1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Gülağacından bir dolap, hayatların kilitlendiği bavullar... (1)
Gülağacından bir dolap, hayatların kilitlendiği bavullar... (1)

Gülağacından bir dolap, hayatların kilitlendiği bavullar... (1)

Çok değerli arkadaşım sevgili Hristina’nın annesinin evinde toplanıyoruz... Hristina’nın annesi Panayota Pavlu Solomi artık yaşlı bir kadın, gözleri zar zor görüyor artık – Leymosun’da Ayios Athanasis göçmen bölgesindeki küçücük gö

A+A-

 

 

Çok değerli arkadaşım sevgili Hristina’nın annesinin evinde toplanıyoruz... Hristina’nın annesi Panayota Pavlu Solomi artık yaşlı bir kadın, gözleri zar zor görüyor artık – Leymosun’da Ayios Athanasis göçmen bölgesindeki küçücük göçmen evinde ağırlıyor bizi... Henüz ne tür bir şokla karşı karşıya kalacağımızı bilmiyorum...

İki Toplumlu Kayıp Yakınları ve Savaş ile Katliam Kurbanları İnsiyatifi “Birlikte Başarabiliriz” örgütü ile Nilgün Güney Atölyesi’nin birlikte düzenlediği iki toplumdan genç ressamlar için “kayıplar”la ilgili atölye çalışmamız devam ediyor... İki toplumdan genç ressamlarla birlikte Komikebirli Panayota Hanım’ın göçmen evciğindeyiz bu yüzden... Genç ressamlarla adamızın iki tarafında pek çok gömü yerine, pek çok toplu mezara gittik, geçen hafta Petros Suppuris’in evindeydik ve bize Palekitre’de (Balıkesir) katliam çukurundan ailesinin üzerinden çıkanları gösterdi... İşte şimdi de Leymosun’da yüzlerce, binlerce göçmen Kıbrıslırum’un yaşadığı Ayios Athanasis göçmen bölgesindeyiz – bu bölgedeki küçücük göçmen evlerindeki binlerce göçmen, hayatlarında daha iyi birşeylerin olması için uzun bir bekleyiş içinde... Herşeylerini kaybedip sıfırdan başlayan insanların bölgesi Ayios Athanasis...

Komikebirli Bayan Panayota, köyü Komikebir’de (Büyükkonuk) Kıbrıslıtürkler’le birlikte büyümüş... Komikebir, Karpaz’da karma bir köydü... Panayota Hanım’ın köyde çok iyi arkadaşları vardı ve onlarla oynarken Türkçe sözcükler öğrenmişti... Ama bu o kadar uzun zaman önceydi ki... Panayota Hanım ve eşi Pavlos Solomi, çok sayıda tarlaları, biri yağ, öteki un değirmeni olmak üzere iki değirmenleri olan, köyün varlıklı ailelerinden birisiydi... Pek çok Kıbrıslıtürk onlar için çalışıyordu... Panayota Hanım, traktörle evleri gezerek tarlalarında çalışacak Kıbrıslıtürk kadınları evlerinden alırmış bir zaman ve birlikte tarlalara giderlermiş, birlikte çalışırlarmış... Her bayram öncesinde Panayota Hanım, yanlarında çalışan Kıbrıslıtürkler’e susam, şeker, pirinç dağıtırmış... Aralarından su sızmazmış yani bir zamanlar... Ne kavgaları varmış, ne kalabaları... Hatta 1974’te Panayota Hanım ile eşi Pavlos’un köyü terketmeyip Komikebir’de kalma nedeni de buymuş... Bay Pavlos, “Ben hiçbir zaman Kıbrıslıtürkler’le hiçbir kavga, hiçbir sorun yaşamadım. Neden kaçayım? Kötü bir şey yapmadım ki köyümden kaçıp gideyim” demiş ve kalmış köyde... Bir Kıbrıslıtürk vefat ettiğinde Bay Pavlos da gider, mezarının kazılmasına yardım edermiş köyde... O kadar içli-dışlıymışlar...

Fakat 1974’te savaş patlak verince tutuklanmışlar, hem Bay Pavlos, hem de 16 yaşındaki oğlu Solomis alınıp Galatya (Mehmetçik) köyüne götürülmüş... Galatya karma bir köy değildi... Bayan Panayota ve kızı küçük Hristina da tutuklanarak “Paşa”nın yani Galatya’daki Türkiyeli komutanın önüne götürülmüş. Panayota Hanım, Paşa’ya Türkçe konuşmaya başlayınca komutan şaşırmış – sorular sormaya başlamış. O zaman Panayota Hanım, “Sadi’ye sor” demiş... Sadi, onları Paşa’ya götüren polismiş ve Panayota Hanım’ın da köylüsüymüş yani o da Komikebirli’ymiş... “Sadi bilir, bizim tarlalarımızda çok sayıda Kıbrıslıtürk çalışır, biz kardeş gibiyiz, Sadi anlatsın size” demiş... Panayota Hanım, yanlarında çalışan Kıbrıslıtürkler’in isimlerini de saymaya başlamış. O zaman “Paşa”, Sadi Efendi’ye, “Al bu kadını ve kızını köyüne geri götür, onlara sakın zarar verilmemesini sağla” demiş. Panayota Hanım’a da, “Kocanla oğluna bazı sorular soracağız, üç gün sonra onları köye, sana göndereceğim, söz...” demiş.

Ancak olaylar hiç de böyle gelişmemiş: Panayota Hanım ile 13 yaşındaki kızı Hristina sürekli taciz edilmeye başlanmışlar, hem de kendi köylüleri Kıbrıslıtürkler tarafından... Panayota Hanım’ın tarlalarında çalışan köylüsü Kıbrıslıtürkler’in hiçbiri de onlara yardım etmemiş, onları ve onların başına gelen dramatik olayları hep görmezden gelmişler... Ama en önemlisi kocası ve oğlu asla geri dönmemiş...

Bugün Leymosun’da bu küçük göçmen evceğizinde Panayota Hanım bize iki tane bavul gösterecek – bavullardan birisini oğlu Solomis için hazırlamış Galatya’dan döner dönmez... Düşünmüş ki Paşa’nın söylediği gibi üç gün sonra oğlu köye geri gönderilecek, o zaman bavulu hazır olsun, kapsın bavulunu ve güneye gitsin... Bavula Solomis’in çoraplarını, pijamalarını, okul üniformasını, gömleklerini koymuş... Aynı zamanda kocası Pavlos için de hazırlamış olduğu eski bir bavul var, bu bavulda da eşinin giysileri bulunuyor...

Hristina bu iki eski bavulu açıyor, içindekileri genç ressamlara gösteriyor... Genç ressamlar “kayıp” insanlara ait giysileri görmek istedikleri için buradayız... Herkes sessizleşiyor, herkes şokta – 1974’te nasıl onarıldıysalar öylece duran bu iki eski bavula bakıp kalıyorlar... Panayota Hanım, 1976 yılı sonlarında Komikebir’den kovulduğunda yanında getirdiği bir dolapta eşinin ve oğlunun paltolarını, montlarını, ceketlerini ve ayakkabılarını saklıyor... Gülağacından yapılmış bu dolap, onun evlenirken çeyiziymiş... Aynı gülağacından bir büfesi, bir orta masası da var...

Bay Pavlos ile oğlu Solomis’in ayakkabılarını düzenli olarak fırçalamış, ayakkabıları boyamış ve içlerine gazete doldurmuş bozulmasınlar diye... Giysilerini de fırçalamış yıllar boyunca, döndükleri zaman giyebilsinler diye...  Hristina bize “kayıp” kardeşi Solomis’in okulda giydiği siyah ayakkabıları gösteriyor, pırıl pırıl, sanki dün satın alınmış gibi... Babasının Komikebir’de tarlada çalışırken giydiği siyah botları da gösteriyor bize...

Gülağacının dolap kapağının içine Bay Pavlos ve oğlu Solomis’in kravatları asılmış... Üzerinde atlar bulunan bir kravat var, bir tavuskuşu deseninin bulunduğu bir kravat, o günlerin modasına uygun kravatlar... Duvarda bir fotoğraf: Hristina’nın babası Bay Pavlos Solomi’nin boynunda şimdi burada gördüğümüz tavuskuşlu kravat var... Bu kravatlar İngiltere’den, hala çok yeni duruyorlar... İnsanlar “kayıp” olmuş, öldürülmüş, toprağın altına gömülmüş, hala onlardan geride kalanları arıyoruz ama işte onlara ait giysiler burada, hiçbirşey olmamış gibi öylece duruyorlar, gülağacından bir dolabın içinde ve sahiplerinin dönüşünü bekliyorlar umutsuzca...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 662 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler