1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. Güney Afrika Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu deneyimleri…
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

Güney Afrika Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu deneyimleri…

A+A-

 DÜNYADA YÜZLEŞME KONUSUNDA NELER YAPILIYOR?

 

 Güney Afrika Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, tüm dünyada yüzleşme konusunu ele alanlara ilham verdi…

Komisyonun Adı:

Güney Afrika Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu (Truth and Reconciliation Commission - TRC)

Faaliyet Süresi:

 1995-2002 (Faaliyet süresi 1998’te sona erdikten sonra uzatıldı.)

Kapsamı: 1960-1994 yılları arasında siyasi motivasyonla işlenen insan hakları ihlallerinin araştırmak ve toplum nezdinde mahkum edilmesini sağlamak.

Siyasi Arkaplan

Irk ayrımcılığına dayalı Apartheid rejimi Güney Afrika’da 1948-1990 yılları arasında hüküm sürdü. Afrika’nın en gelişmiş ülkelerinden birisi olan Güney Afrika’da ırkçılık sorunu geniş oranda sınıfsal eşitsizlik ve sömürü mekanizmalarıyla iç içe geçmişti. Ulusal Parti (The National Party) sömürge yönetimi sırasında gayri resmi bir biçimde var olan ayrımcı politikalarını, bağımsızlık kazanıldıktan sonra, 1948 yılında kurumsallaştırdı ve yaygınlaştırdı. Bu politika doğrultusunda, rejime itiraz eden herkes katliama, polis baskısına, işkenceye ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına maruz bırakıldı. Özellikle 1980’li yıllarda yoğunlaşan Apartheid karşıtı mücadele, hem siyahların hem de beyazların Marksist bir çerçevede bir araya geldikleri ANC (Afrika Ulusal Kongresi) tarafından yürütüldü. Ağırlıklı olarak barışçıl mücadele yöntemlerini tercih eden ANC üyeleri, rejimin baskı ve şiddete başvurduğu koşullarda politik şiddet eylemleri de gerçekleştirdi. Ağır baskılara, tutuklamalara, kitlesel katliamlara karşın ANC, Güney Afrika halkının desteğini arttırarak güçlendi, davasını uluslararası kamuoyunun desteğini de alarak sürdürdü. Ulusal Parti’nin ANC’yi yok ederek ırkçı ve sömürücü rejimi devam ettirme gayesinin artık mümkün olmayacağı berraklaştı. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte Ulusal Parti’nin anti-komünizm söylemini kullanarak baskı ve şiddet politikalarına uluslararası kamuoyunun gözü önünde devam etmesi pek de mümkün değildi. ANC ve hükümetin müzakereleri 1990’da başladı ve üç sene sürdü. 1991-93 yılları arasında yapılan barış görüşmeleri, ANC ve Ulusal Parti’ye ek olarak sivil toplumun da aktif biçimde müdahil olduğu, oldukça katılımcı ve şeffaf bir şekilde ilerledi.

Yeni Güney Afrika’nın nasıl bir siyasi ve ekonomik rejime sahip olması gerektiği konusunda yapılan uzun tartışmalar oldukça verimli geçti ve nihayetinde hükümetlerin siyasi hareket alanını oldukça daraltan, sınırları net çizilmiş bir anayasal çerçeve ortaya çıktı. Ancak Apartheid döneminde işlenen hak ihlalleri ile nasıl hesaplaşılacağı ve af çıkarılıp çıkarılmayacağı gibi konuların nasıl çözülebileceği konusunda ciddi bir tıkanıklık yaşandı. Sonuç olarak, kurulacak bir hakikat komisyonu çerçevesinde, işlenen ihlallere dair kamuoyu önünde tanıklık yapacak olan faillere af imkanı verilmesi konusunda uzlaşıya varıldı. 1994’te ilk demokratik seçimler yapıldı ve geçici bir Anayasa yürürlüğe girdi. Seçimleri ANC’nin büyük bir çoğunlukla kazanması ve yeni başkan Nelson Mandela’nın güçlü desteği üzerine Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu (HUK) planlandığı şekilde faaliyete geçti. HUK çok hızlı bir şekilde kuruldu. Temmuz 1995’te Mandela’nın imzasıyla kurulan Komisyon, üyeleri Aralık 1995’te atandıktan bir gün sonra ilk toplantısını yaptı.

Komisyon’un Amacı, Yetki Alanı ve Görevleri

Komisyon’un kurulmasını sağlayan yasal çerçeve, 26 Temmuz 1995 tarihli Ulusal Bütünlüğün Sağlanması ve Uzlaşma Yasası (Promotion of National Unity and Reconciliation Act) ile sağlandı. Komisyon temel olarak 1960-1994 yılları arasında işlenen insan hakları ihlallerinin araştırılmasını ve bu ihlallerin toplum nezdinde mahkum edilmesini hedefledi. HUK kapsamında ele alınan ihlaller politik motivasyonla gerçekleştirilmiş olanlardı. Bu bağlamda, politik bir motivasyonla “öldürme, kaçırma, işkence veya suikast, tahrik, azmettirme gibi eylemlerin gerçekleştirildiği veya bu eylemlere teşebbüs edildiği” vakalar Komisyon’un faaliyet alanına giriyordu.

İnsan hakları söylemi çerçevesinde yeni bir toplumsal ahlak kurma amacıyla hem devletin hem de özgürlük hareketlerinin her türlü ihlallerini araştırma ve failleri ifşa etmeyi hedefleyen Komisyon, meselenin ekonomik ve yapısal boyutlarına ilişkin ihlalleri kapsam dışında bıraktı. On yedi Komisyon üyesinin 8’i kadındı. Komisyon’a Anglikan Kilisesi Kardinali Desmond Tutu başkanlık yaptı. Üyelerin tamamı Güney Afrikalı olmakla birlikte farklı etnik köken ve bölgelerden seçilmişlerdi. Üyelerin seçim süreci ise şu şekilde oldu: Başkan Mandela’ya Komisyon için 25 üye önerilmişti. Mandela liste dışından iki kişiyle birlikte 17 kişiyi belirledi. Güney Afrika’daki hakikatleri ortaya çıkarma sürecinin öncekilerden ayrıştığı temel konu Komisyon’un yetki alanının yargı sürecini doğrudan etkileyebilecek olmasıydı. Faillerin yapmış oldukları ihlalleri (öldürme, işkence, zorla kaybetme vs.) eksiksiz bir şekilde kamuoyuna açık duruşmalarda itiraf etmesi durumunda, bu kişilerin işlemiş oldukları suçlardan ötürü yargılanmamasına karar verme yetkisi Komisyon’daydı.

Çoğunluğu imha edilmiş olsa da Komisyon’un devletin ve güvenlik güçlerinin elinde bulunan tüm belgelere erişim hakkı vardı. Buna ek olarak Komisyon, insan hakları örgütlerinin de elinde bulunan raporlara ve belgelere erişim yetkisine sahipti. Daha da önemlisi, Komisyon arzuladığı her kişiyi (mağdur yakını veya fail) bilgi almak adına tanıklık yapmaları için duruşmalara getirme yetkisiyle de donatıldı.

Komisyon’un Yapısı, İşleyişi ve Faaliyetleri

Komisyon, esasen üç komiteden oluşmaktaydı:

İnsan Hakları İhlalleriile İlgili Komite, Rehabilitasyon ve Tazminat Komitesi ve Af Komitesi. Yaklaşık 300 kişi Komisyon bünyesinde çalıştı. Bu kişiler faillere ve mağdurlara yapılan çağrılar doğrultusunda tanıklıkları kayda geçirdiler veya bazı vakalar için tanıkları ifade vermeye çağırdılar. Ayrıca tanıklık eden mağdurlar için psikolojik danışmanlar ve çok dilli Güney Afrika’da tanıklar için çevirmenler de görev yaptı. Komisyon, merkezi bir ofis (Cape Town) ve üç bölgesel ofisten (Johannesburg, East London ve Durban) oluşuyordu. Komisyon’da çalışan personel ve Komisyon üyeleri tanıklıklar ve duruşmalar için sık sık seyahat etti. Diğer bir deyişle, Komisyon faaliyetleri coğrafi olarak oldukça kapsayıcıydı. Komisyon çalışmaları sadece İnkata Özgürlük Partisi’nin egemen olduğu Kwa Zulu Nathal bölgesinde aksadı. Bu bölgede mağdurlar tanıklık yapmak konusunda çekingen davrandı. Komisyon’un faaliyetleri, geçmişte yaşanmış olan ihlaller hakkında araştırma yapmanın ve duruşmalar ile görüşmeler gerçekleştirmenin ötesine geçti. Komisyon, kaybedilenlerin tespit edilmesi, mezarların açılması ve defin işlemlerinin gerçekleştirilmesi, mağdur yakınları için tıbbi ve psikolojik destek sağlanması, duruşmaların halka açık şekilde gerçekleştirilmesi ve televizyondan yayınlanması, mağdur yakınlarına tazminat verilmesi, siyasi suç işleyenlerin hangi koşullarda affedilebileceğine ilişkin rehberlik edilmesi ve nihai raporun hazırlanması gibi faaliyetleri de gerçekleştirdi.   Komisyon üyeleri arasında Apartheid mağdurları, ruhani liderler ve psikologların olması mağdurların ihtiyaç ve beklentilerinin iyi analiz edilmesini sağladı. Komisyon’un zayıf olan yanlarından biri, oluşum sürecinin hızlı olması nedeniyle ilk ifadelerin beyaz ve tecrübesiz bir ekip tarafından alınmış olmasıydı. Ülkedeki farklı dillerin Komisyon’da temsiline önem verilmemesi, bazı dillerde çevirmen bulunamaması çalışmaları zayıflattı.  Diğer yandan Komisyon’un işleyişi karmaşık bulunduğundan mağdurlar ve failler tarafından eleştirilere konu oldu. Komisyon’a 21.000 mağdur ifade verdi ve bu mağdurlardan 2.000 tanesi halka açık bir biçimde gerçekleştirilen oturumlara katıldı. Tanıklıklar başlangıçta mağdurların hikayelerinin tamamının dinlenmesiyle gerçekleşti. Sonraki aşamalarda sadece yaşananlara dair ihtiyaç duyulan somut bilgiler alınacak şekilde tanıklığa başvurulması, tanıklarda ciddi bir memnuniyetsizlik yarattı. İşlenmiş olan siyasi suçlar kapsamında tanıklık yapıp yargılamadan muaf olabilmek için, hakimlerden oluşturulan Af Komitesi’ne başvuru yapmak gerekiyordu. 7.112 af başvurusundan 849’u kabul edildi, 5.392’si reddedildi.

Nihai Raporun Yaptığı Tespitler, Tavsiyeler ve Siyasi-Hukuki EtkileriBeş cilt halinde 1998 yılında dağıtımına başlanan rapor İngilizce yayımlandı. Raporun tam hali internet aracılığı ile yayımlanarak herkese açık hale getirilmesine rağmen, geniş kapsamlı bir dağıtım yapılmadığından kırsal bölgelerde yaşayan insanların rapora erişmesi pek mümkün olmadı. Nihai raporun yaptığı tespitlere ve tavsiyelere Başkan Mandela tam destek verdi. Raporda insan hakları ihlallerinin faillerinin isimleri açıklandı. Yıllarca süren ırkçı rejimin hangi yapısal ve tarihsel dinamiklerle sürebildiği, bu süreçte yaşanmış olan hak ihlalleri vakaları ve ihlallerin nasıl gerçekleştiği ele alındı.  21.000 kişinin tanıklığına başvuruldu ve 38.000 ihlalin bilgilerine ulaşıldı. Komisyon belgeler üzerinde çalışırken Ulusal İstihbarat Teşkilatı tarafından 1990-1994 dönemine ait kayıtların büyük bir bölümünün yok edildiği belirlendi.

Komisyon üç temel noktada tavsiyelerde bulundu:

[1] Çatışma sürecinde mağduriyet yaşamış olanlara maddi ve manevi tazminat verilmesi, her mağdura ya da ailesine altı yıl boyunca yılda 3.500 dolarlık tazminat ödemesi yapılması

[2] Toplumsal ve kurumsal olarak yıllarca derin bir ayrışma halinde yaşamış olan toplumların birlikte yaşamasını mümkün kılmak için yargı, dinsel kurumlar, iş sektörü, hapishaneler, ordu, sağlık ve eğitim kurumları gibi alanlarda ayrımcılığa son verecek reformlar yapılması

[3] Komisyon’dan af talebinde bulunan ama Komisyon’un cezadan muaf tutmadığı failler için yargılama sürecinin devam ettirilmesi. Bunlara ek olarak, Komisyon’un elde ettiği belgelerin ve bulguların sağlıklı bir şekilde arşivlenmesi istendi. Başkan Nelson Mandela Komisyon’un yapmış olduğu tespitleri kabul etti ve önerilerin hepsinin pratiğe geçirilmesi için gerekli talimatları verdi. Raporun açıklandığı dönemin Başkan Yardımcısı ve ANC Başkanı olan Mbeki  raporda ANC ile Ulusal Parti’nin aynı kefeye konuş olmasından ileri gelen çekincelerini ortaya koydu. Raporda ANC’nin eylemlerinin de ırkçı rejim ile aynı uslupta kınanıyor olması ANC’yi rahatsız etti ve sonuçta hükümet raporu kabul etmemiş oldu.

HUK’un en fazla tartışılan hamlesi Komisyon’a af yetkisi verilmesiydi. Verilen bu yetki sonrasında yargılamalar sürecinin nasıl devam edeceği en fazla merak edilen konulardan birisiydi. Af Komitesi’ne yapılan başvuruların birçoğu Komisyon tarafından reddedilmiş olmasına rağmen affedilmeyen başvuruların çoğu herhangi bir yargı sürecine sokulmadı. Yargı sürecine giren davalardan bazılarının seyri şu şekilde gerçekleşti: 1989’da devlet güçleri tarafından öldürülen Rahip Frank Chikane davasında üst düzey polis yetkilileri mahkum edildi. Savunma Bakanı Magnus Malan ve 19 yetkilinin yargılandığı dava beraatla sonuçlandı. Yargılamalar süreci verimli bir şekilde ilerlemiyorken, 2005 yılında yargılama politikası gözden geçirildi. 2007’de HUK komitesinin verdiği aflara ek olarak yeni afların hayata geçirilmesini sağlayacak adımlar Başkan Mbeki zamanında atıldı ve Motlanthe ve Zuma tarafından bu politika devam ettirildi. Sivil toplum örgütleri buna karşı pozisyon aldı. Diğer yandan 2008 yılında Pretoria Yüksek Mahkemesi, faillerin de facto affedilmesi manasına gelen bu hükmü anayasaya ve hukuka aykırı buldu. Tazminatların mağdurlara iletilmesi hususunda da ciddi gecikmeler yaşandı. 21.000 mağdura ödenen tazminat, Komisyon’un raporda önerdiği miktarın altında kaldı. Hükümet tazminatların kalan kısmını ödeme konusunda zorluklar çıkardı. Halka açık oturumlarda ifade veren mağdurlar büyük ilgiye mazhar olsalar da, özel görüşmelerde ifade veren mağdurların tazminat taleplerine cevap almaları bir yılı buldu.

Güney Afrika'da Hakikatlerin Ortaya Çıkarılması Sürecini Diğer Deneyimlerden Ayıran Özellikler

Güney Afrika deneyimi, öncelikli olarak Komisyon’a tanınmış olan geniş yetki alanı üzerinden önceki tüm komisyon deneyimlerinden ayrılır. Komisyon’a yargı sürecini doğrudan etkileyebilme ve failleri cezadan muaf tutabilme yetkisi verilmişti. Bu yetkinin yarattığı olumsuz etki Komisyon çalışmaları sonrasında da uzun yıllar tartışıldı. Tanık ifadelerinin halka açık bir şekilde alınması, faillerle mağdurları aynı platformda buluşturma çabası, hakikat komisyonları bağlamında ilk kez denenen bir yöntemdi. Halka açık bir şekilde alınan ifadelerle ırk bazında ayrışmış bir toplumda barış-inşası gerçekleştirmek adına yeni bir birlikte yaşama rejimi kurulmaya çalışıldı. 

HUK’u diğerlerinden ayıran en temel farklılık “hakikat” tanımını öncekilerden farklı yapmış olmasıydı.

 Ortaya çıkarılan ilk hakikat türü kişisel olaylar üzerine, ikinci hakikat türü ise ağır hak ihlallerinin nedenleri üzerineydi. HUK bu tür hakikati “bilimsel” ya da “adli” hakikat kategorisi olarak ele alıp klasik hakikat tanımının ötesine geçti. HUK’un ortaya koyduğu yeni hakikat tanımı içerisinde mağdur hikayelerinin anlatılmasına dayanan ve iyileştirici niteliğe sahip olduğuna inanılan anlatı hakikati (narrative truth) vardı.  Ayrıca toplumsal ya da diyalog hakikati,açık duruşmaları ve medya iletişimi yoluyla toplumla etkileşim halinde ortaya çıkarılan hakikati tanımlamak için kullanıldı.  Alınan ifadeler belirli bir süre kadar mağdur hikayelerini dinleme odaklı gitmiş olsa da, sonrasında yalnızca ihtiyaç duyulan bilgileri edinmeyi amaçlayan işlevselci bir yaklaşım dolayısıyla, tanıklık yapan mağdurlar yeniden hatırladıkları acı verici olayların iyileştirici olabilecek etkilerini yaşayamadılar. 

Diğer komisyonlarla kıyaslandığında Güney Afrika deneyiminde en fazla göze çarpan dinamiklerden birisi de, Başkan Mandela’nın Komisyon faaliyetlerine kayda değer şekilde destek olmasıydı. Siyasi aktörlerin Komisyon faaliyetlerine yeterince destek vermediği ve ortaya çıkarılan hakikatlerin pratik etkilerinin pek olmadığı ülkelere kıyasla Güney Afrika deneyimi oldukça ayrı bir yerde duruyor. Güney Afrika Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, hakkında en çok araştırma yapılan ve yazı yazılan ve en çok eleştirilen komisyonlardan biri olma özelliğini koruyor. Komisyon Apartheid rejiminin gündelik ve yapısal ırkçılık örüntülerini, yol açtığı ekonomik şiddeti ve yarattığı ayrımcılık ilişkilerini bütünsellik içinde ele almadığı için eleştirildi. Mozambikli politikacı ve Nelson Mandela’nın eşi Graça Machel’in, Komisyon faaliyetinden yıllar sonra, 2012 yılında 2. Uluslararası Desmond Tutu Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Güney Afrika toplumu şiddet düşkünü, hoşgörüsüz, suçlayıcı ve öfkeli. Bu, ırk ayrımı rejiminin yarattığı duygusal iğdişle yüzleşmemiş olmasından kaynaklanıyor” diyerek, bu sorunlarla yüzleşmek için yeni hakikat komisyonları kurulmasını tavsiye ettiğini de belirtmek gerek. Güney Afrika Komisyonu dünya ölçeğinde en çok bilinen ve tartışılan komisyon oldu. Bütün eksiklik ve eleştirilere rağmen bu Komisyon‘un faaliyeti, hakikat komisyonlarının bu kadar popüler olmasında büyük rol oynadı. Komisyon’da çok sayıda sivil toplum girişimi ve akademisyenin çalışması, hakikat sorununun, istatistikten sözlü tarihe kadar, çok geniş bir repertuar içinde ele alınmasını sağladı.

 

(Kaynak: Hafıza Merkezi yayınları – Hakikat Komisyonları…)

http://hakikatadalethafiza.org/wp-content/uploads/2014/12/Hakikat-Komisyonlar%C4%B1.pdf

Bu yazı toplam 1114 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar