1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. GÖZYAŞLARINI SİLEN TELEFONLAR
GÖZYAŞLARINI SİLEN TELEFONLAR

GÖZYAŞLARINI SİLEN TELEFONLAR

İstanbul’da yağmurlu bir Ağustos sabahı… Dışarıya çıkıyorum ve birden Londra’daymışım duygusu… Vapurda çaprazımda oturan genç kız kulaklıklarını takmış müzik dinlerken bir yandan da gözyaşlarını kurulayıp duruyor. Birkaç gün önce h

A+A-

 

İstanbul’da yağmurlu bir Ağustos sabahı… Dışarıya çıkıyorum ve birden Londra’daymışım duygusu… Vapurda çaprazımda oturan genç kız kulaklıklarını takmış müzik dinlerken bir yandan da gözyaşlarını kurulayıp duruyor. Birkaç gün önce havaalanı otobüsünde yanımda oturan kadının da ağladığını fark etmiştim. Geniş güneş gözlükleri vardı ve altlarından gizlice gözyaşlarını siliyordu. Sabah aldığım mesajı hatırlıyorum. “ Burası olağanüstü güzel bir otel… Hiç ağlamayan ben, denize bakarken bir damla yaş aktı gözümden” diye yazmıştı adam; “Gözyaşları iyidir. Gözyaşlarının nehri seni bir başka limana götürür ve orada belki bir gülümseyiş perisi vardır.” diye yanıtlamıştım ben de… Islak bir gün diye düşündüm. Su iyidir ama. Benim kurak ülkemde bir sevinç nedenidir yağmur. Dinmek bilmeyen gözyaşlarıyla geçen eski bir İstanbul yazı anımsıyorum. Vapurlarda, trenlerde, her yerde gelip bulmuştu beni veda edilemeyen bir sevgili için inci gibi dizilen damlacıklar. Yeniden kırık bir yaz ve bu da geçip gidiyor işte… Bir süre sonra bugün derin bir keder olan, dokunulduğu anda gözyaşlarına dönüşen uzak bir anı olacak. Hayatın böyle izler bırakarak geçişi nasıl da ürkütücü… Bir süre sonra başka bir zamana başka bir gerçekliğe taşınacağız. Geçmiş bir uzak hikaye olacak.

 Vapurda, gözleri yaşlı kızı izlerken verili ahlak içinde öğretilenlerin ne kadar yanlış olduğunu düşünüp durdum. Yalan söylemeyeceksin, kalp kırmayacaksın, ihanet etmeyeceksin vb. şeyler mesela… Bazen bir yalan hayat kurtarır. Birilerinin gerçeği bilmemesi, bilmesinden daha hayırlıdır. İnsan bir yanlışa sadakat gösterirken kendine ihanet eder. Birisini üzmeyeyim diye kendi kalbini ve başkalarının kalbini kırar. Bazı kalplerin kırılması kaçınılmazdır. Bugün incecikten kırılmayan bir kalp gerçek ortaya çıktığı gün belki paramparça olacaktır. Hayatta başkalarını üzmemek için ne kadar özen gösterdiğimi ama sonra da bir beceriksizlikle en kötü şekilde de kırdığımı biliyorum. Bir şiirimde yazmıştım “Bilir ruhun tarih yazıcısı/ İyilerdir en kötü yaralayan” diye… Bazen bir durumu başkalarına anlattığında telkinlerde bulunurlar, kurduğun anlatıyı dinleyince senin yanında cephe almışlardır ve hikayenin diğer kahramanını en şiddetli biçimde cezalandırmanı isterler. Hatta bu güne kadar böyle bir duruma nasıl tahammül ettiğine hayretle bakarlar. Bir başkasını anlamak ne denli zordur oysa. Adaletli olmaktan daha çetrefil ne olabilir bu dünyada? Doğru düzgün bir mahkeme sayısız detayı görmek ister suçluyu tespit etmek için. Kimileri ise hemen kırıverir kalemi… Aslında bir başkasına adaletli olunup olunmadığından çok kendi esenlikleri önemlidir çünkü... Kendileri beladan uzak dursunlar, düze çıksınlar yeter. Varsın bir diğeri kahrolsun. Adaletsizlik çılgına çevirir beni… Çok munis görünürüm, sorunları barışçıl biçimde çözmeye gayret ederim ama haksızlıkla karşılaştığımda bir pantere dönüşebilirim. Sonradan kızarım bu kontrolden çıkmış hırçın halime ama elimde değil… Dünya iyilere uygun bir yer değil, farkındayım. Kirpiyi düşünürüm bazen… İçi öylesine yumuşaktır ki kendini koruyabilmek için o dikenlere sahip olmaktan başka çaresi kalmamıştır. Ben de zaman zaman bir kirpiyimdir belki de yumuşacık içimi koruyabilmek dürtüsüyle. Yine de bağışlayamam kendimi, başkalarını üzdüğümde, canımı kurtarmak için bile olsa dikenlerimi batırdığımda… Zaman geçtikçe kendi çektiğim acıyı, beni o duruma getiren zulmü, karşı tarafın yaptığı haksızlığı unutup sadece dikenlerimi batırışımı anımsarım. Bir suçluluk haline bile dönüşebilir bu… Yıkmak, reddetmek o kadar kolay ki…  Bir öfke anında kül ederiz onca emekle yapılanı…

Bazen yaşadığım bir anı dondururum. Filmin bir fotoğrafa dönüştürülmüş karesinde takılı kalırım. Bugün, geçmişin ağırlığını ve geleceğin tohumunu taşır içinde. Hayatın yollarında yürüyen bir kadın olarak “Kimim? Nereden geliyorum? Nereye gidiyorum?” gibi huzursuz edici sorularla uğraşırım.

Dışarıda benimkine benzeyen ve benzemeyen onca hayat, benim tadını bile bilmediğim bin bir türlü keyif ve zulüm vardır, farkındayımdır bunun. Kitaplarla filmlerle taşınıp dururum bu başka hayatlara… Dünyadaki çeşitli sorunlarla ilgilenip fikir yürütür, ufak da olsa bir katkı koymaya çalışırım. En çaresiz anımda bir manzaranın güzelliği cezp eder beni… Ama bir an işte; bu dünyada kendi bedenim içinde gizlenen biricik hikayem ve yalnızlığımla baş başayken o iç burkan soruyu yöneltirim kendime: “ Şimdi ne olacak peki? Geldiğin yollar çetindi. En sevdiklerin seni kırıp geçti. Hala umut var mı? Nereye, kime gideceksin? “

Kim bilir, cevap rüzgarda uçuşmaktadır belki…  Hayat sürprizlerle doludur. Örneğin: Vapurda ağlayan genç kız şu an gülümsemekte olabilir. Telefonu çalmıştır birden ve kalbini kıran özür dilemiştir.

 

Bu haber toplam 1030 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler