1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Gerçek gerçekten gerçek mi?
Gerçek gerçekten gerçek mi?

Gerçek gerçekten gerçek mi?

Haftasonu, CTP Gençlik Örgütü’ndeki arkadaşlarla, George Orwell’in “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” isimli kitabını, “Matrix” ve “Truman Show” filmlerini de içeren bir eğitim çalışması yaptık. Hem kitap hem de fi

A+A-

 

 

Haftasonu, CTP Gençlik Örgütü’ndeki arkadaşlarla, George Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” isimli kitabını, “Matrix” ve “Truman Show” filmlerini de içeren bir eğitim çalışması yaptık. Hem kitap hem de filmler; neyin gerçek, neyin kurgu olduğunu hararetli bir biçimde sorgulatan cinsten olduğundan, insan ister istemez etrafına daha farklı gözlerle bakıyor. “Gerçek” dediğimiz şey aslında gerçekten gerçek mi yoksa birilerinin bizim algılamamızı istediği bir yanılsama mı? Matrix filmindeki “Morpheus” karakterinin dediği gibi duyu organlarımız belirli sinyaller alıyor ve bu sayede dünyayı algılıyoruz ama bu sinyaller  yanlış yönlendirilemez mi? Tabi burada filmlerdeki gibi aşırı örneklerden bahsetmiyorum. Yani çok şükür ki yemek masasına oturduğumda önümdeki molehiyanın Matrix’in bir yanılgısı olduğunu düşünmüyorum. Gel gelelim eğer herşeye zam gelirken aldığım maaş azaldığı için artık daha az molehiya satın alabiliyorsam, bu bir yeni gerçeklik olur. “Nasıl gidiyor?” diye sorulduğunda ise “Berbat! Bu hükümet bizi mahvetti!” diye cevap verirsem, gerçekliği bir türlü, “İyiyiz iyiyiz!” dersem, başka bir türlü yorumlamış olurum. Peki hangisi gerçekten gerçek olur? Doğru olan mı yoksa çoğunluk tarafından kabul edilen mi?

 

AKLIN YOLU BIR MI?

 

Hayatımızda gerçek olarak kabul ettiğimiz bir çok şeyin aslında gerçeğin bir yorumlanış biçimi olduğunu ortaya koymak gerekir. Örneğin, “Bir milyar doları olan kişi zengindir”  diye düşünürüz ve kuvvetle muhtemel de o kişiye özeniriz. “Bir milyar dolar sahibi olmak zenginliktir” bizim gerçeğimizdir. Oysa ki; bir milyar dolar sahibi olan kişi eğer bir çölde ise, ona göre bir bardak su daha kıymetli hale gelir. Hayatın koşullarına göre değişkenlik arz eden gerçekler, eğer sabit bir anlayış tarafından üretiliyorlarsa, duvara toslamaya mahkumdurlar. Genelde aileler, çocuklarının, üniversite mezunu ve saygın meslek sahibi olmalarını isterler. Doktor, avukat, mühendis olsun da iyi para kazansın. Oysa ki bugün, birçok makinist, tesisatçı veya web tasarımcı bu mesleklerden daha iyi kazanmaktadır, ancak ağızlarıyla kuş tutsalar belli bir kesimin gözünde saygın bir gerçeklikleri yoktur. Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün ama en önemlisi düşünsel dünyamızda gerçek varsaydığımız şeyleri yerinden kaldırıp, alttaki tozu toprağı temizlemek. Kuşkusuz ki; bilindik gerçekleri sorgulama işi çok da kolay değildir. Toplum olarak “Aklın yolu birdir!” veya “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok!” gibi eleştiri ve sorgulama karşıtı, tek doğrucu atasözleri havuzumuz da geniştir.

 

MATRIX VE KKTC

 

Örneğin; biraz bilim kurgu düşünelim ve bir kişinin beynine aynen Matrix’teki gibi bilgi yükleyebileceğimizi varsayalım. Taktık CDyi, adamın beynine KKTC’nin bağımsız, dünya ile iç içe olan bir devlet olduğunu, halkın hayatından memnun mesut olduğunu, özelleştirmenin faydalı ve bu memlekete acilen külliye yapılmasının lazım olduğunu yükledik... Bizim hükümetin seveceği şeyler... Ve bu adamı, arabayla Lefkoşa’nın ortasına bıraktık mesela. Acaba, gerçeğin ne olduğunu ne kadar sürede anlar?  Ya da hiç anlar mı? Otostop çekerse ve tesadüfen bakanlardan birinin arabasına binerse, neyin gerçek olduğunu hiç de anlamayabilir kuşkusuz. Hatta adama; “Biz seni en kısa zamanda vatandaş yapıp sana iş vereceğiz” de diyebilirler. Oysa ki, eğer becerip de sıradan halkın arasına karışabilirse, neyin gerçek olduğunu anlaması uzun sürmeyecektir. Bir devlet memuru ile karşılaşırsa “İnşallah bu ay Türkiye maaşları ödememezlik etmez da ödenirik...” cümlesini duyacak ve KKTC’nin bağımsız olmadığını o an anlayacaktır. Yolu düşerse, adanın tel örgülerle, karpuz gibi ikiye bölündüğünü anlayacak ve ortada bir “barış” olmadığına da kanaat getirecektir. Tesadüfen “Selam” dediği bir kişi de özelleştirme sebebiyle işsiz kaldıysa, o konuda dönen dolapları da anlayacaktır. İşin trajikomik tarafı, KKTC’nin aslında zannedildiği gibi bir “Matrix” olmadığını anlamak belki de 1-2 saatte mümkün olacaktır. Asıl sorun, anlaması ve deşifre etmesi daha zor olan “kurgusal gerçek”lerdedir.

 

Neyin gerçek, neyin kurgu olduğunu tespit etmenin her durumda en birincil adımı sorgulamaktır. İşte tam da bu noktada, çoğu zaman birileri “bir bilen” sıfatıyla sorgulama faaliyetinin önüne set çeker. Zaten, eğitim sistemimiz sorgulamaktan ve sorgulatmaktan ziyade, ezberlemek ve ezberletmek üzerine kurulduğundan, herhangi bir kurgu bu memlekette ayakta kalmakta çok da zorlanmaz. KKTC gibi bariz açıklar vermedikçe tabi. Örneğin “ekonomik akıl” gibi caf caflı laflar, hem bilim adına konuşulduğuna delalettir hem de içinde barındırdığı ideolojiyi ve yorumu başarılı biçimde kamufle  eder.  Birileri çıkıp da “İyi de kimin ekonomik aklı? Çalışanların mı işverenlerin mi? Sermayenin mi insanlığın mı?”  sorularını sormaya cürret etmediği sürece de ekonomik akıl tektir ve mutlaktır. İster bir Matrix’e karşı mücadele edin, ister Truman Show’dan dışarı çıkmaya çalışın, ilk adım her zaman ortaktır. Soru sormak güzeldir...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1474 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler