1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. GERÇEK AYDIN VE SORUMLULUĞU...
GERÇEK AYDIN VE SORUMLULUĞU...

GERÇEK AYDIN VE SORUMLULUĞU...

Ülkemizde ivme kazanarak gittikçe daha da artan “Toplumsal ve Siyasal Olaylar” ülkenin geleceği için çok önemli bir olguyu da gündeme getiriyor: “Aydın” konusunu… Aydın kavramı, öz olarak, aydınlığa ermiş ve aydınlığa erdiğin

A+A-

 

Ülkemizde ivme kazanarak gittikçe daha da artan “Toplumsal ve Siyasal Olaylar” ülkenin geleceği için çok önemli bir olguyu da gündeme getiriyor: “Aydın” konusunu… Aydın kavramı, öz olarak, aydınlığa ermiş ve aydınlığa erdiğinin bilincinde olan, yani, bilinçli bir kişidir. Birtakım tanımlar yanında şunu da içerir bu tanım: “Toplumsal devingenliği, yaşamın özündeki değişmeyi çözümlemesi… Sonuçta, tüm bunlarla yaşamın dönüştürülebileceğini kavramış olması… İkinci Özelliği, ‘evrensel’ sorumluluk yüklenmesi, Üçüncü özellikse: “Aydın, Sorgulayan, savaşım veren kişidir…”

Kuşkusuz, her toplumsal sınıf, içinden kendi aydınını çıkarır. Halktan, sınıfsal ilişkilerden soyutlanmış, kendi başına bir aydın ya da ‘aydınlar topluluğu’ düşünülemez. Aydın, sorumlu insandır: Kendinden, toplumdan ve tüm insanlıktan…

***

Bizde bu konu ve konumun durumuna baktığımızda: Siyasal oluşum ve yapı, aydınımızın kafa yapısını hep etkilemiştir. Aydın, evrensel olarak, her şeyi sorgular / sorgulamalıdır. Bizde ise, ‘her şeyi’ sorgulamak ‘aydın olmak’ değil, ‘hain’ olmakla eştir…

İşte, bu nedenle de, bizde, ‘evrensel  anlamda’ aydın bulmak güçleşiyor. Var olan, yarım yamalak aydın ise – “yaşamak, bir yerlere gelebilmek” hedefinde olanlar – genellikle resmi ideolojinin peşinde ve sıkı takipçisidirler…

SANATÇI…

Aydın kavramını irdelerken “sanatçıyı” dışta tutmadım; çünkü, sanatçı da bir aydındır, öncelikle… Daha doğrusu, ‘gerçek bir sanatçı olmak için aydın olmak’, gereklidir… Şu anda ise şöyle bir soru dayatıyor: “Şair yazar ve aydın… Bunlar birbirini dışlayan mı yoksa birbirini besleyen kavramlar mı?”

Bence şair ( sanatçı) ve aydın, birbirini bütünleyen, besleyen kavramlardır. Bunların tersini düşünmek, aydın olmayan bir sanatçı düşlemek – varsaymak…  Ne yazık ki, ‘böyle sanatçılar’ da var- ki bu salt yetenekçiliktir. Oysa, gerçek bir sanatçı – aydın sanatçı – “bilinç-esin” bileşimini ve  “duygu – düşün” birlikteliğini sağlamış bir insandır. Çağımızda aydın olmayan bir sanatçı, geri kalmış bir sanatçı demektir…

ENTELLEKTÜEL…

Bu konuya değinmişken, ‘entellektüel’ kavramı için de birkaç söz söylemek yerinde olur. Kişisel olarak, entelektüeli “aydın” karşılığında kullanmayı düşünmüyorum…

Aydında var olması gereken “açıklık, netlik ve aydınlatmacılık”, bence, entelektüel kavramında farklı bir biçimde bulunuyor. Entelektüeli, daha soyut olarak, “üst yapının aydını” olarak yorumluyorum!.. Buradan da, şu saptamalar çıkarıyorum:

·        Sanatçılar, genellikle aydındır.

·        Entelektüel sanatçılar da vardır.

·        Entellektüeller genellikle aydın sayılırlar.

·        Aydınlar, her zaman entelektüel değildir.

***

Son söz olarak:

Yukarıda – yer darlığımıza göre – kısaca belirttiğim gibi… Sözlük anlamının ötesinde, üstün bilgi ve yetenek, aydın olmak için yeterli değildir; Çünkü, “aydın” kendi kurtuluşunu, halkının kurtuluşunda gören bir kişi olmak zorundadır. Bu da, aydının, “toplumsal” ve doğal olarak “evrensel” niteliğini belirler…

Aydınlar, değişik sınıflardan gelmelerine karşın- genel olarak – çoğu kez, “özerk” bir yapı oluştururlar.

Aydın, “sorumlu insandır.” Kendinden, toplumundan ve doğallıkla tüm insanlıktan…

Aydına, evrensel bir konum sağlayan da gerçekte bu sorumluluk olgusudur…

 


 

Başarılı bir performans…

BİZİM ŞİİRLERİMİZ – BİZİM ŞARKILARIMIZ…

Artık, içinde yaşadığımız, zamana ve ülkemize, doymak bilmez, ahlakta ve yıkıcılıkta sınır tanımaz bir ruh hakim. Bu yıkıcı ruh, politikadan – aile yaşamına, eğitimden – sanata kadar adeta elle tutulur, gözle görülür bir biçimde bütün yaşam alanlarımızı kapsıyor…

İşte bu noktada, bir vatandaş olarak, toplumsal çalkantı ve dönüşüm süreçlerinde çekilen sancıların, “Sanatsal ifade” açsından büyük bir olanak içerdiği söylenebilir; çünkü, tehdit altındaki ruhun var oluşunu sürdürmek amacıyla, “sanatsal soyutlamaya” yönelmesine yol açıyor. Tarihte ve birçok ülkede bunun örneklerini görebiliyoruz; çünkü, bu süreçlerde çekilen acıları, hayal kırıklıklarını, beklenti ve umutları, sanat dışında ifade edebilmenin yaygın biçimde paylaşabilmenin başka bir imkanı yoktur.

 

BİZİM ŞİİRLERİMİZ… BİZİM ŞARKILARIMIZ

Bana yukarıdaki satırları yazdıran, geçtiğimiz hafta AKM’de, Khora Kitabevi ile Yıltan Taşçı’nın ortaklaşa düzenlediği ve (34) şairimizin şiiri ile (12) şarkımızın ve İbrahim Özbaskın (yan flüt), Murat Özpaşa (keman), Yıltan Taşçı (Gitar), Erkan Dağlı (piyano), Serdar Kavaz’ın (gitarıyla)… Ve, Şehbal Hamzaoğulları, Cemay Onalt Müezzin, Merter Refikoğlu, Serkan Soyalan ve Yıltan Taşçı’nın sunucu olarak yer aldığı gecede: Filiz Naldöven, Ejdan Sadrazam, Jenan Selçuk, Rıdvan Arifoğlu, Alev Adil, Neşe – Mehmet – Özker Yaşın, Nice Denizoğlu, Emre İleri, Feriha Altıok, Zeki Ali, Ümit İnatçı, Hakkı Yücel, Şener Levent, Taner Baybars, Meriman Cahit, Osman Türkay, Kaya Çanca, Gürgenç Korkmazel, Aydın Adamoğlu, Ayşen Dağlı, Fikret Demirağ, Ahmet Okan, Mehmet Kansu, Tamer Öncül, Fatma Akilhoca, Mehmet Levent, Kamil Özay, Süleyman Uluçamgil, Ziya Ormancıoğlu, Faize Özdemirciler ve Orbay Deliceırmak’ın şiirleri yer alıyordu…

 

ŞİMDİ

Şimdi… Bu geceyi düzenleyen ve bu gibi çıkışlarda da ün yapmış bir müzik insanı olarak öncelikle Yıltan Taşçı’yı kutlamak gerek… Ama, ‘bu onun listesiydi’ diyerek bazı unutkanlıkları da gözardı edemiyor insan. Ör. halen hayatta olan ve ‘ilk kadın şairimiz, ilk kitabı yayımlanan kadın şairimiz’ olarak, bir, ‘Urkiye Mine Balman’ o gecenin ‘Onur Konuğu’ olabilirdi… Uzun uzun diğer isimler üzerinde durmayacağım ama özellikle de, Şiire çok emek vermekte, şiiri çocuklara sevdirmekte oldukça başarılı olan bir ‘Şirin Zaferyıldız’ı da unutulmamalıydı.

***

Son söz olarak:

Bizim, toplum olarak sanki iki aynanın arasında kalmış gibidir yüzümüz… Ve, baktığımızda, sonsuzca parçalanmış görüntümüzle karşılaşıyoruz…

Bu unutuşa boyun eğmeden yaratısını sürdürenlere…O özel gecedeki tüm ekibe… Ve tabii, Yıltan Taşçı’ya tebrik ve teşekkürlerimizle…

 


 

PARANTEZ

“Hangi Tanrılara Adak Tutabilir

Bir Toplumun türkülerine susmuş insanı…”

Bu yıl, 15. Yapılan, “GÜSAD Kültür Sanat Festivali”nin, 30 Nisan’daki, ‘Bostancı Gençlik Merkezi, Türk Halk Müziği Topluluğu’nun konserini izleme olanağım oldu. Şunu öncelikle belirtmek istiyorum, tamamıyla ülkemiz türkülerinden oluşan çok başarılı konserde, özellikle de sazıyla da konsere katılan Bekir Kara’nın besteleriyle, Koro Şefi Osman Bulun’un, ‘Araplara Satılan Kızlarımızla’ ilgili, “Baflı Gelinim” adlı bestesi + tüm koro, sazıyla, sözüyle ve performansıyla müthiş bir başarı sergiledi...

Onları yürekten kutlamak gerek…

Ama, o geceden arta kalan bir de derin hüzün var yüreğimde…

Koca salonda, bir avuç Güzelyurtlu yanında, tek bir “yüksek zevat!” yoktu… Ne Belediye Başkanı ne B. Meclis Üyeleri ne o yörenin milletvekilleri ve diğer zevat !!!

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1160 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler