1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Gökhan’a sevgilerimizle!
Gökhan’a sevgilerimizle!

Gökhan’a sevgilerimizle!

Feminist Atölye: Tam olarak ne iş yaptığını anlayamadığımız Gökhan Altıner isimli şahıs, yazdığı “köşe yazısında” Doğuş Derya arkadaşımız üzerinden FEMA’ya saldırırken bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bir kişi olduğunu bir kez daha

A+A-

 

Feminist Atölye (FEMA)

info@feministatolye.org

 

 

Kıbrıs’ın kuzeyinde son zamanlarda meydana gelen tecavüz, taciz ve cinayet vakalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Şerife Ünverdi’ye yönelik yaptığımız eleştirel açıklama, birçok kesim tarafından takdirle karşıladı. UBP’ye üye ve sempatizan olan birçok birey başta olmak üzere halkımızın farklı kesimlerinden insanlar gerek hükümetin gerekse ilgili bakanın icraatlarından ötürü rahatsızlık duyduklarını söyleyip destek beyan ettiler. Tüm bunlar olurken, Feminist Atölye aktivisti Doğuş Derya arkadaşımıza karşı eril nitelikte ve içerisinde şiddet barındıran bir dille yazılmış bir “köşe yazısı” da ortaya çıktı. Tam olarak ne iş yaptığını anlayamadığımız Gökhan Altıner isimli şahıs, yazdığı “köşe yazısında” Doğuş Derya arkadaşımız üzerinden FEMA’ya saldırırken bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bir kişi olduğunu bir kez daha anlamamıza yardımcı oldu.

Feminist Atölye kurulduğu günden bugüne aktivist, anti-hiyerarşik, yatay örgütlenme modelini tercih eden bir örgüt olduğundan ötürü, içerisinde herhangi bir yönetim kurulu, başkanı, genel sekreteri yoktur. Ortaya koyduğumuz tüm aktiviteler gibi, yaptığımız basın açıklamaları da birlikte yazıp ürettiğimiz açıklamalardır. Bu sebeple Gökhan’ın sandığının aksine Doğuş Derya FEMA’nın başkanı değil, aktivistlerinden biridir. Zaten mevzubahis bildirinin FEMA imzasıyla çıktığını görebilmek için okuma-yazma bilmek yeterlidir. FEMA’nın anti-hiyerarşik ve yatay örgütlenme şekli, Kıbrıs’ın kuzeyinde uzun yıllardır uygulanan siyaset modellerinin dışına taşan bir yöntem olduğundan, meselenin Gökhan Altıner tarafından kavran(a)mamış olmasını anlayışla karşılıyoruz! Ne de olsa bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır.

Bizim sahip olduğumuz feminist anlayışa göre bireyler kendi otonomileri içinde ve ortaya koydukları politik pratikler ile değerlendirilir. Bireylerin özerkliğini hiçe sayan, onların fiillerini, eylemlerini ve ailelerini çamur atarak karalamaya çalışan zihniyet muhafazakâr kabadayı zihniyetinden başka bir şey değildir! Bu zihniyet “hırpalarım”, “çok yıpranırsın” gibi tehditkâr cümlelerle attığı salvoları  “bayan” kelimesinin arkasına gizlediği maço kibarlıkla saklamaya çalışır. Yazdığı yalan yanlış bilgilerle halkı baydığını farkında olmayan “esas bayanın” kendisi olduğunu da farkında olmaz!

Feminist politika “kadın savunuculuğu” yapmak anlamına gelmez. Feministler başta kadınlar olmak üzere toplum içerisinde, ataerkil sistem tarafından ezilen tüm kesimlerin haklarını savunur ve yeri geldiğinde farklı alanlarda mücadele eden örgütlerle de ittifak kurabilir. Bu sebeple temel hedefin “kadın dayanışması” ya da “kadıncı” bir politika değil, eşitlik, adalet ve özgürlüğün tesis edilmesi olduğunu söylemek mümkündür. Feminist Atölye bir siyasetçiyi sadece kadın olduğunu için ne takdir eder ne de eleştirir. Önemli olan feminist politika yapacak bireylerin ülke yönetiminde yer almasıdır. Tabi ki kadınların siyaset alanında görünür olmaması bir adalet sorunudur. Fakat ataerkil sistemi yeniden üreten, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına dair mücadele etmeyen, her türlü şiddete maruz kalan kadınların başvurabileceği mekanizmalar kurmayan, ev içinde çalışan kadınların emeklerini görünür kılacak çalışmalar yapmayan, engelli haklarına ilişkin politika geliştirmeyen, ülke içerisindeki artan milliyetçiliği ortadan kaldıracak ve sosyal devlet anlayışını inşa edecek icraatlarda bulunmayan kadın yöneticileri de eleştirme hakkımız olduğunu söylemek istiyoruz.  Devleti yöneten kişiler, ülke içerisinde gerçekleşen ve kendi görevleri içerisinde değerlendirebilecek her olaydan ötürü sorumluluk sahibidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Sosyal Hizmetler Dairesi ve bir süre önce hayata geçirilen “Kadın Çalışmaları Dairesi”’nin görevlerinin ne olduğunu Gökhan Altıner sayın bakana ücretli hizmet veren bir birey olarak bizden daha iyi bilecektir. Bu sebeple ilgili bakan Sayın Şerife Ünverdi, Kıbrıs’ın kuzeyinde meydana gelen tecavüz ve taciz vakalarının, çocuk cinayetlerinin sorumlusudur ve buna ilişkin hesap vermek zorundadır. Bakanın görevi sosyal aktivitelere katılıp, çay partilerinde salınmak değil, ülke içinde meydana gelen şiddet ve istismar olaylarının sona erdirmek için çözüm önerileri geliştirmektir.

 


 

Adil, Eşit ve Yeşil Bir Dünya İçin Yaşasın Anti-Kapitalist Feminist Mücadele!

Silahları, gazları, topları ve tüfekleri ile soluduğumuz havaya radyasyon, içtiğimiz suya siyanür salıyorlar! Petrol savaşları ve nükleer denemeleri ile topraklarımıza zehir katıp yediğimiz ekmeğe kara çalıyorlar! Şirketleri, bankaları, kartelleri ve holdinglerine yer açmak için ağaçlara kıyarak dünyanın ciğerini söküyor, dinamitlerle dağları oyuyorlar! Okyanusların en dibinden çıkıp, ozon tabakasına kadar uzanıyor katliamları! Üniformaları, apoletleri, botları, uçakları ve tanklarıyla tecavüz ediyorlar bedenlerimize! Kravatları, kol düğmeleri ve dolma kalemleri ile dolara endeksliyorlar, borsalarda oynuyorlar hayatlarımızı!  Kadehlerine doldurup neon lambalar altında içiyorlar emeğimizi, gözyaşımızı ve alın terimizi! Medyaları cinsel obje yaparak reklamlarda ve boyalı vitrinlerde satışa çıkarırken bedenlerimizi, IMF ve Dünya Bankası reçeteleri ile ipotek altına alıyorlar çocukların geleceğini! Nüfus savaşlarının üretim aygıtı sanıyorlar rahimlerimizi, ilaç şirketlerinin kobayı yapıyorlar yoksul düşenimizi!

 Yurt hakkımızı gasp ediyorlar, göçe zorlayıp mülteci düşürüyorlar sevgilerimizi! Sosyal güvenlik haklarımızın üstünden buldozer gibi geçiyorlar, evde, sokakta, yatakta, fabrikada, tarlada ve okulda köleleştirmek istiyorlar bizleri! Milli hamasetlerle işgal ediyorlar ülkemizi! Dikenli tellerle, anıtlarla, bayraklarla kuşatıyorlar geleceğimizi! Diplomatik oyunların oyuncağı olurken umutlarımız, ihalesiz-usulsüz peşkeş çekiliyor kurumlarımız! Yağma, talan ve yok etmeyi “değişim” ve “gelişim” diye sunarak dağlamak istiyorlar gözlerimizi! Susturmak istiyorlar, balyozları ile ezmek istiyorlar sözlerimizi!

Kuşların, balıkların, ormanlarının dili yoktur, onlar anlatamaz ataerkil kapitalizmin bu dünyaya neler ettiğini! Ancak biz anlatabiliriz bu yangın yerini!

İTAAT İSİTİYORSUNUZ- ETMEYECEĞİZ!

KÖLE İSTİYORSUNUZ- OLMAYACAĞIZ!

ÖLDÜRMEK İSTİYORSUNUZ- YAŞAYACAĞIZ!

YAŞASIN 1 MAYIS, YAŞASIN ANTİ-KAPİTALİST FEMİNİST DAYANIŞMA!

 

 


 

Kıbrıs Türk Toplumunda Radikal Politikanın İmkânları 2- Sivil İtaatsizlik

 

Feminist Atölye olarak “Kıbrıs Türk Toplumunda Radikal Politikanın İmkânları” ismi altında başlattığımız paneller dizisine “Sivil İtaatsizlik” konusu ile devam ediyoruz. Bu doğrultuda sivil itaatsizlik ve sivil itaatsizliğin siyaset, hukuk ve toplum üzerindeki etkisini tartışabilmek, konuya ilişkin birlikte değerlendirme yapabilmek adına Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman’ın konuşmacı olacağı Kıbrıs Türk Toplumunda Radikal Politikanın İmkânları 2- Sivil İtaatsizlik adlı panelimize katılmanızı, sesinizi sesimizle buluşturmanızı bekliyoruz.  rtışabilmek, konuya ilişkin birlikte değerlendirme yapabilmek adına, Yard. Doç. Dr. Tufan Erhürman’ın konuşmacı olacağı “Kıbrıs Türk Toplumunda Radikal Politikanın İmkânları 2 – Sivil İtaatsizlik ” adlı panelimize katılmanızı, sesinizi sesimizle buluşturmanızı bekliyoruz

Sivil itaatsizlik, pozitif hukukun, hukuk devleti idesiyle çelişmeyen siyasal/ahlaksal bir meşruluk temelinden hareketle, kamuoyunun gözü önünde ve yaptırımına katlanarak, kaba güce dayanmayan yöntemlerle ihlal edilmesidir. Sivil itaatsizlik eylemcisi, yurttaşlık bilincinden hareketle, meşruiyetini yitirdiği kanaatinde olduğu somut bir hukuk normunun ya da genelde bir yönetimin gayrimeşru niteliğini ortaya koyabilmek amacıyla, hukuku herkesin gözü önünde ihlal etmekte ve alacağı cezaya katlanmak suretiyle kamu vicdanına çağrı yapmaktadır. Bu yönüyle sivil itaatsizlik eylemcisini adi bir suçludan ayırmak gerekir. Onun hukuku ihlal etmesinin sebebi kişisel çıkar elde etmek değil, kamusal alandaki bir yanlışı düzeltmektir. Ayrıca adi suçludan farklı olarak, yaptırımdan kurtulmaya değil, tam tersine yaptırıma seve seve katlanmak suretiyle kamuyu kendi düşüncelerinden haberdar etmeye çalışmaktadır. Modern dönemde Thoreau, Gandi, Martin Luther King gibi son derece önemli düşünürler/eylemciler tarafından geliştirilen bu yöntem, günümüzde de Greenpeace gibi uluslararası kuruluşlar ve ulusal düzeydeki birçok örgüt ve kişiler tarafından, yönetime karşı, hukuki başvuru yolları yanında kullanılmaktadır.

Yer: Naci Talat Barış ve Dostluk Evi

Tarih: 11 Mayıs 2012- Cuma

Saat: 19.30

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1292 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler