1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Görüşmeler tıkanınca neler olacak?!.
Görüşmeler tıkanınca neler olacak?!.

Görüşmeler tıkanınca neler olacak?!.

Kıbrıs sorunu görüşme sürecinin tıkandığı artık bilinenin ilan edilmesine, ondan sonra ne olacağı ise, bilinmeyenin öngörülmesine kalmıştır. Tıkanan görüşmelerin, BM parametreleri dışında sonuçlara vesile olması mümkün değildir. Süreç, mevcut Kıbrıslı li

A+A-

 

 

Kıbrıs sorunu görüşme sürecinin tıkandığı artık bilinenin ilan edilmesine, ondan sonra ne olacağı ise, bilinmeyenin öngörülmesine kalmıştır.

Tıkanan görüşmelerin, BM parametreleri dışında sonuçlara vesile olması mümkün değildir. Süreç, mevcut Kıbrıslı liderlerin ikisinin de değişiminden sonra, kaldığı yerden yeniden başlayacak. Bu arada ne olacak?

Kıbrıslı Rumlar önce AB Dönem Başkanlığını, sonra da kendi liderlerinin seçimini yapacak; doğal gaz heyecanı ile oyalanacaklar ve sonuçta onlar için değişen bir şey olmayacak… Görüşme süreci yeniden başladığında, onlar kaldıkları yerden ve kaldıkları gibi başlayacak.

Kıbrıslı Türklerin de “hep kaybeden taraf” olma kaderinde bir değişiklik olmayacak; tarih tekerrür edecek, kaybetme süreci yeni ve daha yüksek bir ivme ile çalışacak. Görüşmeler yeniden başladığında, onlar kaldıkları yerden ve kaldıkları gibi başlayamayacak.

Bu öngörü sadece geçmiş deneyimlerin öğretisine dayanıyor, geçmişten daha farklı olaylar gelişeceğine dair bir ipucu da yok. Zaten şimdilerde yaşananlar, geçmişlerde yaşananlardan farklı da değil…

Cumhurbaşkanı Eroğlu Ankara’ya gitti ve dönüşünde Türkiye ile tam bir uyum içinde olduğunu söyledi, ekonomik durumları da görüştüğünü açıkladı… Eskiden bunu Denktaş yapardı.

Dolayısıyla, ne olacağı belli!. Eroğlu, uluslararası toplumun ve AB’nin Kıbrıslı Türklere haksızlık yaptığını, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek başına ele geçiren ve şimdilerde de AB üyesi olan Kıbrıslı Rumların anlaşmaya niyeti ve ihtiyacı olmadığını, Kıbrıs Türk tarafının anlaşma için her türlü gayreti gösterdiğini ama Rumlardan karşılık görmediğini, bundan sonrası için KKTC’yi tanıtmaya çalışacağını ve Anavatan Türkiye’nin her türlü maddi ve manevi desteği vereceğini kamuoyuna söyleyecek. Kapalı kapılar ardında da Türkiye’ye bir fatura uzatacak: ‘Kıbrıslı Türklerin bu durumdan morali çok bozulacak, onları dava yolunda tutmak için şu kadar para gerek, yoksa “Rum sempatizanı” Kıbrıslı Türkler marifetiyle davayı kaybederiz.’

Tıkanan görüşme süreçlerinde Kıbrıslı Türk statükocuların esir ve rehin aldığı Türkiye de bir ekonomik paket hazırlayacak, daha önceki ekonomik paketin uygulamaları ile ‘ekonomi uçtuğu için’ yeni kaynaklara ihtiyaç doğduğunu söyleyerek cömert davranacak. İmzalar, törenler, demeçler; mali hormon geliyor diye heyecanlanan özel sektör temsilcileri, istediklerini alacağını uman sendikalar, görüşme sürecinin tıkanmasından mutlu olan statüko bekçisi örgütler bu paket için kendi açılarından yorumlar yapıp, mali akışı beklemeye yatacak…

Türkiye de, geçmiş süreçlerin öğretisi ile faturayı öderken karşı fatura verecek. Biliyor ki, yazdığı faturaları okumayan ve “parayı versin de gerisi bize kalmıştır, biz yapacağımız biliriz” diyen bir Cumhurbaşkanı ve hükümet var; sivil toplum örgütleri de aynı tavırda ama tek farkları bu sözü faturayı okuduktan sonra söylemeleridir. Dolayısıyla, işi kendi açısından garantiye bağlamak için Türkiye de, “ne kadar köfte o kadar ekmek” diyerek, kendi yazdığı fatura ödendikçe KKTC’nin yazdığı faturayı ödeyecek…

Onun yazdığı faturada Kıbrıslı Türklerin fakirleşme sürecinin devamı var, mal varlıklarının devşirilmesi var, kimlikleri ve kültürleri yeterince “Sunni Müslüman Türk” olmadığı için kimlik değişimi gereği var; cami yok, külliye yok, imam yok, hatip yok, bunları da halletmek var. Ve, göç ederlerse de dert değil, zaten Türkiye’den aktarılacak nüfusa yer ihtiyacı var, “giden Türk, gelen Türk” diyecek yeni Denktaş Eroğlu var…

Yani, tıkanma sonrasında, “kahrolası Rumlar” ve “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” içerikli sözlerle Türkiye’nin stratejisi haklı gösterilip, daha yüksek bir ivme ile uygulanacak…

Bunu önlemenin ve sürecin önünü açmanın tek yolu, bir taraftan diplomasi ve pro-aktif girişimler ile Hristofias’ın, diğer taraftan da kitlesel eylemlerle Eroğlu’nun baskı altına alınmasıdır… Bu aşamada en tehlikeli yaklaşım da “süreç tıkanmasın diye Eroğlu’nu fazla zorlamayalım, baskı yapmayalım; süreç tıkanınca biz umut oluruz, önümüz açılır” düşüncesi üzerine kurgulanan bir strateji olacaktır. Öyle bir strateji, tıkanan süreçte ‘Varoluş kavgası’ yorgunu, takatsiz ve umutsuz ve hatta kimlik erozyonuna uğratılmış Kıbrıslı Türkler ile sonuçlanacaktır. Kimin önü açılsa, kaç yazacak?!. Hem, kimin umurunda kimin önünün açılacağı, Kıbrıslı Türkler yok olurken…       

Süreç tıkandı… Statükocular, stratejilerini yeniden kurgulayıp sahneye koymak üzere organize oldu… Kıbrıslı Türklerin ‘Baht-ı kara maderini’ kurtarmak, Kıbrıs adasının ‘makus talihini’ yenmek gerek. Sapkın stratejiler değil, stratejik eylemler gerek… Tekerrür edecek bir tarihi yaşamak değil, yeni bir tarih yazmak gerek.

Ve bunu başarmak olasıdır. Yeter ki vizyon bu olsun, vizyonu taşıyacak siyasi hareket sinerjisi ve yumağı oluşsun…

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 922 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler