1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Geleceği yok ediyoruz, bu inadın sebebi ne?
Geleceği yok ediyoruz, bu inadın sebebi ne?

Geleceği yok ediyoruz, bu inadın sebebi ne?

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Çevre Eğitimi ve Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı Yard. Doç. Dr. Şerife Gündüz, Lefke’de başlayıp önce Yedikonuk şimdi de Kalecik’te yapılması planlanan petrol dolum tesisine herkesin tepki göstermesi gerektiğini s

A+A-

 

YDÜ Çevre Eğitimi ve Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı Yard. Doç. Dr. Şerife Gündüz, önce Lefke’de, sonra Yedikonuk’ta yapılacağı açıklanan, şimdi de Kalecik’te yapılması planlanan petrol dolum tesisine herkesin tepki göstermesi gerektiğini söyledi

 

Geleceği yok ediyoruz, bu inadın sebebi ne?

 

·        “Anlamakta zorlanıyorum. İstenen petrol dolum tesisini birine yaptırmak mıdır? Bu kadar uğraşı başka konularda göstersek çok başarılı oluruz. Bu inadın sebebi nedir? Adayı kirletince elimize ne geçecek? Bunlar anlık kararlar. Geleceğimizi yok ediyoruz”

 

·        “Öncelikle mevcut, daha küçük ölçekli tesislerin etkileri üzerinde çalışmamız gerekiyor. Örneğin termik santralin bacalarına yıllardır filtre bile takamadık. Bunlarla ilgili kirlilik analizi bile yapmayan bir ülke olarak kurulması kararlaştırılan ağır sanayi ve petrol dolum tesisini nasıl yöneteceğiz?”

 

·        “Çevreyi korumak hepimizin görevidir. Kısacası Kalecik’i korumak bana Çevre Yasası’nın verdiği haktır. Ben bu hakka dayanarak, çevre hepimizindir, tepkimizi koyalım diyorum”

 

   Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Çevre Eğitimi ve Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı Yard. Doç. Dr. Şerife Gündüz, Lefke’de başlayıp önce Yedikonuk şimdi de Kalecik’te yapılması planlanan petrol dolum tesisine herkesin tepki göstermesi gerektiğini söyledi.

   Yard. Doç. Dr. Şerife Gündüz, çevreyi korumanın herkesin görevi olduğunun altını çizerek, “Anlamakta zorlanıyorum. İstenen petrol dolum tesisini birine yaptırmak mıdır? Bu kadar uğraşı başka konularda göstersek çok başarılı oluruz. Bu inadın sebebi nedir? Adayı kirletince elimize ne geçecek? Bunlar anlık kararlar. Geleceğimizi yok ediyoruz” diye konuştu.

   İkinci bir petrol dolum tesisinin de Lefke bölgesine kurulacağına dair duyumlar aldıklarını kaydeden Yard. Doç. Dr. Gündüz, mevcut, daha küçük ölçekli tesislerle ilgili kirlilik analizi yapılmadığına, termik santralin bacalarına yıllardır filtre bile takılmadığına dikkat çekti. Yard. Doç. Dr. Şerife Gündüz, “Çevreyi geri döndürmenin maliyeti çok yüksektir. Bizim gibi fakir bir ülkede bu imkansızdır. Tek kaygı memur maaşlarıdır. Böyle bir ülkede ağır sanayinin etkilerini nasıl temizleyeceğiz?” diye konuştu.

   Yard. Doç. Dr. Şerife Gündüz, Türkiye’de Aliağa bölgesinde ağır sanayi yapıldığını ve orada yaşayanların çevre kirlendikten sonra ayaklandığını anlatarak, “tepkimizi çevremizi kaybetmeden göstermeliyiz” dedi.

 

·        Soru: Bakanlar Kurulu 2 Ağustos 2012’de Kalecik’te kirli sanayi ve enerjı depolama bölgesi ilan etti. Bunun altından da petrol dolum tesisi olduğu ortaya çıktı. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

·        Yard. Doç. Dr. Gündüz: 2 Ağustos 2012 tarihli Bakanlar Kurulu kararında İskele-Kalecik köyü pafta/harita XV/22,23 kayıtlı arazi aniden “Kirli Sanayi ve Enerji Depolama Bölgesi" ilan edildi. İster istemez şüphe duyduk. Bildiğiniz gibi bir yolculuk yaptık, petrol dolum tesisi önce Lefke’deydi, sonra yine ani bir kararla Yedikonuk’a alındı. Şimdi de Kalecik’te Kirli Sanayi ve Enerji Depolama Bölgesi ilan edildi.

 

Araştırdığım kadarıyla Minareliköy civarında Kirli Sanayi Bölgesi var. İlgili dairelerde araştırdığım zaman bu bölgenin kendiliğinden oluşturulduğu ve kirli sanayi bölgesi olarak belirlenmemiş olduğu ortaya çıktı. Şehir Planlama Dairesi de Kalecik’i kirli sanayi bölgesi olarak öngörmedi. Aslında kirli sanayi petrol dolum tesislerini kapsamaz ama enerji depolama kısmı kapsar. Petrol dolum tesisi Kalecik’e yapılacak zaten Başbakan da bunu itiraf etti.

 

LEFKE’YE İKİNCİSİ Mİ YAPILACAK?

 

·        Soru: Kirli sanayi nedir?

·        Yard. Doç. Dr. Gündüz: Kirli sanayi ile kastedilen aslında ağır sanayidir. Ağır sanayi diğer sanayileri kuran sanayidir. Ağır sanayi kimyasal, demir/çelik, madenler, endüstride kullanılan makineler, gemi yapımları gibi bir sanayi şeklidir. Üretim araçları yapan sanayidir. Hammade ve kısmen işlenmiş malları daha yoğun miktarda kullanarak birim ağırlığına göre daha düşük değerdeki malları üreten sanayidir. Ağır sanayinin çevreye olumsuz etkileri diğer sanayi şekillerine göre oldukça fazladır. Bunu da ancak büyük ve lider ülkeler kurup işletebilir. 

 

Eskiden ülkemizin ağır sanayisi olmamasıyla övünürdük. Bir yandan “ülkemiz turizm ve eğitim adasıdır” deyip diğer yandan bu tür bir adım atmak çok manasız. Büyükkonuk’ta eko turizm yapılıyor, Bafra’da turizm yatırımları var. Bölgede üniversitelerin kampüsleri için yatırım planları var. Bunun bir tek Kalecik’te kalmayıp, ikincisinin de Lefke bölgesine kurulacağına dair de duyumlarımız var.

 

“TERMİK SANTRALİN BACALARINA YILLARDIR FİLTRE BİLE TAKAMADIK”

 

·        Soru: Petrol Dolum Tesisi’nin sakıncalarını, çevreye vereceği zararları çok konuştuk, yazdık. Kirli Sanayi’nin çevreye ne gibi etkileri olacak?

·        Yard. Doç. Dr. Gündüz: Kirli sanayi veya ağır sanayi kuruluşlarının çevreye olumsuz etkileri çok yüksek. Ancak bunlardan bahsetmeden önce mevcut termik santrallerin ve daha önce kurulan petrol dolum tesisinin durumuna bakalım, onların da yarattığı çevre sorunları var. Biz bunların zararları konusunda hiçbir çalışma yapmıyoruz. Dünyada bu tür tesislerle ilgili kirlilik haritaları çıkarıyorlar, kirliliğin boyutlarını araştırıyorlar. Öncelikle mevcut, daha küçük ölçekli tesislerin etkileri üzerinde çalışmamız gerekiyor. Örneğin termik santralin bacalarına yıllardır filtre bile takamadık. Bunlarla ilgili kirlilik analizi bile yapmayan bir ülke olarak kurulması kararlaştırılan ağır sanayi ve petrol dolum tesisini nasıl yöneteceğiz? Bizim her zamanki gibi en büyük sıkıntımız yönetim ve denetimdir. Kirlilik haritası çıkarılsa çok kötü sonuçlar çıkacağını biliyorum ki zaten sağlığımız sürekli uyarı veriyor. Kanser vakaları sürekli artıyor. Kanser vakalarının bölgedeki kirlilikle bağlantısı olup olmadığına dair herhangi bir araştırma yapmadık. Bunlarla ilgili çalışmalar yapmamız lazım. Çevreden de geçtim artık biz insana da mı değer vermiyoruz? Kendimizi de mi düşünmüyoruz? Toplum olarak bizim de tepki vermemiz lazım.

 

Dünyadaki benzer örneklere bakacak olursak çok uzağa gitmemize gerek yok, Türkiye’de 1970’lerin başında ağır sanayiyi kullanarak gelişmeye başlanmıştır. Demir, çelik ve gemi söküm tesisleri özellikle Norveç, Danimarka ve Hollanda gibi büyük ülkelerde de var ama bunlar şu anda çevresel ve toplumsal maliyetlerin yüksekliği nedeniyle çalıştırılmıyor. Şu anda Hindistan, Pakistan, Bangladeş’te ve Çin’de ağır sanayi devam ediyor.

 

“ÇEVREYİ GERİ DÖNDÜRMENİN MALİYETİ ÇOK YÜKSEK”

 

Türkiye’de de 22 tane gemi söküm tesisi var, ülkemizde de tersane ve gemi söküm tesislerinden bahsedildiği için bu örnek üzerinde duruyorum. Türkiye’de bu tesislerin olduğu özellikle Aliağa denen bir yerleşim yeri var. Buradaki çevresel etkilerden bahsetmek istiyorum. Bu konuda herhangi birşeyi keşfetmeye gerek yok. Çevreyi geri döndürmenin maliyeti çok yüksektir. Bizim gibi fakir bir ülkede bu imkansızdır. Tek kaygı memur maaşlarıdır. Böyle bir ülkede ağır sanayinin etkilerini nasıl temizleyeceğiz.

 

Asbest gemi yapımında kullanılan bir malzemedir. Gemi sökülürken ortaya çıkacak asbest tozu havaya karışacak, solunacak ve bu madde kanserojen bir maddedir. 1992’de Almanya’da yapılan bir artaştırmada bu tür tesislerin etrafından alınan hava örneklerinin asbest lifleriyle kirlenmiş olduğu ortaya çıktı. Gemilere çürümeyi önleyici boyalar da sürerler ve bu da suda yaşayan bütün canlılara zarar verir. Poliklorbifenillerin de ağır sanayide çok geniş kullanımı vardır. 70’li yıllarda buna kısıtlama getirildi, 1977’de de Amerika’da yasaklandı. Bunun da inanılmaz zararları var. Bu bahsettiklerim gemi sökümü ve tersanelerle ilgilidir, ama bu maddeler genel anlamda ağır sanayide kullanılmaktadır. Daha bir çok zararları var.

 

“TEPKİMİZİ ÇEVREMİZİ KAYBETMEDEN GÖSTERMELİYİZ”

 

Ağır metaller kalıcı kirleticilerdir ve insan vücuduna en önemli etkileri toksik olmaları ve uzun vadede kansere neden olmalarıdır. Madensel yağlar, polisiklik aromatik hidrokarbonlar ve bir sürü çevreyi kirleticiler vardır. Bu maddelerin deri kanserine neden olduğu ispatlanmıştır. Biz “eğitim adasıyız, ünivesite adasıyız” diyoruz, buna karar verdik, bunun arkasında durmamız gerekiyor. En basiti Dikmen çöplüğünü kaç senede adam edebildik hatta hala çalışıyoruz. Kirli sanayi bizim neyimize? Türkiye’de Aliağa’da insanlar ayaklandı, ama herşey olduktan sonra. Biz tepkimizi çevremizi kaybetmeden göstermeliyiz.

 

Sanayinin gelişmesiyle birlikte kirletici türler ve miktarları artar. Genelde kurulan sanayi tesisleri nehirlerin, göllerin, denizlerin kenarındadır ve atıklarını suya verirler, yer altı suları kirlenir. Sular kirlendiği anda zincirle   insanlara kadar  gelir. Genelde endüstri faaliyetleri sonucu, fenol, arsenik, siyanür, krom, kadminyum gibi toksik maddeler ortaya çıkar. Bunlar da çok önemli kirleticilerdir. İnsan hayatında sağlığı doğrudan etkiler. Bu maddelerin denize karışmasıyla denizde hayvan soyu tükenmeye başlayacak, sulamada kullanılan su ile toprağa ve yine insanlara geçecek sonuçta sürekli insan bacağını vurguluyorum çünkü etrafımızda ki doğal kaynakları ve canlıları düşünmesek bile kendimizi düşüneceğiz diye umuyorum. Çevre kirliliği keşke bir yerde dursa ama durmuyor, kontrol dışı yayılıyor. Havaya da kirletici gazlar olan sera gazları karışacak. Bu bilinen bir gerçektir. Bunlar rüzgarın da etkisiyle yayılacak.

 

“POLİTİKACILAR ÖNCE İNSANA DEĞER VERİP VERMEDİKLERİNE KARAR VERSİNLER”

 

Biz önce sorumluluklarımızı yerine getirelim sonra bunları düşünelim. Gerçekten vicdanımız rahat olsun. Önce termik santralde, mevcut  petrol dolum tessinde düzgün yapıp yapmadığımızı sorgulayalım. Lefke’de  CMC örneği duruyor. Orada da kirlilik hala temizlenemedi. Bu kadar zamandır boyumuzun ölçüsünü almadık mı? Senelerdir termik santralden havaya kükürt dioksid veriliyor, bölgeye kirlilik analizi yapılmadı. Bunlar varken kirli sanayi ve enerji depolama tesisi bizim neyimize? Bence politikacılar önce insana değer verip vermediklerine karar versinler.

 

Toprağa gelirsek, toprağın yapısı doğal olmayan maddeler tarafından değişecek ve bitlki yetişmeyecek. Toprağın havalanmasını sağlayan solucanlar ölecek. En önemli kirlilik toprak hava ve suda oluşacak. Radyoaktif maddelere girmiyorum bile, onlarla uğraşmayacağımızı umuyorum. Kısacası bu tür tesisler canlıların hayati aktivitelerini olumsuz yönde etkileyecek sorunlara yol açacak.

 


 

 

“Zaten doğa bedava!”

 

·        Soru: Geçitköy’de yapılan baraj için Hisarköy’de doğa katledildi. Sizce kirli veya ağır sanayi bölgesi kurulurken de benzer sorunlar yaşanabilir mi?

·        Yard. Doç. Dr. Gündüz: Bu tür yerler kurulurken söz konusu bölgedeki bitkilerin ve ormanlık arazilerin de yok olması mümkündür. Türkiye’den yılda 75 milyon metreküp su Geçitköy barajına gelecek. Bunun yapımı için geçtiğimiz haftalarda Hisarköy’de kaya alımı oldu, ağaçlar kesildi. Geçitköy barajı yapılırken baraj yapımında kullanılacak olan kayalar ve inşaat malzemeleri Hisarköy yakınlarındaki Zunarga bölgesinden temin edildi. Doğayı katlediyoruz. Bunu neden yapıyoruz? Taş ve kaya çıkarmak için asırlık çam, zeytin ve harup ağaçlarını kesiyoruz, doğayı talan ediyoruz. Bu şekilde yapılan işin maliyeti düşüyor, zaten doğa bedava! “Hava bedava, su bedava” demiş şair ama artık onlarda öyle değil. Ağır sanayi yapılacaksa söz konusu bölgenin hazırlanması için de benzer şeyler olacak. Bir yere bir fabrika kurulacaksa oradaki herşey yerle bir edilecek ve fabrika öyle kurulacak.

 

“KALECİK’İ KORUMAK BANA YASANIN VERDİĞİ HAKTIR”

 

·        Soru: Çevre Yasası konuyla ilgili ne diyor?

·        Yard. Doç. Dr. Gündüz: Çevre Yasası’nda kirli sanayi konusunda hiçbir şey yok ancak yasada “çevrenin korunması, geliştirilmesi ve kirliliğin önlenmesiyle ilgili genel sorumluluklar” maddesinde “çevreyi korumak ve bu yasada belirtilen önlem ve kurallara uymak idare, yönetim, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri de dahil tüm gerçek veya tüzel kişilerin görevidir” diyor. Yani çevreyi korumak hepimizin görevidir. Kısacası Kalecik’i korumak bana yasanın verdiği haktır. Ben bu hakka dayanarak, çevre hepimizindir, tepkimizi koyalım diyorum. Ayrıca “çevre ve sürdürülebilirlikle ilgili hususlar göz önünde bulundurularak kalkınma planları yapılır” deniyor, bu sürdürülebilir midir? Yasada “toprak ve doğal kaynakların kullanımıyla ilgili karar alma yetkisi olan ve onay sürecinin bir kısmı olarak bu yasanın 52. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde söz edilen herhangi bir projeyi değerlendiren kamu kurum ve kuruluşları karar alma sürecinde sürdürülebilir kalkınma ilkesine uyarlar” diyor. Yani Çevre Yasası’na göre eğer bir yatırım yapacaksak sürdürülebilir kalkınma ilkesine uymamız gerekiyor.

 

Kirlilikle ilgili de “zarar kirleticiden tahsil edilir” diyor ancak kimi nereden bulacağız.  CMC örneği ortada, muhatap bulabildik mi? Çevre Yasası’nı AB’ye uyumlaştırdık ve gayet de güzel bir yasa oldu ancak yazmak yetmez, uygulamak önemlidir.

 

·        Soru: Sizce Kirli Sanayi ve Enerji Depolama Bölgesi ile murad edilen nedir?

·        Yard. Doç. Dr. Gündüz: Anlamakta zorlanıyorum. İstenen petrol dolum tesisini birine yaptırmak mıdır? Bu kadar uğraşı başka konularda göstersek çok başarılı oluruz. Bu inadın sebebi nedir? Adayı kirletince elimize ne geçecek? Bunlar anlık kararlar. Geleceğimizi yok ediyoruz. Dünyada 70 yıl önce yaşanmış şeyleri biz neden şimdi gündeme getiriyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1411 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler