyla kotarılmış… hayattaki gerçeklikle hayaldeki gerçekliğin harmanlanarak yansıtıldığı öyküler…

Giderek bireyselleşen, birçok toplumsal değerlerinden kopan dünyadan nasibini  alan… mekanikleşen dünyamızda yitirilen değerlere, uçup giden hayallere ve özlemlere karşı birer iç çekiş…

İnsanlar arasındaki iletişimsizliği, duyguların sağırlaşmasını, yaşamın içindeki kısırdöngüyü hiç sıkmadan, dilinin akıcılığı ve sözcük dağarcığının zenginliği ile verebilen Gürkan Uluçhan’ın devam ederse çok başarılı eserlere imza atacağına kuşku yok…

***

Son söz olarak: Bir tek konuda onu uyarmak istiyorum: Türkçe yazım ve dilbilgisi kurallarına dikkat ve özen göstermesi… (Birkaç örnek vermek gerekirse: S: 67’de rum (R) ve türk (T), Yaradan (y) büyük (tamam), tanrı’da (t) küçük vb…(Bunları kolaylıkla düzeltebilir Gürkan…)

Yeni öykü ve kitaplarında üstün başarı dileğiyle…


 

Tufan Erhürman’dan üçlemenin son kitabı

YAZIŞMA

“Yüzleşme” ve “Yozlaşma”dan sonra, üçlemeyi “Yazışma” ile tamamladı Tufan Erhürman.

Her zaman yaptığım gibi bazı cümlelerin altını çizerek, notlar alarak okudum kitabı ama sanırım “başucu” kitaplarımdan biri olacak…

İnsan, bir kez daha anlıyor ki, bir yazar, ‘Evrensel Kültür’ ile ne kadar haşır neşir olursa, o denli başarılı oluyor ve okuyucusuna da taşıyor bunu…

Tufan, bizi zamandan ve mekândan koparıp, öyle çok dolaştırıyor ki edebiyatın pınarlarında… sonra da öyle bir bırakıveriyor ki… o ağır düşünce – sorgulama tünellerinden sonra kendi zaman ve mekânınızda en ‘sade ve yalına’ ulaşıyorsunuz. Çünkü,

O, bin yılların sesini, bugün’ün sesine katarak işliyor konularını…

Bütün bir insanlık sesini, duygu ve yürek vuruşlarını, kendine ‘iş’ daha da ötesi ‘dert’ edinmiş bir yazarın işi bu…

ÜÇ KİTABIN ÖZÜ

Bu kitabı bitirdikten sonra diğer iki kitabına (Yüzleşme – Yozlaşma) yeniden göz attım Tufan’ın. Edebiyatın (mı demeli) ötesinde sorunları deşen, dert edinen, sorgulayan, sorular soran ve sorduran (ve bunları, edebiyatın kuralları içinde ustaca yapan bir yazar o). Doğal yazılarını da okuyorum dergilerde. Çok okuyan / soran / sorgulayan bir yazar olarak, her çalışmasında farklı düzgeler kuruyor ve bu düzgelerle okuru ve kendisini farklı didikleme süreçlerine sokuyor.

Bu didikleme süreçlerine, dil ile giriştiği hesaplaşmasını ve düz bir yazıda dahi “farklı bir dil kurma çabasını” da ekleyebiliriz… (Üç seri kitabı incelendiğinde, farklılıklar gösterdiklerine tanık olabiliriz. Bu da, onun edebi gücünü gösteriyor.

Hatta, ben şöyle de diyebilirim:

Sanki o, dillerin, sözlerin, işaretlerin ötesinde bir yazı kurmak istiyor… Dilin dışındaki varlığı, sözle anlatılamayanı… varolanın kendisini aktarmak istiyor…

KENDİNE ÖZGÜ BİR SÖYLEM…

Bu üç kitap ise, “anlatıyla – denemenin” bir harmanlanışı gibi. Bir de, “İnsanın kendine – İnsanın diğerlerine yabancılaşması gibi…”

Bu, onun ‘yazın çalışmasına’ seçtiği zaman ve mekân yanında,  “yaşanan düzenin” de bir sonucu olmalı… çünkü, yabancılaşma, bir düzenin sonucudur…

Bu yabancılaşma, onun yazılarında, “kendine özgü bir söylem” kazanmasını sağlıyor…

Ben, Tufan’la ilgili bir düşüncemi de yazmak istiyorum: O, ülkemizin tam anlamıyla “gerçek bir aydını…” çünkü, aydın oluş, kişinin sahip olduğu “bilgi donanımıyla” ilgili değildir – kişinin, sahip olduğu bilgileri, doğru kullanımıyla ilgilidir…

***

Son söz olarak…

Tufan, bir hukukçu…

Bunu yazarken de, yazarlardan “çağının tanığı olmalarının beklentisi “geldi aklıma. Ama bir oyalamaca ve etkisizleştirme taktiğine benziyor bu… “Çağının sanığı olmalı belki de yazar; hatta, hem de savcısı…” der bir başka hukukçu…

Aslında, yazarın bir sürü tanımı var…

Tufan için, bir de biz ekleyelim: O, yazında da başarılı bir yolun yolcusudur…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1355 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler