1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Günlüklerimiz...
Günlüklerimiz...

Günlüklerimiz...

Çocukluğum tek çocuk gibi geçmişti. Benden neredeyse annem olacak kadar büyük iki tane ablam ve bir de ağabeyim vardı... Yıllardan sonra aileye gelen dördüncü bebek olduğumdan kaderim tek çocuğun kaderi gibi olmuştu. Çok keyif veren bir durumdu. Tek der

A+A-

 

 

Çocukluğum tek çocuk gibi geçmişti. Benden neredeyse annem olacak kadar büyük iki tane ablam ve bir de ağabeyim vardı...

Yıllardan sonra aileye gelen dördüncü bebek olduğumdan kaderim tek çocuğun kaderi gibi olmuştu.

Çok keyif veren bir durumdu. Tek derdim annemin bana kardeş doğurmamasıydı.

Sınıfımdaki çocukları sürekli evimize davet ederdim. Mahallede ise durum aynıydı fakat annem çok titizdi, beni “kötü alışkanlıkları” olan arkadaşlar edinmemem konusunda sürekli uyarırdı.

“Kötü alışkanlıklar” mesela annelerimize söylemeden bisikletle şehir turu yapmak veya hiç bilmediğimiz yerlere gidip pasta yemek için pastahaneye oturmak gibi şuan çok masum görünün istekler ve alışkanlıklardı.

Sömestir tatilinin başladığı günlerdi. Annem ve babam kış ortasında beni ablama bırakıp iş gezisine katılmak için yurt dışına gitmeye karar vermişlerdi.

Sadece bir hafta sürecek olan bu iş yolculuğu benim hiç hoşuma gitmemişti. İlk defa annem ve babamdan ayrı kalacaktım.

Kendimi çok üzgün ve mutsuz hissediyordum. Neredeyse ağlamaktan gözlerim şişmiş ve açlık grevine girmek üzereymişim.

Şimdi düşündüğümde anlamsız gelen bu hareketlerim, o dönemde bana önemli ve hayat mayat meselesi gibi gelmişti.

Annem ve babamdan bir türlü ayrılmak istemiyordum. Ablamı da sevmiyordum artık, o olmasaydı annemlerle gidecektim ama daha sonra aklıma diğer ablam gelmişti ve teyzelerim...

Baktım gördüm o kadar çok beni bırakabilecekleri insan vardı ki sülalede, zırlamayı kesip bu işin bir an evvel bitmesini diledim.

Ablamdan bana günlük tutabileceğim bir defter almasını istedim.

Günlüğüm benim her şeyimi paylaşacağım bir sırdaşım olacaktı.

Hemen o akşamdan yazmaya başladım. Bugün hala daha onu saklıyorum.

Daha sonra yine birbirinden sayısız günlüklerim oldu. Kimisini kızgınlık anında yırttım, kimisini yaktım, kimisi de kayboldu...

Günlüklerimle ilgili aklımda kalan en bariz anı ise iki tane var.

Bir tanesinde henüz orta okul öğrencisiydim. Yaşımın verdiği masumiyetle yazdığım günlüğümü annem bir haftasonu bulur.

Bulması önemli değil ama bir de okursa?

O gün hayatımın en korkunç günü gibi gelmişti. Annem günlük tutmada bir yanlış olmadığını ama niye onunla yazdıklarımı paylaşmadığımı sürekli soruyordu.

Sanki ona ihanet etmişim gibi geliyordu...

Şuan sizlerle bunları paylaşırken gülümsüyorum.

Diğer aklımda kalan ikinci anımda ise, bana sorulmadan ve danışılmadan, kimsenin haddi değilken sakladığım yerden günlüğümün bulunması ve okunması oldu.

Üstelik onu bulan ve okuyan insan bunu bana hiç bir zaman söylememişti.

Bir sabah erken kalktığım vakitte onu gizlice günlüğümü okurken yakalamıştım.

O bunu fark etmemişti. Daha sonra sabahları niye erken kalktığını böylece çözmüştüm.

Olayın şokunu atlattıktan sonra tek hatırladığım kızgınlık ve öfkeyle günlüğümü yakmam olmuştu.

Gözyaşlarım sel olmuştu. Yakmakta olduğum günlüğüm neredeyse okumak için yurt dışına gittiğim ilk senenin hepsini kapsıyordu.

Ailemden uzakta nasıl acı çektiğimi, onların hasretiyle kendimi nasıl bedbaht hissettiğimi, bu yüzden elbise dolabımın içerisinde sakladığım şekerlemelerle nasıl da ay gibi şişip kilo aldığıma kadar en saf ve masum ve çocuksu duygularım yazılıydı.

Artık günlük tutmuyorum. Bazen yanıma uğrarsa geçmiş dönemin güzel yüzlü melekleri  açarız Nuh’un devrinden kalma, antika sandığımızı...

İçerisindeki anne annemden miras kalan el işlemeli dantellerin arasından çeker alırım ilk yazdığım günlüğümü ve okurum.

Onu okurken sevgiyle okurum,

Ona bakarken hüzünle ama gülümsemeyle bakarım...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1584 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler