1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Gelecek Geldi mi?
Gelecek Geldi mi?

Gelecek Geldi mi?

Bu seneki Kitap Fuarı’nda beni en fazla etkileyen, en fazla düşündüren, 7 Eylül’de yapılan “Gençlik Formu: Gelecek Geldi” başlıklı etkinlikti. Her şeyden önce, “gelecek” o gece oraya gelmedi. Sanırım bütün Kitap Fuarı b

A+A-

 

 

Bu seneki Kitap Fuarı’nda beni en fazla etkileyen, en fazla düşündüren, 7 Eylül’de yapılan “Gençlik Formu: Gelecek Geldi” başlıklı etkinlikti. Her şeyden önce, “gelecek” o gece oraya gelmedi. Sanırım bütün Kitap Fuarı boyunca en az katılımla gerçekleşen etkinlik oldu bu.

Belki organizasyonda da sıkıntı vardı ama sonuç ortadaydı. Belli ki gençler, kendileri gibi genç olanların söyleyeceklerini merak etmediler. Orta yaşlı ya da yaşlı diyebileceklerimiz ise zaten gençleri dinlemekten çoktan vazgeçmiş durumdalar bu ülkede.

Ama beni en çok etkileyen, yapılan konuşmaların, gençlerin aslında sanılanın aksine düzenle çok da fazla sorunları olmadığını düşündürmesiydi. Son zamanlarda hemen herkesçe dillendirilen siyasi değişimden, biraz da yaşça büyük olanların kendilerine yönelik hiyerarşik bakışından dem vurdu konuşmacılar. Şikâyetler genelde bu tip konularla sınırlı kaldı. Oysa bana göre “düzen”, bunları da içeren ama bunlardan çok daha geniş bir kavram. Günlük yaşamın her anında yapıp ettiklerimiz, yapmaktan kaçındıklarımız, söylediklerimiz ve söylemediklerimiz de düzene içkin ve çoğu zaman sanıldığının aksine, ihtiyaç duyulan değişim, yalnızca siyaset alanına ilişkin değil. Hatta bu alanda olan biten, günlük yaşamın geriye kalan kısmında olan bitenle sanıldığından çok daha fazla ilintili.

Gecenin ardından epeyce düşündüm. Herhâlde iki sebebi olabilir gençlerin geleceğe dönük hayallerinde toplumsal yaşama dair herhangi bir değişiklik arzusu bulunmamasının. Ya bu ülkedeki yaşam biçimi gençleri istediklerinden âlâ özgürleştirmekte, onların kendilerini gerçekleştirmelerine fırsat vermektedir ya da aslında “genç” dediklerimiz de düzene fena hâlde uyum sağladıklarından, bu alanda ellerini kollarını bağlayan kuralların farkında bile değildirler. Hiç dolandırmadan, parmağımın arkasına saklanmadan söylemeliyim ki bana göre ikinci sebeptir geçerli olan. Gençler de, aynen diğer yaş gruplarındakiler gibi, Platon’un mağara meselini hatırlatırcasına, ayaklarından, boyunlarından zincirlenmiş bir biçimde, önlerindeki duvarda sergilenen gölge oyununu izliyorlar durmadan. O duvarda sergilenen oyundan başka bir gerçeklik, bir hakikat yok! Zincirlenmiş olduğunun dahi farkında değil kimse. Nasıl giyineceklerini, nasıl flört edeceklerini, ne zaman evleneceklerini, düğün törenlerinin nasıl olacağını, ne alıp, ne satacaklarını duvarda gördüklerinden öğreniyorlar. Bunun dışında kalan, “alternatif” diyebileceğimiz bir yaşam biçimini tahayyül etmek, dillendirmek, o tahayyül üzerinden şu anda var olan yaşam biçimine eleştirel bir gözle bakmak âdeta imkânsız.

Oysa “genç” dediğimiz kesimi, sadece içinde bulunduğu yaş grubuyla değil, sahip olduğu varsayılan niteliklerle anlatmaya çalıştığımızda, aklımıza ilk gelen, isyankârlık, enerji, yaratıcılık gibi şeyler olsa gerek. Üzülerek söylemeliyim: Bunlardan eser yok ortada. Öyle ki, sevgili Orbay Deliceırmak’ın şiirinden mülhem, “sen nasıl gençsin be?” diye sormadan edemiyor insan.

Bütün bunları söyledikten sonra, çoğu zaman yaptığım bir hataya düşmemek ve sevgili Faika Deniz Paşa’nın uyarısını dikkate almak zorundayım. Elbette bu söylediklerim tüm “genç”leri kapsamıyor. Neyse ki istisnalar, kaideyi bir türlü bozamasalar da, her zaman var bir yerlerde. Hâlâ gelecekten umutlu olmanın sebebi de onlar ya zaten!

Ama yine de itiraf etmeliyim ki o geceden sonra, içimde sıcak tutmaya çalıştığım umudun bir parçasını daha kaybettim kilisenin bahçesinde. Hükümsüzüm!          

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1163 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler