1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Güneyde Ekonomik ve Siyasi Kriz
Güneyde Ekonomik ve Siyasi Kriz

Güneyde Ekonomik ve Siyasi Kriz

Niyazi Kızılyürek: Kıbrıs Rum toplumu zor günlerden geçiyor ve bu zorluklar yıllara sarkacağa benziyor.

A+A-

 

 

Niyazi Kızılyürek

Niyazi@ucy.ac.cy

 

 

Kıbrıs Rum toplumu zor günlerden geçiyor ve bu zorluklar yıllara sarkacağa benziyor. Bir yanda global ekonomik krizin etkileri, diğer yanda bankacılık sisteminin krize girmesi, Yunanistan’da yaşanan çöküşle birlikte yapılan Kourema (Traş), yani borç silme işlemi sonucunda Kıbrıs bankalarının büyük paralar kaybetmesi ve geçen yıl yaşanan Mari Patlaması vs. Kıbrıs Rum ekonomisini çok ciddi sorunlarla karşı karşıya getirdi. Daha doğrusu, var olan yapısal sorunların gün ışığına çıkmasına yol açtı. AB Destek Mekanizmasına başvurmak zorunda kalan hükümet, bir yandan da Rusya’dan kredi almak için uğraşıp duruyor. Maaşları ödeyememe noktasına gelen Hıristofyas hükümeti için erken zamanda para bulmak elzemdir. Fakat Destek Mekanizmasına başvurudan sonra adaya gelen Troyka (üçlü uzman heyeti) ile hükümet arasında daha şimdiden önemli gerginlikler yaşanıyor. Troyka’nın önerdiği acı reçetelere itiraz eden Hıristofyas son günlerde “Sermaye” ile açık kavgaya girdi. “Varlıklı olanlar vergi ödesin ben çalışan halkın haklarına dokundurtmam” diyen Hıristofyas, “günümüzün en büyük hırsızları piyasalardır” açıklamasını yaparak söylem bakımından Yunanistan’ın yükselen sol partisi SİRİZA’nın yanına yerleşti. Fakat ortada önemli bir sorun var: SİRİZA muhalefet partisidir oysa Hıristofyas ve AKEL iktidar! İşverenler vergi ödemiyorlarsa veya vergi kaçakçılığı yapılıyorsa, bu hükümetin sorunudur. Çalışanlar ücret ve maaşlarının ödenmesini beklerken, sayıları her gün biraz daha artan işsiziler de iş istiyor ve bütün bunlar hükümetin sorumluluğundadır.

Hıristofyas’a yakın kalemler “Troyka Terörü”nden bahsedip Troykanın hükümetin önüne koyacağı reçetenin fazla acı olmaması için bir tür “ön mesai” yaparken, AKEL ve sendikalar da harekete geçtiler. Çalışanlar haklı olarak maaşlarına dokundurtmak istemiyorlar. Eşel-Mobil sisteminin son bulmasını da… Fakat Kıbrıs Rum ekonomisinin mevcut kamu harcamalarını taşıyamadığı bir gerçektir. Nüfusa oranla çok geniş veya şişmiş bir kamu sektörüne sahip olan Kıbrıs Rum toplumunda özellikle bu sorun siyasi yapıdan kaynaklanıyor. 1960-74 arasında toplumun üyelerini evlatları gibi gören ve bir “baba” gibi hamilik yapan Makarios, her kesimden insanlar atayarak Kıbrıs Rum kamu sektörünün temellerini attı. 1974 Felaketinden sonra ise bütün siyasi partiler koorperatist düzeni sürdürdüler ve patronaj sistemine yöneldiler. “Müşteri” konumuna indirgenen yurttaşlar siyasi partilerin rüşvet dağıtır gibi mevkii dağıtmalarını bekliyor. Partiler de zaten bu tür işlerle uğraşırlar. Yurttaşlar İş Bulma Dairesi yerine partileri ziyaret ediyorlar. Sonuç olarak ortaya borç yükü ağır bir devlet çıkıyor. Tam da bu yüzden yaşanan ekonomik kriz aynı zamanda “siyasi krize” işaret ediyor.

         Siyasi partilerin yurttaşlarla kurduğu patronaj ilişki biçimi, kendi aralarında kurdukları iktidar ittifaklarında da gördüğümüz bir olgudur. Hangi partinin hangi partinin adayını destekleyeceğine yön veren siyasi anlayışlar, düşünceler ve değerler değil, yapılan ilkesiz pazarlıklardır. Bugünlerde yazın sıcağına rağmen 2013 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı için kapalı kapılar arkasında sürdürülen hararetli pazarlıklar, tam da bu türden ilkesiz pazarlıklardır. Bir aksilik olmazsa seçimlerde üç aday yarışacak. Nikos Anastasiadis, Stavros Malas ve Yorgos Lillikas. DİSİ’nin adayı Anastasiadis adaylığını ilk açıklayan aday oldu. “Ret Cephesi”ni oluşturan DİKO, EDEK, Avrupa Partisi ve Çevreciler, Kıbrıs Sorunu konusunda birbirlerine yakın oldukları için ortak bir metin üzerinde anlaştılar ve ortak bir aday bulmak üzere görüşmelere başladılar. “İlkelerde” anlaştıklarına göre, ortak bir aday bulmakta zorlanmayacakları düşünülüyordu. Fakat öyle olmadı. DİKO, el altından hem AKEL hem de DİSİ ile pazarlık yapmaya devam etti ve sonunda “ilkeler” düzeyinde aralarında pek fazla ortak nokta bulunmayan Anastasiadis’i desteklemeye karar verdi. Belli ki DİKO AKEL’den istediklerini elde edemedi ve Anastasiadis’e doğru dümen kırdı. DİKO’nun başkanı bütün bunlara rağmen, herkesin gözünün içine baka baka her gün “siyasi tutarlılık” ve “ilkeli davranışlardan” söz ediyor!

AKEL ise “demokratik yurtsever güçler” olarak adlandırdığı “Ret-Cephesi” ile bir süre temaslarını sürdürdükten sonra sürpriz bir şekilde sağlık bakanı Stavros Malas’ı desteklemeye karar verdi. Neden Malas? Bu soruya yanıt vermek kolay değil. Malas’ın adaylığı açıklanır açıklanmaz AKEL’in 2013 seçimlerinde yenilgiyi şimdiden kabul ettiği söylendi. Bu bir gerçektir. Stavros Malas, Vasiliou’nun partisinde çalışmış siyaseten düzgün biridir. Fakat Anastasiadis’e karşı seçim kazanamayacağını herkes biliyor. Kıbrıs Rum toplumunun en büyük sol partisi bunu neden yapıyor? Parti-içi dengeleri gözettiği için ve Malas’ın “Hıristofyas’ın mirasını”, “şan ve şerefini” koruyacak biri olduğu için… Bu da “siyasi tutarlılık” olarak sunuluyor!

Gelelim Yorgos Lillikas’a. Bugünlerde DİKO başkanı Karoyan ile Lillikas’ın kimin daha “ilkeli” ve “tutarlı” olduğu konusunda kavgaya tutuşmaları tam bir komedidir. Yorgos Lillikas, ki Yorgos Vasiliou cumhurbaşkanı olduğu zamanda siyasete adım attı, Gali Fikirler Dizisini kıskançlıkla savundu, sonra Vasiliou’yu terk ederek AKEL’den milletvekili oldu, daha sonra da AKEL’den ayrılarak Tassos Papdopoullos’un yanında yer aldı, bugün de Kilisenin adamı olarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna göz dikti. Sık sık “ilkeli” olmaktan söz ediyor ve kendisini desteklemediği için DİKO başkanına saldırıyor!

İşte bu Yorgos Lillikas şimdi EDEK tarafından destekleniyor. Belli ki Kilise, Lissaridis üstünden EDEK’e baskı uyguladı ve EDEK başkanı Yannaki Omirou da “ilkeli davranışın bir gereği olarak” sonunda Lillikas’ı desteklemeye karar verdi. Lillikas, şimdiden “iki-toplumlu, iki bölgeli federasyona” karşı olduğunu ve müzakerelere “sıfırdan” başlamak istediğini açıkladı. Medyaya dağıttığı pahalı reklamlarda -bunları Kilisenin ödediği söyleniyor- Kıbrıs Rum halkına şöyle sesleniyor: “Yapabiliriz! Onlarca yıldan beri bazı güçler halkımız arasında “yapamayız kültürünü” yayıyor. Bu, kaderciliğe, toplumsal çürümeye ve kendimizi inkar etmeye yol açıyor. “Yapamayız” anlayışı Kıbrıs Helenizm’inin en karakteristik özelliği olan özgüven ve dinamizmini alıp götürdü. Amaçları direnişimizi kırmaktır. “Yapabiliriz ve de Yapmalıyız!”Halkımıza mücadele ruhu ve atak olmayı aşılayabiliriz. Ulusal onurumuzu ve özgüvenimizi yeniden diriltebiliriz. Yurttaşların yaralı gururunu sarabiliriz. Topluma dinamikliğini ve yaratıcılığını yeniden kazandırabiliriz. Yapabiliriz! İşgalin sonuçlarını ortadan kaldıracak, demokratik bir rejimle yönetilen hür bir vatanda adaletin yerini bulacağı bir çözüm elde etmeyi başarabiliriz!”

Elbette, yapılamayacak hiç bir şey yoktur her yolu mubah sayanlara!!!!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 670 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler