1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Gömlekleri koklamıyorum artık...'
Gömlekleri koklamıyorum artık...

'Gömlekleri koklamıyorum artık...'

BİR ÖYKÜ Dr. Derviş ÖZER Savaştan sonra hep siyahlar giydim. Hep böyle pencerenin önünde oturdum ve yoldan gelip geçeni izledim. Beni bir tek güldüren küçük torunlarım. Bana kızıyorlar niye böyle davranıyorsun diye. Bak bu elimdeki yünü ben b

A+A-

BİR ÖYKÜ

 

 

 

Dr. Derviş ÖZER

 

Savaştan sonra hep siyahlar giydim. Hep böyle pencerenin önünde oturdum ve yoldan gelip geçeni izledim. Beni bir tek güldüren küçük torunlarım. Bana kızıyorlar niye böyle davranıyorsun diye. Bak bu elimdeki yünü ben boyadım, ben eğirdim. Şimdi de örüyorum. Oğluma örüyorum. Büyük oğlan ziyarete geldiğinde üzerinde deniyorum. Büyükle küçüğün araları iki yaş, birbirlerine çok benzerler. Bazen bu pencerenin önünde oturuyorum ya, büyük oğlumun böyle uzaktan gelişini görüyorum. İçim titriyor. Küçüğün gelişini görüyorum sanki. O kadar çok benziyorlar ki. İşte bu kazakları küçük oğlana örüyorum. Büyüğün üzerinde deniyorum. Bazen büyük şaka ediyor. “Bana ne zaman öreceksin?” diye. Çok kızıyorum o zaman. Bir de bu kazakları çalmasınlar diye çeyiz sandığında saklıyorum. Kilitliyorum. Arada bir çıkarıp bakıyorum. Bazen benim torunlar dalga geçiyor. “Nine onları yeniden evlenince kocana mı giydireceksin?” diye. İşte o zaman bir kartal gibi oturduğum yerden kalkıp çocukların üzerine yürüyor ve onları kovalıyorum.  Oğlum “Anne kartal gibi atladın çocukların üzerine!” deyince de ağlamaya başlıyorum.

Kendi çocuğuma kartal olamadım. Bir kartal gibi göklere çıkıp onu arayamadım. Sadece kendi çocuğuma kartal olamadım. Benim oğlumu yok ettiler. Benim oğlumu sakladılar. Benim oğlumu öldürdüler. Benim oğlum, benim oğlum ne yaptı ki onlara. Ben onu doğururken çok sancı çektim. Ben çok kan döktüm yerlere. Onu doğururken alnımdan terler boncuk boncuk aktı. Evimin toprağı kandan ve terden çamur oldu. Ama bir tek benim oğlum yok. Herkesin oğlu geldi, bir tek benim oğlum gelmedi. Ben, bir tek kendi oğluma kartal olamadım.

Köpekler bile kokusunu takip edip yavrusunun, ölüsünü dirisini bulur, başında beklermiş. Ben bir köpek kadar bile olamadım.  Oğlumun hiç bir şeyi kalmadı. Eski atletlerini bile koklamıyorum artık. Bazen bazı günler çok özlediğimde onu çıkarıp kokluyorum ama fazla koklamayı bıraktım artık. Evdekiler kabullendim zannediyorlar. Varsın onlar öyle zannetsin kabullenmemden değil,  kokusunun gitmesinden korkuyorum. Kokusu azalırsa bir daha oğlumun kokusunu duyamayacağımdan korkuyorum.

Evde her tarafı aradım. Aylar olmuştu. Gelmesini bekliyordum, umudum vardı. hala daha var. Bugün kırk sene oldu. Hala daha onun geleceğinden umudum var. Bir yerlerdedir. Hafızasını kaybetmiştir. Hiçbir şey hatırlamıyordur. Bir umut işte, ben oğlumu bekliyorum. 

Evde her tarafı aradım bir tek köşe bırakmadım, tırnağını aradım, yattığı yastıkları aradım, bir tek saçının telini aradım. Bir tek kesip attığı tırnağını aradım. Ben kıyamam onun saçının teline, kurban olurum onun kestiği ve attığı tırnağa. Bana şimdi adanın yarısını verseler, hiçbir şey onun kesip attığı tırnak olmaz. Adanın yarısını onun kestiği ve attığı tırnağa değişmem.

Benim oğlumu sürdüler ateşe, ben ki onu sineğin ısırığından korudum benim oğlumu bırakıp kaçtılar. Benim oğlumu terk ettiler. Benim oğlum ateşte kaldı. Yandı. Savaşın ortasında bıraktılar ve kaçtılar. Sonra da bana hiçbir şey demediler. “Senin oğlun öldü” bile demediler. “Senin oğlunu bırakıp kaçtık” bile demediler.

Ama benim oğlum bir tanedir. Benim oğlum başkalarına benzemez, kaçar gelir. Bir çaresini bulur gelir.  Bana “Öldü” diyorlar. Bana “Bunak kadın, o öldü, artık buna inan” diyorlar, ama ben inanmıyorum öldüğüne. Biliyorum gelecek. O beni sever, o akıllıdır, bırakmaz beni ortalarda. Ben geceleri kapımı azıcık açık bırakarak uyuyorum. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Hani kahveden eve geç gelirdi. Babası da çok kızardı bağırırdı. Ben babası duymasın diye kapıyı aralık bırakırdım. Ve o gelince yavaşça süzülürdü eve. Benim de uyumadığımı bilirdi ve kapının ağzına kadar gelip sadece bir gülümserdi, ben de ondan sonra uyurdum.  Sonraları anahtarı sardunya saksısının altına koydum. 

Yıllarca ağaçlarla konuştum.  Ağaca konan serçelerle konuştum. Onlara, oğlumu sordum. Onlara oğluma haber götürmeleri için yalvardım. Bu yüzden bana deli dediler. Adımı deliye çıkardılar. Ben deli değildim, şimdi de deli değilim. Ne yapabilirdim ki. Kimse benimle konuşmadı. Bir Allahın kulu çıkıp da bana, “Senin oğlun şurada öldü, şurada gördüm” demedi. Bir devlet yetkilisi bana “Senin oğlun kayıp ama onu bulacağız” demedi. Bazen,  benim oğlumla beraber kayıp olanlar varmış, onların aileleri geliyor, onlardan duyuyorum, onların öldüğünü ama büyük adamların onları sakladıklarını söylüyorlar.

Gelecek eminim gelecek ve beni alacak, beraber gezeceğiz yine eskisi gibi benim kucağıma yatacak, ben o dağınık saçlarını doya doya okşayacam. Hiç bir fanilasını yıkamıyacam. Neden bilir misin? Her defasında ona yeni fanilalar verecem. Ben onları saklayacam, sonrada o evde olmadığında koklayacam. Hem de doya doya oğlum kokuyor diye, oğlumun kokusu hiç kaybolmasın diye.

Benim oğlum kayıp. Üç çocuğum daha var ama, siz zanneder misiniz ki bir evlat diğerinin yerini tutar. O benim evladımdı. Ben onu kendim için doğurdum, kimse için değil. Vatan için değil. Hele hele, başkası için hiç değil. Ben onu kendim için doğurdum. Yanıma oturtup saatlerce saçını okşamak için, kokusunu derin derin içime çekmek için doğurdum. Babası için bile doğurmadım. Yok siyasiler için, yok bu vatan için, bana ne vatandan, bana ne topraktan, ben oğlumu istiyorum. Onu kucağıma sarmak, saçını okşamak istiyorum. Ben oğlumu istiyorum. Her kim ne derse desin ben oğlumu istiyorum. Ona sarılmak, onu öpmek, onu koklamak, onun saçını okşamak istiyorum. Ben başkasının oğlunu değil, başkasının övgüsünü de değil, ben sadece oğlumu istiyorum. Oğlumun güler yüzüyle bu kapıdan girip anasına sarılmasını istiyorum. “Yahu anam beni hiç mi özlemedin ki desin”. “Beni hiç aramadın” desin,  gelsin beni sarsın,  beni öyle bir sarsın ki bu yaşlı kemiklerim çatırdasın.

Bana acıyarak bakıyorlar. Bana delirmişim gibi bakıyorlar. Alay ediyorlar. Ben deli değilim. Ben oğlumu istiyorum, sadece oğlumu istiyorum. Ne madalya ne kahramanlık söylevleri, ne de siyasilerin benim sırtımı sıvazlamaları. Hiç bir şey istemiyorum. Ben sadece oğlumu istiyorum

Savaşta oğlunu kaybeden bir anaya karşı hepiniz suçlusunuz. Sen de suçlusun. Savaşı çıkaran da, benim oğlumu askere alan da. Benim oğlumu kaybeden de, onu bulamayan da, bulup da bana getirmeyen de. Sizler benim gibi bir ananın oğulsuz  kimsesiz yaşattığınız için de benim oğlumun kayıp oluşunu kullanan siz de, benim oğlumu bulamayan devlet de. Benim oğlumu savaşa gönderen de. Ve beni yalnız bırakan sizler de. Hepiniz suçlusunuz.

Ben oğlumu istiyorum. Ben sadece oğlumu istiyorum. Ben çok kan, çok ter döktüm. Evimin toprak zemini çamur oldu.  Ben çok acı çektim onu doğururken, onu büyütürken, çok sakındım. Gözümden sakındım. Ben oğlumu istiyorum. Bana oğlumu verin. Bana oğlumdan bir parça verin. Verin ki, ben ona sarılıp ağlayayım. Onun başında bekleyeyim. Öldüyse, öldüğüne inanayım. Bana oğlumu verin. Bana oğlumdan bir parça verin. Sizler ancak bu suçluluğunuzu bunu yaparak bağışlatabilirsiniz.

Bana oğlumdan bir parça verin. Artık oğlumun kokusunu duyamıyorum fanilalarında. Oğlumun yüzünü hayal edemiyorum. Artık çok az ömrüm kaldı. Onu bana bulun. Bulun ki beraber yatalım kucak kucağa. Bana bize bunu çok görmeyin. Eğer insansanız. Eğer içinizde birazcık merhamet varsa, bana oğlumu bulun. Onun bir parçasını getirin ki, ona sarılayım ve onunla birlikte gömüleyim.                                  

Ben oğlumu istiyorum. Bana bunu çok görmeyin. Yıllardır bekliyorum. Artık gömleklerinde kokusunu duyamıyorum. Çok da zamanım kalmadı. Çok şey istemiyorum. Bana oğlumun yerini söyleyin. Sadece onun kemikleriyle beraber gömülmek istiyorum.

(DR. DERVİŞ ÖZER)

                         

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1408 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler