1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Göksel Abla ve Geçmişle Hesaplaşma
Göksel Abla ve Geçmişle Hesaplaşma

Göksel Abla ve Geçmişle Hesaplaşma

Geçen hafta Adres’te yayınlanan, sevgili Cenk’in yaptığı röportajda, işkencecinin sesi hâlâ kulaklarımda diyor Göksel Abla. Bugün Arasta’ya gelse, sesini duysam, tanırım diyor. Röportajı okudum okuyalı gözlerimin önünden gitmedi o satırl

A+A-

 

 

Geçen hafta Adres’te yayınlanan, sevgili Cenk’in yaptığı röportajda, işkencecinin sesi hâlâ kulaklarımda diyor Göksel Abla. Bugün Arasta’ya gelse, sesini duysam, tanırım diyor. Röportajı okudum okuyalı gözlerimin önünden gitmedi o satırlar.

Kenan Evren’in, Çevik Bir’in, Mehmet Ağar’ın yargılandığı geldi aklıma. Elbette son derece önemli şeyler bunlar geçmişle hesaplaşma açısından. Ama sorun daha derinlerde belli ki. O işkenceciler yargılanmadan, dahası o gün o işkenceler yapılırken insanların sessizliğe bürünmesini, hatta işkenceleri haklı görmesini sağlayan kültür dönüştürülmeden mümkün müdür geçmişle hakiki bir hesaplaşmadan söz edilmesi?

Alman edebiyatının kanımca en büyük yazarlarından biri olan Heinrich Böll’ün Gül ve Dinamit adlı denemeler kitabının girişinde yer alan “Kendim Üzerine” başlıklı deneme geldi aklıma Göksel Abla’yla yapılan röportajı okurken. Denemenin sonlarında şöyle der Böll: “Çekilen toplam acı, suçunu açıkça itiraf eden üç beş kişiye üleştirilemeyecek kadar büyüktü; ne yapılsa, acıdan biraz kalıyordu; artakalan acı bugüne kadar üleştirilmiş değil”.[1]

Geçmişle hesaplaşma konusunda önde gelen ülkelerden biri kuşkusuz Almanya’dır. Özür dilemeyi de, suçluları yargılamayı da, bu konuda en geniş edebiyatı oluşturmayı da, bu pratiği zamana yayıp, utancı bir varoluş konumu hâline getirmeyi[2] de büyük ölçüde başarmıştır Almanlar. Ancak belli ki Böll, bu ülkede yapılanları dahi yeterli bulmuyor yaşanan toplam acıyı üleştirmeye.

İnsan, Göksel Abla’nın anlattıklarını okuduğunda kaçınılmaz olarak hak veriyor yazara. Kenan Evren’in yargılanması su serpse de o gün o işkencelere maruz kalanların yüreklerine, bugün dahi birilerinin öldürülmesi, yargısız infaz edilmesi, masumiyet karinesinden yararlanamaması, dayak yemesi, linç edilmesi karşısında suskun kalan bir toplumda yaşamak zorunda olmak, aslında o toplam acının, çöreklendiği yüreklerde kor gibi durduğunu göstermiyor mu?

Geçmişle hakiki bir hesaplaşmanın güçlüğü de burada yatıyor işte. Elbette suçluların yargılanması önemli bir adımdır bu konuda. Devleti yönetenlerin özür dilemesini yabana atmamak gerekir. Güney Afrika’da yapıldığı gibi hakikat komisyonları kurup acıları üleştirmeyi denemek, işi ne kadar ciddiye aldığınızı gösterir. Ancak bütün bunların ötesinde, bir de geçmişin toplumun kültüründe, dokusunda açtığı ve iyileştirilmesi hiç de kolay olmayan yaraları kapatmak gerekir ki bunun için çok daha uzun süreli bir tedaviye gereksinim vardır. Bu yaralar derinlerdedir. Günlük hayatınızın geçmişle hiç ilgisi olmadığını sandığınız anlarında o yaralardan boşalan irin üstünüze başınıza bulaşır, sizi kirletir. Fenası, yüzleşmemişseniz eğer olan bitenle, o kirin kaynağını dahi kestiremezsiniz.

Bireylerin toplam acısı, onların yaşadığı travmanın topluma, onun dokusuna, kültürüne sirayet etmesine yol açmıştır. Bu travmayla baş edebilmek için eğitim sisteminizi, edebiyatınızı, medyanızı gözden geçirmeniz gerekir. Şiddeti, otoriteye biat etme alışkanlığını, devlet aklını[3] her fırsatta sorgulamanız, reddetmeniz, dahası mahkum etmeniz şarttır. Aksi hâlde geçmişte yaşananları münferit bir hadise olarak algılamaktan, bugün yaşananlarla geçmişte yaşananlar arasındaki bağlantıların, benzerliklerin farkına varamamaktan, sizi özür dilemek zorunda bırakan eylem ve işlemleri, sözde değişik biçimlerde tekrarlamaktan kurtulamazsınız.

Evet, Böll’ün dediği gibi, 12 Eylül’ün de, 28 Şubat’ın da, Kıbrıs’ta 1963-1974 arasında ve 1974 sonrasında yaşananların da yarattığı toplam acı birkaç kişiye üleştirmekle ortadan kalkmayacak kadar büyüktür. Bu toplam acı yalnızca toplumun tamamına üleştirildiği zaman ortadan kaldırılabilir. Bu da ancak utancı bir yaşam biçimi hâline getirmekle, geçmişle hesaplaşmayı bir döneme sıkıştırmayıp zamana yaymakla mümkündür. Toplumu sağaltacak olan geçmişle hesaplaşma gösterileri değil, toplam acının sahici paylaşımıdır.       

 

 

 

“Çekilen toplam acı, suçunu açıkça itiraf eden üç beş kişiye üleştirilemeyecek kadar büyüktü; ne yapılsa, acıdan biraz kalıyordu; artakalan acı bugüne kadar üleştirilmiş değil”. 

 



[1] Heinrich Böll, Gül ve Dinamit, çev. Kâmuran Şipal, İstanbul, Cem Yayınevi, 2000, s. 7.

[2] John Maxwell Coetzee, Utanç, çev. İlknur Özdemir, İstanbul, Can Yayınları, 2001, s. 199.

[3] “Devlet aklı” kavramı için bkz. Mithat Sancar, Devlet Aklı Kıskacında Hukuk Devleti, Ankara, İletişim Yayınları, 2000, passim.

 

 

 

 

Bu haber toplam 854 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler