1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Ghetto düzeni sporu da vurdu
Ghetto düzeni sporu da vurdu

Ghetto düzeni sporu da vurdu

Dün sabah, bir televizyon kanalında izlediğim bir sabah haberlerinde KKTC Cumhurbaşkanı Dr.Derviş Eroğlu’nın bir gazetenin sportif ödül töreninde yaptığı konuşmada, her alanda olduğu gibi, dünyanın KKTC’ye uyguladığı spor ambargosundan yakındı

A+A-

 

 

 

Dün sabah, bir televizyon kanalında izlediğim bir sabah haberlerinde KKTC Cumhurbaşkanı Dr.Derviş Eroğlu’nın bir gazetenin sportif ödül töreninde yaptığı konuşmada, her alanda olduğu gibi, dünyanın KKTC’ye uyguladığı spor ambargosundan yakındığını izledim.

Cumhurbaşkanı Eroğlu bu yakınmayı yaparken, bir anlamda tüm dünyayı karşısına alarak, inatla bu izolasyonların kalkması gerektiğini 29 yıl önceki gibi savunmaya devam etti.

15 Kasım 1983 yılında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanından sonra Kıbrıslıtürklere uygulanmaya başlayan başta ekonomik, siyasi ve kültürel ambargolara ve buna bağlı olarak Kıbrıslıtürklerin dünyadan izole edilmeleri, o günden bugüne KKTC’de büyük travmalar yaşanmasına neden oldu.

Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı 550 ve 449 sayılı kararlarıyla, bu tek taraflı ilan edilen ve dünyada ayrılıkçı toplulukların düzeyine indirilen KKTC, her alanda büyük bir izolasyon yaşamaya başladı.

2004 yılında bu olgudan kurtulmak için, barış ve çözüm görüşü ile iktidara gelen CTP-BG hükümetleri, tüm Kıbrıs’ta Barış ve Çözüm isteyen ve Güney Kıbrıs’ta iktidarda olan solcu AKEL ile görüşmelere başladı.

Ne var ki, CTP-BG hükümetlerinin büyük bir içtenlikle istediği çözüme bir türlü yanaşmayan ve 21 Aralık 1963’de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gasp eden Kıbrıslırumların sözde barış ve çözüm temsilcisi AKEL, Kıbrıslıtürkler ile “bir bardak suyu” bile paylaşmak istemeyince, Kıbrıs’ta çözüm “bir başka bahara kaldı.”

Kuşkusuz diğer sektörler gibi, bu korkunç izolasyonlardan Kıbrıs Türk sporu da payını aldı. Birleşmiş Milletler kararlarını ve kuruluş statüsünü baz olarak alan FIFA, IOC, UEFA, IAAF, WTF gibi sportif kuruluşlar, Kıbrıslı Türkleri kapıya bile yanaştırmadılar.

Tüm bu olumsuz koşullara birde, bizim statükocu olarak tanımadığımız ve KKTC’yi son liman olarak gören ve “İnadına KKTC” diyen kesim, barış görüşmelerinde bile bu görüşlerinde ısrar edince, “GHETTO DÜZENİ“ doludizgin devam etti.

Durum böyle olunca da bir türlü uluslararası platforma adım atamayan KKTC isimli dünyanın Türkiye Cumhuriyeti dahil tanımadığı devlet sportif arenada yalnızları oynamaya devam ediyor.

 


 

Neden Sponsor olsunlar ki?

 

İşte, böyle “de facto” bir cumhuriyette kendi kendimize adına Süper Lig dediğimiz futbol müsabakaları ile yine hep kendi aramızda düzenlediğimiz ama uluslararası hiçbir önemi olmayan sportif organizasyonlara devletin yetersiz katkısı dışında doğru dürüst sponsor bile bulamadık.

Bakmayın, bazı firmaların özellikle, futbol organizasyonlarına sponsor olma girişimlerine. Bu firmalar da, Kuzey Kıbrıs’ta faaliyet göstermelerine ve büyük bir pazar elde etmelerine rağmen, sponsorluklarının düzeyini oldukça geriye çekmişlerdir. Bu düzeyi geri çekme ise, Kıbrıs Türk spor medyası tarafından bazen de çok sert bir şekilde eleştirildi ve eleştiriliyor da.

Ancak, konuyu biraz da objektif açıdan irdelersek, bir dönemler benim de çok sert eleştirdiğim bu firmalara haksızlık yapıyoruz gibi.

Tabii, bu söylemimden sonra “KKTC yaşayacak” diye diye mangalda kül bırakmayan statükocular bana saldırabilir diye düşünüyorum. Ne var ki, bu konudaki düşüncemi açık bir şekilde yazmak istiyorum.

Her hangi bir ülkeye yatırım yapan bir firma ilk önce, bu yatırımın getireceği rantı düşünmek zorundadır. Ondan sonra, bu rantın büyüklüğü doğrultusunda spor veya kültüre sponsor olarak katkı yapmayı düşünür.

Ayrıca, sponsorluktan doğan vergi indirimi cazibesinin de adeta sıfır olduğu bir devlette neden sponsor olunsun sorusu da gündeme geliyor.  Bu bağlamda, KKTC’deki vergi indirimleri yetersiz ollunca, KKTC’den büyük kazançlar sağlayan kurumlar bile sponsor olmamak için köşe bucak kaçıyor.

Evet, bir bana göre sponsor olmamanın çok daha önemli gerekçesine geliyorum. Kanımca, Kuzey Kıbrıs’ın sportif izolasyonları ve dışa açılamaması, dünya pazarlarından pay isteyen bu kurumların sponsor olmalarının önünde en büyük bir engel olarak duruyor.

Uluslararası pazarlara açılmak  varken, sadece Kuzey Kıbrıs sınırları içerisinde yer almak bu firmalara cazip gelmiyor.

 


 

Kabileler düzeyine düştük

 

Bundan bir süre önce, bu sütunlarda yazdığım bir yazıda, Kıbrıslıtürklerin spordaki izolasyonlar karşısındaki çaresizliğini “Denize düşen Viva’ya sarılır” başlığı ile anlatmaya çalışmıştım.

Bu konudaki eleştirilerim karşısında bana yapılan eleştirilerde İbrahim Tatlıses’in o ünlü söylemi olan “Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik?” söylemi ile yanıt verildi. Yani, dünya bizi çağırdı da biz mi gitmedik şeklinde bir yakınma geldi.

Bu yaklaşım belki doğru olabilir ama Kıbrıs’ta inadına çözümün uluslararası arenaya açılmak için tek yol olduğu gerçeği ortada dururken, böyle komik organizasyonlar olan VİVA veya ELF gibi sahte dünya kupalarına bu kadar da sarılmak sadece Kıbrıslıtürklerin düzeyinin daha da düşmesine neden oluyor.

Bundan rahatsız olmayanlar olabilir ama ben rahatsız oluyorum. Bu noktadan bakıldığında, sadece YENİDÜZEN Gazetesi’nin yaptığı ve Viva Dünya Kupası’na katılacak sekiz takımın tanıtıldığı bir yazı dizisinde bu takımların bazılarının gerek Afrika’da, gerekse Güney Amerika’da ilkel kabileler olduğu gerçeği ortaya çıktı.

Örneğin, Afrika kıtasında kabile savaşları nedeniyle BM koruması altına alınan ve 80 kilometrelik bir kapalı kampta yaşayan DARFUR ve aynı koşullarda yaşayan Batı Sahra ile eğer maddi yardım bulursa Viva’ya katılacak olan Güney Amerika’daki Easter Adaları bu turnuvaya katılacak önemli kabileler olarak görülüyor.

Ee, çok sevdiğim Sertoğlu Federasyonu bizi “KABİLELER DÜZEYİNE DÜŞÜRDÜ YA”, Allah beterinden korusun.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 581 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler