1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. GİDERAYAK...
GİDERAYAK...

GİDERAYAK...

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kendisine yapılan, kampanyasına yoğunlaşması yönündeki tüm telkinlere rağmen son güne kadar çözüm umudunu yitirmemiş ve müzakere masasından kalkmamıştı Talat. Önceliği yeniden seçilip seçilmeyeceği değildi. “Hal

A+A-

 

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kendisine yapılan, kampanyasına yoğunlaşması yönündeki  tüm telkinlere rağmen son güne kadar çözüm umudunu yitirmemiş ve müzakere masasından kalkmamıştı Talat. Önceliği yeniden seçilip seçilmeyeceği değildi. “Halkıma bir söz verdim, bu söz yeniden seçilip seçilmememden önemlidir” diyen lider,  Güney’deki ve Kuzey’deki ve elbette Türkiye’deki malum çevrelerin olağanüstü çabasıyla, girdiği seçimi kaybetti. Bugün hakkında ne düşünürseniz düşünün, Talat’ın Kıbrıs’ta çözüm ve barış için elinden gelen çabayı gösterdiğini reddedemezsiniz. Tarih, Talat’ı değeri bilinmemiş bir lider olarak çoktan kaydetti bile…

Yeniden aday olmayacağına dair çok güçlü emarelerin ortaya çıktığı şu günlerde, Hritofias’ın Cumhurbaşkanlığı süresince değerlendirmediği ve kaçırdığı fırsatlar bir yana, tarih onun da nasıl hatırlanacağını yazmak üzere kara kaplı defterini açmış bekliyor.

Çok günahı var Hristofias’ın. “Evet’i betonlaştırmak için”(!) Papadopulos’un kuyruğuna takılıp yürüttüğü “OXI” kampanyasının mürekkebi kurumadı hâlâ… Şimdi herkesi güldüren “Talat’la kat ettiğimiz mesafenin çok gerisindeyiz” sözlerini zamanında etmemiş olmasının vebali boynunda asılı duruyor.

Kıbrıslı Rumlara ve dünyaya omuzlarını silkerek “Ben ne yapayım, karşımda çözüm istemeyen bir lider var” derken Hristofias, o lideri Kıbrıs’a ve dünyaya “armağan edenler arasındaki” o çok güçlü rolünü saklayamaz. Zira Cumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıs sorununa dair tek kelime etmeden kazandığı makamını büyük ölçüde Hristofias’ın “nuh deyip peygamber demeyen” tavrına borçludur.  

Evet, gerçekten çok günahı var Hristofias’ın… Kuzey’de ve Güney’de çözüm güçleri cephesi bu kadar dağıldıysa, birbirlerine olan güven duygusu erozyona uğradıysa, derin bir düş kırıklığı, “Talat ve Hristofias bile başaramadıysa…” algısı oluştuysa bunda Rum liderin payı çok ama çok büyüktür. Kendisini Kıbrıslı Rum ve Türklerin, dünyanın gözünde “çözüm isteyen bir Komünist, bir barışsever” olmaktan “Rum liderliğine” taşıyan ve oraya mıhlayan yine kendisidir.

2004’ün üstünü örtmeye çalışan ve “o gün ne olduysa oldu, şimdi önümüze bakalım” diyen Hristofias, sadece Talat ve Eroğlu ile müzakere yürüten bir Rum lider olarak değil, bir çözüm yanlısı, bir Komünist olarak Kıbrıslı Türklerin güvenini yeniden kazanmaya dönük hiç bir adım atmayarak da, siyasi hatalarına yenilerini ekledi.

Çözüm güçleri açısından mesele çok açıktı aslında: sadece kâğıt üzerinde değil, asıl psikolojik olarak egemenliği Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya yanaşmayan bir anlayışın terk edilip edilmeyeceği ya da sürdürücüsü olunup olunmayacağıydı bütün mesele.

“Kıbrıslı Rum toplumu hazır değil, biz toplumumuzu hazırlamaya çalışıyoruz” bahanesinin Talat’ın ve Kuzey’deki çözüm güçlerinin ödediği bedeller karşısında ne kadar zayıf, ne kadar zavallı kaldığının görülmesiydi mesele… Türkiye’nin “bir adım önde olma siyaseti” karşısında “iki adım öne geçme” çabasının gösterilip gösterilmeyeceğiydi… Çözüm irade ve inisiyatifinin “Kıbrıslı” kalıp kalmayacağı ya da yabancı güçlerin insafına teslim edilip edilmeyeceği meselesiydi.

Sonuç olarak Hristofias, Güneyiyle Kuzeyiyle çözüm konusunda söz söyleme, karar verme ve sonuç alma yetki ve yeteneğinin Türkiye’ye devredilmesinin önünü açmış oldu…

Bugün artık o günlerle kıyaslanamayacak kadar güçlü bir Türkiye, o günlerle kıyaslanamayacak kadar güçsüz bir Avrupa ve Yunanistan var… Üzerinde Kıbrıs baskısını eskisi gibi hissetmeyen bir Türkiye ve Türkiye’nin ne diyeceğini eskisinden çok daha fazla önemseyen bir dünya var. Daha da önemlisi, Güneyde zaten çok cılız olan, Kuzey’de ise hayli yorgunlaşan çözüm güçleri için Türkiye’nin iki dudağı arasından çıkacak her cümle her zamankinden daha fazla önem kazandı.

Kıbrıs’ta “Türkiye’ye rağmen” bir çözüm olamayacağı gerçeği ayrı, çözüm irade ve inisiyatifinin Türkiye’nin iki dudağı arasına teslim edilemeyeceği “gerekliliği” ayrı konular olarak ele alınamadı bir türlü.

 “Türkiye’nin B Planı”, “Türkiye ilhak diyor”, “hayır ilhak demiyor”, “Türkiye’nin Kıbrıs stratejisi değişti”, “yok değişmedi” tartışmaları günden güne kafamızı döndürüyor. Türkiye konuşarak ya da bazen susarak gündem belirlerken, çözüm güçleri Türkiye’nin konuştuklarının ya da konuşmadıklarının peşinde gündem takip ediyor. Tenis oynamıyor, tenis izliyor çözüm güçleri… Kafaları bir o tarafa, bir bu tarafa, topu takip ediyorlar sessizce…

Bir de “1 Temmuz’da bu iş tamam”cılar, fırsatçılar var tabii… Çözüm cephesine karşı psikolojik harekât yürütenler, çözüm için mücadelenin artık abesle iştigal olduğu mesajını, yılgınlık ve kabullenişi yaygınlaştırmaya çalışanlar…

1 Temmuz’da müzakere sürecinin çökeceği, “her şeyin biteceği”, Adanın bölünmüşlüğünün kalıcılaşacağı ve yola ya Kıbrıs Türk Devleti adıyla ya da ilhak seçeneğiyle devam edileceği görüşleri pompalanarak toplum psikolojik olarak yenilgiye hazırlanmaya çalışılıyor.

Psikolojik savaşın bu evresinde sinirler her zamankinden sağlam olmalıyken, çözüm güçlerinin kendi aralarında nafile çatışmalar ve tartışmalarla zaman ve enerji kaybetmesi fırsatçıları sevindiriyor. Oysa çatışmaya en az, birlik içerisinde inisiyatif almaya en çok ihtiyaç duyulan zaman bu…

Türkiye, sayısız senaryoyu tartışmaya sürerek bir anlamda nabız yoklarken Hristofias ve partisi hâlâ daha bildik plağı döndürüyor. Oysa Hristofias’tan beklenen, Türkiye’nin de önüne geçecek bir çözüm paketiyle dünyanın karşısına çıkması ve böylelikle çözüm konusundaki samimiyetini ve kararlılığını teyid etmesidir. Liderliğinin son demlerinde Hristofias Kıbrıslı Rumlara ve Türklere, dünyaya böylesine cesur ve fedakârca bir hediye verebilseydi keşke…

Tıpkı vaktiyle Rumların Denktaş’ın her şeye hayır diyeceğinden emin olması gibi, bugün de Türkiye ve dünya, Rum liderliğinin hiçbir şeye evet demeyeceğinden emin görünüyor. Şimdi müzakere sürecini rehavetinden sarsacak cesur adımlara ihtiyaç var. Mevcut koşullarda bu adımları Türkiye’den beklemek safdillik ama Hristofias giderayak bunu yapabilir… 

Kaldı ki, 1 Temmuz sonrası senaryolar arasında sözü edilen “sınırlı sayıda asker çekme” sus payıyla Maraş’ın açılması ve eski sahiplerinin kontrollü biçimde Maraş’a geri dönüşüne imkân tanıyacak bir “kâğıt üzerinde” bir düzenleme bile Türkiye’ye aslında ciddi bir şey yapmadan puan alma olanağı sağlayacak. O zaman ne yapacak Hristofias?

“Benden sonra tufan” diyeceğe benziyor ama… Durun bakalım… Kıbrıslı Rum ve Türk çözüm güçleri bakarsınız birlikte öyle bir hamle yapar ki, Hristofias bile direnemez.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1137 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler