1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. GİTMEK YA DA KALMAK ZAMANI
GİTMEK YA DA KALMAK ZAMANI

GİTMEK YA DA KALMAK ZAMANI

Son dönemlerde çeşitli vesilelerle Kıbrıslı Türkler’in içinde bulunduğu ruh hali tanımlanıyor. Tanımlamaların bütünü ise ağır bir travma ya da buhran hali altında olduğunu işaret eden tespitler içeriyor. Bu konuda Sevgili Mert Özdağ’ın da k

A+A-

 

 

Son dönemlerde çeşitli vesilelerle Kıbrıslı Türkler’in içinde bulunduğu ruh hali tanımlanıyor.

Tanımlamaların bütünü ise ağır bir travma ya da buhran hali altında olduğunu işaret eden tespitler içeriyor.

Bu konuda Sevgili Mert Özdağ’ın da köşesinde paylaştığı, Oxford Üniversitesinde yapılan bir çalışmayı,  oldukça ilginç veriler içeriyor.

Sosyal Psikolog Hüseyin Çakal’ın yürüttüğü bu çalışmada ortaya çıkan birkaç önemli konunun altını çizelim;

Öncelikle Kıbrıslı Türkler savaş yaşadığı ve karşılıklı çatışmaya girdiği Kıbrıslı Rumlar’dan fazla, Türkiye’den gelen Türkler’den tehdit hissediyor.

Bu tehditleri de sosyal, kültürel tehditler yanında, çoğunlukla ekonomik ve siyasi tehditler olarak işaret ediyor.

Bununla birlikte ankete katılanlar, Türkiye’den gelen kişilerle genellikle sınırlı bir ilişki tercih ediyor. Mümkünse komşuluk ilişkisine olmak aynı mahallede oturmak istemiyor.

Veriler arasında ilginç olan bir nokta da haklarını aramak ya da daha demokratik ve iyi bir yaşam için toplu gösterilerde bulunma eğiliminin son derece yüksek olması.

Bu oran ankete katılanlar arasında %85.

Ama yasal eylem olarak tanımlanan ve yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik bu eylemler dışında, ankete katılanların %25’inin, yaşam koşullarını iyileştirecekse, yasal olmayan şiddet içerici eylemlere de katılabileceklerini ortaya koyuyor.

Şüphesiz ki bu çalışma, belki bir toplumun tamamına addedilemez. Çalışmayı yürüten Sosyal Psikolog Hüseyin Çakal’ın kendisinin de dediğine göre, sadece bu ankete katılanların davranışlarıyla ilgili bir veri ortaya koyuyor.

Ama mutlaka toplum için de önemli bir projeksiyon sağlıyor. Zira çalışmada altı çizilen sonuçlar aslında toplum arasında çok uzun zamandır dile getirilen tespitler.

Bunun yanında sorunlarının çözümü için adres bulamayan ya da ciddi şekilde güven bunalımı yaşayan bir toplum profili de çeşitli araştırmalarda ortaya çıkan ve artık gündelik hayat içinde yüksek sesle dile getirilen bir durumdur.

Bu ruh halini iki açıdan önemsiyorum.

Birincisi, bu ruh halinin sağlıklı temellere çekilmediği hallerde çok daha ciddi ötekileştirme ve ayrılıklara sebep olacağının, daha da ileri hallerde devam eden güvensizliklerin toplumu apolitize edeceğinin açıklığından.

Sonuçta kendi içine kapalı yapılarda demokrasinin gelişimini düşünmek, bu gelişim olmadan bu yapıları açmak mümkün olmuyor.

İkincisi ise, artık bunlar çeşitli şekillerde bu kadar yüksek ses ve açıklıkla ortaya konulurken siyaset üretenlerin en azından şimdilik yetersiz kalmasından.

Açıktır ki, yıllar boyu süren ve hala devam eden yanlış politikalar, öfkeyi bireye yönlendiriyor. Toplum içinde yaşanan ayrışma ise, aynı şehir içinde uçurumu derinleşen ayrışmalar yaratıyor.

Hem ekonomik hem de sosyal ve kültürel olarak yaşanan ötekileştirmeler karşılıklı olarak derinleşiyor. Kendisine benzemediğini ya da kendisini aslında çok da istemediğini düşünenlerin duyguları karşılıklı olarak çatışmaya devam ediyor.

Bugüne kadar yürütülen gerek sağ gerek ise sol siyaset, bugün gelinen noktanın önüne belli ki geçemedi. Hatta yanlış politikalarla katkı sağladı.

Ama bugün dünden çok daha farklı bir noktadayız.

Sorunlar artarken güvensizlikler de tırmanıyor.

Bütün bunlar düşünüldüğünde geleneksel yöntemlerle yürütülen siyasetin de artık miadını doldurduğunu söylemek gerekiyor. Bugüne kadar sol partilerin çözüm umudu temelli siyaseti karşısında sistemin nemalarına dayalı vaatten oluşan sağ siyaset dikkat çekti.

Her ikisi de genellikle propagandaya dayalı gündelik siyasetin de ötesinde geçmekte zorlandı. Geleceği gören, vizyon ortaya koyup toplumun önüne geçen siyaset yürütülemedi.

Ve bugün hala, Türkiye’den para geldiği kadar Maliye Bakanı kendisini başarılı addederken ve ödemelerin yapılması bir haber değeri taşırken, mesela Eğitim Bakanı da kendisini Türkiye’den kolay üniversite girişi talep etmekle başarılı gösteriyor.

Oysa gerçek dünya koşulları, Türkiye’nin gönderdiği para ve sağladığı kadar eğitim imkanının çok ötesinde.

Aslında yapılan bütün araştırmalar açıklıkla ortaya koyuyor;

Bugün de dahil yürütülen siyasetten daha farklı bir yola ihtiyaç var.

İşte önemli olan siyaset üretenlerin bunu ne kadar başarabilecekleridir. Ama başarabilenin ayakta kalmaya başaramayıp geleneksel statükosuna bağlı kalanların erimeye mahkum olacağı açıktır.

Zaman biraz da kalmakla gitmek arasında…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 945 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler