1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Gelişmenin Önündeki Engeller
Gelişmenin Önündeki  Engeller

Gelişmenin Önündeki Engeller

Cemal Mert: “Girişim Yoksunu Sermaye ve Üretken Olmayan Emek”

A+A-

 

 “Girişim Yoksunu Sermaye ve Üretken Olmayan Emek”

Cemal Mert

mertcemal@kibrisonline.com

 

 

Şöyle derin bir nefes alıp geriye yaslanarak düşünmeye çalışıyorum: Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik ve toplumsal gelişimini sağlayacak dinamikler ve üretici güçlerin durumu nedir diye... Acaba Kuzey Kıbrıs’ta, sosyo-ekonomik ilerlemeyi sağlayacak nesnel ve öznel güçler var mıdır?

Tam bu konuyla ilgili kafa yorarken, 6 Mayıs, Pazar günü yayımlanan Yenidüzen ve Havadis Gazeteleri’nin manşetleri gözüme çarpıyor: Türkiye’nin ünlü foto-muhabiri Çoşkun Aral, veciz bir sözle Kıbrıslıların durumunu özetliyor:  “... Kıbrıs’ta öyle bir yapı oluşmuş ki adeta kabuğunu kırmak istemeyen civcivler gibi...”.¹ Aynı gün, araştırmacı Mine Yücel ise araştırma sonuçlarını ifşa ediyor: “Sistem iflas etti”.²

Bir coğrafyada sosyo-ekonomik gelişmeyi, ilerlemeyi sağlayan üretici güçler, çağımızda emek ve sermaye güçleridir. Ulusal devlet ise asker, polis ve sivil bürokrasisi ile bu gelişmeyi yönlendirir, denetler ve dengelemeye çalışır. Yani devlet bürokrasisi kendi başına üretici bir güç olmamakla beraber, toplumsal üretime refakat eden bir mekanizmadır. Bu refakat, halk için, bazen iyi çoğu zaman da kötü sonuçlar vermektedir.

Ülkemizde, başlıca ekonomik sektörler, turizm, eğitim, ticaret, iletişim ve medya, inşaat, tarım ve hayvancılık, hafif sanayi ve diğer hizmet sektörleridir. Nüfusa oranla oldukça yüksek oranda kamu istihdamı da sözkonudur. Yurttaşlar bu işlerde çalışmaktadırlar ama kimsenin inkâr edemeyeciği bir gerçeğimiz var ki o da 1974’ten sonra yaşamakta olduğumuz refah düzeyi, kendi sosyo-ekonomik üretimimiz karşılığı değildir. Elbette, Avrupa standartları üzerinde bir refahı arzulamaktayız ve insanlar da bunu haketmektedir fakat kabul edelim ki bu üretim kapasitemizle bu refaha ulaşmamız olanaklı değildir.

Bu güne kadar, Türkiye ve ayrılıkçı Kıbrıs Türk liderliği, kendi gerçekdışı amaçlarına ulaşmak için, Rumlar’dan kalan ganimetler ve himayeci-vesayetçi TC’nin yardımları ile yapay bir refah yarattılar. Bu durumun en önemli sonucu ise ülkemizdeki üretici emek ve sermaye güçlerinin gelişmesinin dumura uğratılması ve güdük kalmasıdır. İşte gelişmemizin önündeki en büyük handikap budur.

İki binli yıllar itibarı ile küreselleşmenin hız kazanması koşullarında, Kuzey Kıbrıs’taki sistem de çökmüş; en azından sürdürülemez olduğu anlaşılmıştır. Böylelikle yıllar içinde ulaştığımız refah düzeyi de tehlikeye girmiştir. Yunanistan örneği bizim için tipik bir örnektir. Yunanistan krizi, Yunanlıların tembelliğinden değil, 1980’de Avrupa Birliğine girdikten sonra yaşadıkları refahın, kendi üretimlerinin karşılığı olmadığını bildikleri hâlde buna göz yummaları, sessiz kalmaları ve bugünün refahı için gelecek kuşakları borç yüküne sokmalarından dolayı oluşmaktadır. Yaşanan bu sebeplerden dolayı Yunanlılar, hem borç ödemeye devam edecekler hem de iradelerini yabancıların iradesine devretmenin acılarını yaşayacaklardır.

KKTC’nin kişi başına düşen borç yükü, muhtemelen, Yunanistan’dan fazladır.Yunanistan’dan fazladır. Bugün ağır aksak sistem yürüyorsa bunun nedeni Türkiye’nin herşeye rağmen sistemi finanse etmeye devam etmesidir. Bunun karşılığı olarak gün geçtikçe irademiz hiç olmadığı oranda Ankara’ya devredilmektedir. Ankara bu durumdan ne kadar memnundur orasını tam bilemem ama bu gidişatın, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun hoşuna gitmediğini ve gitmeyeceğini söylemekte sakınca yoktur.

İkinci dünya savaşı sonrasında ama özellikle 1970’lerden itibaren, birçok ülke, kapitalizme geç girmekten dolayı yaşadıkları ekonomik geriliği aşmak üzere, toplumsal aklı organize ederek, ekonominin doğal seyrinden daha hızlı bir gelişme trendi yakaladılar. Kuzey Kore, Çin, İrlanda, Brezilya, Türkiye, Endonezya, Malezya, Malta ve başka ülkeler buna örnektir.

Bu ülkelerdeki üretici emek ve sermaye güçlerinin gelişmişlik düzeyleri, doğal seyrine bırakılsa toplumsal refahı kısa zamanda patlatacak düzeylerde değildi. İşte bu noktada siyasal ve bürokratik kadroların kumandasında ekonomik gelişme kurgulanarak üretim ve zenginlik artışı sağlanmıştır.

Türkiye örneğinde, 12 Eylül askersel darbesi ile önü açılan ve yurtdışından getirilen genç ekonomi prensleri aracılığı ile gerçekleştirilen Turgut Özal reformları akla gelmektedir. Şimdi en azından büyüyen ekonomiden, sermaye kesimleri dışındaki emekçi sınıflar da ekonomik ve demokratik haklar talep edebiliyorlar. Bu dinamik ise Türkiye’yi her durumda, kısır bir ulus-devlet olmaktan etkin bir küresel aktör durumuna yükseltmiştir.

Türkiye’de bu dönüşüm sağlanırken, en büyük sorun politik sistemdi. 1970’lerden itibaren politik sistem tıkanmış ve çökmüştü. İlerici güçler sistemin önünü açamadıkları için, NATO destekli gerici 12 Eylül darbesi ile Türkiye küreselleşme trendine sokulmuştu. Bunun bedelini ise siyasal ve ekonomik olarak uzun yıllar boyunca emekçi halk ödemek zorunda kalmıştı. Son on yılda ise AK Parti eliyle sistemi idame ettirmek, meşrulaştırmak, iç ve dış pazarı genişletmek maksadı ile sosyal politikalara önem verilmeye başlanmıştır. Ya da başka bir deyişle Türkiye ekonomisi artık sosyal politikaları finanse edebilecek düzeye ulaşmıştır.

Türkiye ve dünyadaki gelişmelerden ders almak zorundayız. Bu noktada, emek ve sermaye güçleri tek başlarına bu misyonu sağlayacak birikim ve kapasiteye sahip görünmüyorlar. Politik önderlik ile emek üretkenliğe, sermaye de girişimciliğe yönlendirilebilirse, çözüm ya da çözümsüzlük koşullarında daha üretken bir ekonomi ve daha adil bir toplum yaratma umudumuz olabilir.

Ya kendi isteğimizle toplumsal aklımızı harekete geçirip demokratik ve meşru yollarla, sosyal politikaları gözeterek, ekonomimizi düze çıkaracağız, ya da küresel rüzgârlar, Türkiye ve Güney Kıbrıs üzerinden eserek bizleri darmadağın edecektir.

 


 

 

1)Coşkun Aral, Yumurtadan çıkmak istemeyen civciv. “Öncelikle şunu söylemeliyim ki Kıbrıs’ta öyle bir yapı oluşmuş ki adeta kabuğunu kırmak istemeyen civcivler gibi bir türlü beklediğim dinamizmi göremiyorum Kıbrıs’ta. Yakınma içgüdüsü yerine üretme ve somut sonuçlara ulaşmak için daha çok çabaya ihtiyaç olduğunu görüyorum.”

http://www.havadiskibris.com/haber/12677/kabugundan-cikmak-istemeyen-civciv.html

2)Mine Yücel Röportaj. “Sistem iflas etti”. http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=43864

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 742 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler