1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Girne'deki 'Gizli Kuşatılmışlık Çalıştayı'
Girnedeki Gizli Kuşatılmışlık Çalıştayı

Girne'deki 'Gizli Kuşatılmışlık Çalıştayı'

Kısa adı “Ekopolitik” olan Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Derneği’nin önceki gün Girne’de düzenlediği çalıştayın adı “Gizli Kuşatılmışlık” idi... Bu ad size tuhaf gelebilir. “Kuşatılmışlığın gizli olanı nedir?R

A+A-

Girne'deki “Gizli Kuşatılmışlık Çalıştayı"nın ardından, Milliyet yazarı Kadri Gürsel'in yorumu:

"KKTC'ye SÖZDE DEVLET
muamelesini Türkiye yapıyor"


·        Önce Kıbrıslı Türkler... Kimliklerinin ve adadaki varlıklarının Türkiye tarafından yok edilmek üzere olduğu düşüncesi ile yaşıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı büyüyen bir tepki ve öfke var adada.

·        “Kontrolsüz Türkiyeli göçü” ile adadaki Kıbrıslı Türklerin azınlığa düşmüş ya da düşüyor olması... Adadaki finans, imalat ve eğitim sektörlerinde sahipliğin hızlı biçimde Kıbrıslı Türklerden, Türkiye kökenli ya da Türkiyeli sermayeye geçmesi... Siyasi ve toplumsal iradelerine, genel manada Türkiye Cumhuriyeti otoriteleri tarafından saygı gösterilmemesi. Kısacası, kaale alınmamak. Kıbrıslı Türklerin güç kaybına neden olan Türkiye vesayeti...



Kadri Gürsel
kgursel@milliyet.com.tr

Kısa adı “Ekopolitik” olan Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Derneği’nin önceki gün Girne’de düzenlediği çalıştayın adı “Gizli Kuşatılmışlık” idi...
Bu ad size tuhaf gelebilir. “Kuşatılmışlığın gizli olanı nedir?” diye sorabilirsiniz. Söz konusu olan Kuzey Kıbrıs ise “kuşatılmışlık” zaten aleni... Kuzeydekiler on yıllardır dünyadan tecrit edilmiş olarak yaşıyorlar. Biz buna “Kıbrıs sorunu” diyoruz. “Sorunun en dramatik yönlerinden biri” demek belki de daha doğru...
“Gizli Kuşatılmışlık” ise Kuzey Kıbrıs Türk nüfusunun iki ana grubu olan “Kıbrıslılar” ile “Türkiyeliler”in, kendilerini içinde tarif ettikleri hal ve duygulara Ekopolitikçilerin verdiği ad.
Kısacası, “Kıbrıslı”ların önce Türkiye Cumhuriyeti, sonra da “Türkiyeliler” karşısındaki, Türkiyelilerin ise Kıbrıslılar ile olan ilişkilerindeki kuşatılmışlıkları...
Dış kuşatılmışlık “Kıbrıs sorunu” ise, iç kuşatılmışlık da Türkiye açısından bir “iç Kıbrıs sorunu”. Ya da Kıbrıs’taki “Türk sorunu”. Ve bu yeni bir durum... Üstelik bir değil, birçok “Türk sorunu” var.
Girne’deki masanın etrafındaki yerel katılımcılar bu çoklu Türk sorununun iki tarafıydı: Kıbrıslı Türkler ve Türkiyeliler...
“Kıbrıslı Türkler”, kadim olanlar... Kıbrıs’ta soyları Osmanlı’nın adayı fethettiği tarih olan 1571’e kadar gidenler. “Türkiyeliler” de 1974’ten bu yana Türkiye’den göçüp adaya yerleşmiş ama çoğunlukla “Kıbrıslı” olamamış, öyle olsalar bile “yerliler” tarafından Kıbrıslıdan sayılmamış olanlar.
Bu iki kesimden katılanlar, önde gelen siyasetçi, akademisyen, sendikacı, tüccar ve gazetecilerdi.
Çalıştayın moderatörlüğünü, kendisi de bir Kıbrıslı olan dünyaca ünlü psikiyatri profesörü Vamık Volkan yaptı.
Katılımcılar bir gün boyunca muhataplarına sorunlarını anlattılar, taleplerini dile getirdiler ve tartıştılar.
Bendeniz de Türkiye’den katılan “gözlemciler” arasındaydım.
Ve artık sıra geldi “gözlemci”nin notlarına.

'YOK OLMA' PSİKOLOJİSİ

Önce Kıbrıslı Türkler...
Kimliklerinin ve adadaki varlıklarının Türkiye tarafından yok edilmek üzere olduğu düşüncesi ile yaşıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı büyüyen bir tepki ve öfke var adada. Son birkaç yıldır tedirgin edici biçimde derinleşen varoluşsal tehdit algısına şu faktörler yol açıyor:
“Kontrolsüz Türkiyeli göçü” ile adadaki Kıbrıslı Türklerin azınlığa düşmüş ya da düşüyor olması...
Adadaki finans, imalat ve eğitim sektörlerinde sahipliğin hızlı biçimde Kıbrıslı Türklerden, Türkiye kökenli ya da Türkiyeli sermayeye geçmesi...
Siyasi ve toplumsal iradelerine, genel manada Türkiye Cumhuriyeti otoriteleri tarafından saygı gösterilmemesi. Kısacası, kaale alınmamak. Kıbrıslı Türklerin güç kaybına neden olan Türkiye vesayeti...
Ve tüm bunların sonucunda koyulaşmış bir alınganlık, yabancılaşma, içe kapanma ve “TC”ye karşı husumet.
Aşağıda okuyacaklarınız birçok Kıbrıslı Türk katılımcının tek ağızda derlediğim ifadeleridir:
“Rumlar bize sözde devlet deyince kızarız ama aslında bize sözde devlet olarak davranan Türkiye’dir.
Biz Türkiye’nin adaya bizim için geldiğini düşünürdük ama öyle olmadığını gördük. Anladık ki Türkiye adaya stratejik nedenlerle gelmiş. Beşparmak taşları bizden daha değerliymiş.

'NE KADAR MÜSLÜMANSINIZ'

‘Ne kadar Türksünüz’ diye sorgulanırdık, şimdi ‘Ne kadar Müslümansınız’ diye sorgulanıyoruz.
Kıbrıs Türkü Türkiye’ye karşı varlığını koruma mücadelesine girdi. Biz Rumlara karşı kimliğimizi koruduk ama şimdi yok oluyoruz.”
Ve Türkiyeliler...
Onlar da Kıbrıslılar tarafından sistemli biçimde dışlandıklarını söylüyorlar.
Kuzey nüfusunun yarısını ve hatta belki de daha fazlasını oluşturmalarına rağmen bürokraside hemen hiç temsil edilmediklerinden şikâyetçiler.
Siyasi partilerde de durum farksız... 50 üyeli parlamentoda sadece iki Türkiye kökenli vekil var.
Türkiye’den adaya 1974 ile 80’lerde gelenler bugün aslında entegre olmuş durumda. Ancak, 90’larda başlayan “kontrolsüz göç”ün yarattığı toplumsal gerilimler nedeniyle yeni gelenlerle birlikte onların da “yerliler” tarafından dışlandığı anlatılıyor.
Kısacası, Türkiye’de Kıbrıslı, Kıbrıs’ta Türkiyeliler.
Adanın kuzeyinde Kıbrıslılar ile Türkiyeliler arasındaki kutuplaşma ve ayrışma hızla derinleşiyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir “Kıbrıslı Türk” sorunu var; Kıbrıslıların da bir “TC” sorunu. Türkiyelilerin de “Kıbrıslı” sorunu mevcut. “Çoklu Türk sorunu” böyle bir durum...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1325 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler