1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. GELİN… YUNUS’A KULAK VERELİM…
GELİN… YUNUS’A KULAK VERELİM…

GELİN… YUNUS’A KULAK VERELİM…

Bayramda, tebrik, bayramlaşma vb. olguları yerine getirdikten sonra… Kendime bir armağan vermek istedim ve, ya Yunus ya da Mevlana ile buluşmaya karar verdim… Mevlana ile daha sık buluştuğumdan, bu kez, Yunus ile buluşmak kararı kendiliğinden

A+A-

 

 

 

Bayramda, tebrik, bayramlaşma vb. olguları yerine getirdikten sonra… Kendime bir armağan vermek istedim ve, ya Yunus ya da Mevlana ile buluşmaya karar verdim…

Mevlana ile daha sık buluştuğumdan, bu kez, Yunus ile buluşmak kararı kendiliğinden oluştu… Ve, farkettim ki 21. yüzyılda dahi:

“Yunus’un sunduğu mucizeye… SEVGİYE… hala gereksinimimiz var.

Hem de her zamankinden fazla…

Çünkü, sevgi gelince tüm eksiklikler biter…

Bizim eksikliğimiz ise: BARIŞ ve SEVGİDİR…”

 

YUNUS DİYE BAŞLAMAK…

“Yunus” diye başlamak istiyorum söze… Yunus, diye başlamak… sonra, “İnsanı” koymak  yanına… Ve, “Sevgiyi…” Sonra da, “Tanrı’yı…”

Değil mi ki, her insan, “Tanrı” demektir Koca Yunus’a göre.  Yunus ki, yüreğini insana adamış: “Her insan bir Tanrı’dır… Bir evrendir.” demiş…

Ne ki, insan, kendi varlığının bilincine vardığında ancak, varolabilir… Ve, var edebilir… Zehiri, bala çevirebilir… Kinden arınıp, akabilir, sevgi diye diye…

Ne yazık ki, Sevgi yönünden insanlık yönünden, hoşgörü yönünden Yunus’la aramızdaki 700 yılı aşkın arayı kapatmak yerine, daha bir açmışız…

İnsanoğlu, kendi eliyle makineyi yaratmış. Onu öyle bir geliştirmiş, öyle bir geliştirmiş ki… Bugün, makine insanın yerini almaya başlamş bile… Ve insanı bir köşeye sıkıştırmış… Yalnızlaştırmış… İnsanın insanca duygularını söküp atmış… Onu, bencil, maddeci yapmış… Durmadan  almak, daha çok daha çok almak için, insan insana kıymış… Savaşlar bitip tükenmemiş…

O yüzden değil midir ki,

Sevgi peygamberi Yunus Emre’ye adanan, 1991 sevgi yılında bile, insan, kendini ve doğayı yok etmeye yönelik en korkunç savaşlardan birini daha yaşamış…

O yüzden değil midir ki,

Dünyamızda barış, sürekli savaş tehdidiyle ayakta durabiliyor…

O yüzden değil midir ki,

Bugün dünyamızı saran savaş, düzensizlik, doğa kirlenmesi, gürültü, asit yağmurları, denizleri öldüren sanayi artıkları, büyüyen ozon deliği, insanın mutluluğu yerine, insanı yok edecek kimyasal silahlara yatırılan milyarlar… İnsanı, yalnızlık ve umutsuzluk, makine ve savaşlar arasına sıkıştırmış…

O yüzden değil midir ki,

Hem doğa hem de insan, son hızla tüketiliyor, bozuluyor, çoraklaşıyor… ki, insanın çoraklaşması çok daha acıdır; çünkü, dünyayı kurtaracak olan insandır…

Ama, önce kendini kurtarması,

İnsanı, makineden farksız yapmaya çalışan bir dünyada “KENDİ” olarak kalabilmesi, Yunus’un deyişiyle, kendi içindeki BEN’e varabilmesi gerek…

 

AMA İNSAN SINIFTA KALDI

İnsan kendine yabancı / insan insana yabancı / insan evrene yabancı…

Tüketiyor kendini / tüketiyor evreni / tüketiyor sevgiyi…

İnsan kendi özüne,

İnsan Tanrı’ya yabancı

 

***

Yüzyıllardır / sevgi yağmurlarına hasret bir dünya… / Çorak… çöl…

Kupkuru bir ağaca dönüştü insan / ölmeden öldü… ölmeden öldü… / Sevgi ve  barış yolunda / insan sınıfta kaldı Yunusum…

Maddeye yenildi…

Sınıfta kaldı…

 

***

Bir hırs oluştu bizde / bizden içeri…

O yüzden, çok şey yitirdik…

Önce insan sıcaklığımızı… Sevgiyi…

Severek, sevilerek yaşamayı…

Ki,

Sevginin boşluğunu  hiçbir mal mülk dolduramadı.

O yüzdendir ki,

İnsanoğlu yüzyıllardır aç-açık…

Savaş yorgunu… Savaş kırgını… savaş yılgını…

Sevmeyi sevilmeyi unutalı

Sevgi kuşunu hapsadeli

İnsanoğlu,hep sınıfta kaldı Yunusum…

Hep sınıfta kaldı…

 

***

YÜZÜMÜZÜ YÜREĞİMİZİ SANA DÖNDÜRÜYORUZ…

Yedi yüz yıldır / Yunus adlı bir çınar…

İnsanı koruyor gölgesinde…

Yeter ki ona / gönül gözüyle bakmayı bilmeli…

Sevgi ile yaklaşmayı bilmeli…

            Bu konuda ona kulak verelim…

 “Sevgidir her işin başı / sözdür pişirir her aşı/

  Söz ola kese savaşı / söz ola kestire başı /

  Söz ola ağulu aşı / bal ile yağ ede bir söz…”

 

  Yunusum,

Sana döndürdük yüzümüzü, sana döndürdük  yönümüzü… sana döndürdük gönlümüzü…

Bizi çoğalt, bizi arındır, sevgi ile yükle bizi…

“Bir ben vardır dedin / kendime döndüm…

Bir ben buldum bende / benden içeri…”

 

***

Kurak bir tarlayız biz… Al bizi bizden…

Sağır kulaklarımıza, suskun, çöle dönüşmüş yüreğimize sevgi pınarlarını sal… Yıka, arındır bizi… Boy atsın sevgi / buğday başakları misali yüreğimizde… Tozalım sevgi deyu deyu…

Yüzyıllardır, kendi gövdemizden, kendimizden çıkıp gitmiş insan sıcaklığını, insan sevgisini değişmişiz makinenin, demirin o soğuk tutsaklığına… Sana, her zamankinden daha fazla muhtacız Yunusum… Sevgi pınarlarınla yıka, arındır bizi…

 

GELİN YUNUSLAŞALIM…

Yunus’a göre, her insan koca bir Tanrı’dır… Öyleyse, biz niye bir Yunus olmayalım ve sarmayalım yaralı dünyamızın kanayan yaralarını…Sevgiyle, hoşgörüyle…

Gelin / yüreğimizi vurup Yunus’a / Yunuslaşalım… Tanrıyı… insanı… Tüm evreni sığdıralım… yüreğimize…

GELİN 21. Yüzyılı, “İNSAN + DOĞA + SEVGİ YÜZYILI” DİYEREK YAŞAYALIM…

Sıcak bir somunu  bölüşür gibi…

“Sevgiyi ve dostluğu” bölüştüğümüz zaman…

Ne güzel olacaktır dünya / ne güzel olacaktır İnsan…

 

***

Bir bir yüreklerin kapılarını çalalım…

Sevginin gülünü iliştirelim her yüreğe. Hoşgörüyü dikelim, her gönül bahçesine… Yaratılanı hoşgörelim,yaratandan ötürü…

Gölgesinde dinlenmek için kendi sevgi ağacımızı dikelim… Ağaçlarımız ormanlara dönüşsün… Sevgi ve kardeşlik ormanlarına…

 

Bu çağrı tüm insanlığadır bizden:

“Yeter artık / savaş istemiyoruz / biz Akdenizliyiz / Yüreklerimiz barışa adalı…

Portokal ağaçlarımız var bizim / çiçeğe duracak / analarımızın göz yaşlarıyla değil / sevdalı gençlerimizin / Aşk şarkılarıyla pişmeli aşlarımız… / 21. Yüzyılı / tankların, tüfeklerin, bombaların / o karanlık korkusu değil / Güneş yüzlü çocuklarımızın / kardeşlik şarkıları karşılamalı…”

 

***

Yunus sevgisine yüzyılımızın, herşeyin üstünde gereksinimi var… Tıpkı, Yunus’un yaşadığı günlerde Anadolu insanının duyduğu özlem gibi…

Ve, doruklarda şavkaran ışık bize yeterlidir:

“Tağ ne kadar yüksek ise, yol anun üstünden aşar

 Yunus Emrem yolsuzlara, yol gösterir vü hoş ider.”

 

***

 

YUNUS SEVGİSİYLE DOLU GÖNÜLLERE…

 GÖNÜLLER DOLUSU SELAM VE SAYGILARLA…

 

SPOT

“Yunus’un sunduğu mucizeye … SEVGİYE… hala gereksinimimiz var.

Hem de her zamankinden fazla…

Çünkü, sevgi gelince tüm eksiklikler biter…

Bizim eksikliğimiz ise: BARIŞ ve SEVGİDİR…”

 

 

Bir Sysphos gib i

 

Adını kazı, çıkar at künyeni

düşür  zamandan ve hayatından…

Denizin tuzu çözülsün ince ipliklerinde zamanın…

 

Bırak git herşeyini…

çözülsün bütün geçmişin ve geleceğin

takılıp kaldığın zamansızlığın girdabında…

 

Yaşayarak gördün… ne çok gördün

kendi bahçendeki sürek avını…

Ruhun yaralı bir boğa

kendini kırmızı bir intihara salıyor hüzün

açık bir mezarın gölgesi, gölgene eş…

yürür durur peşinde yıllardır…

 

Sen anılar beslemeye devam et

bitimsiz bir cümlesin zamanın haritasında

ve hep yazacaksın bir Sysphos gibi

kendi hikayeni…

 

                                               Neriman CAHİT

 


PARANTEZ

 

Eylül ayı 2 güzelim kültür olayı ile aydınlanıyor…

a) Işık Kitabevi’nin “25. Kitap Fuarı”

 b) LBT’nun “10. Tiyatro Festivali”

Kültür ve Sanat yaratımı sürdükçe bir toplumda hala umut var demektir…

Umudumuzu hiç yitirmeyelim…

 

 

Bu haber toplam 926 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler