1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Geçmişten notlar: Lefkoşa’yı umursayanlar
Geçmişten notlar: Lefkoşa’yı umursayanlar

Geçmişten notlar: Lefkoşa’yı umursayanlar

Geçen gün artık çığırından çıkmış kitap ve notlarımı biraz olsun düzeltmek için çabalarken, mek parmak kadar ilerleyemedim. Elime geçen bazı notlar, “bellek ve arşiv” bakımından öylesine önemliydi ki!.. Sizlerle de paylaşmak ‘bellek̵

A+A-

 

Geçen gün artık çığırından çıkmış kitap ve notlarımı biraz olsun düzeltmek için çabalarken, mek parmak kadar ilerleyemedim. Elime geçen bazı notlar, “bellek ve arşiv” bakımından öylesine önemliydi ki!.. Sizlerle de paylaşmak ‘bellek’ bakımından önemli olur diye düşündüm.

                      Ve işte, 1 Nisan 2006 tarihinde “Lefkoşa’yı umursayanlar” grubunun ilk toplantısından notlar…

“Ahmet Okan’ın altını çizdikleri:

·        Lefkoşa üzerinde duyarlılık.

·        Yaşadığımız kenti kaybetmek korkusu.

·        Bizi ‘Lefkoşalı’ yapan özellikler.

·        Örgütsel girişimleri değil, “gönülsel girişimleri” yeğliyorum.

·        Lefkoşa üzerinde gönüllü çalışmalar

·        Şiirlere, romanlara, şarkılara düşmüş bir kente ‘gerçek kimliğini’ armağan etme…

 

·        Deniz Birinci’nin sözleri:

·        Lefkoşa, gerçekten ağlıyor. Bu şehir elimizin içinden kayıyor. Özellikle gençler, bunun farkında değil…

·        Lefkoşa kirletiliyor. Evlerin yüzü marazlı… Yüzleri ağlıyor… Tek başımıza değil, ‘sinerjiye’ ihtiyacımız var. Kimin yüreği bu şehir için ağlıyorsa bir araya gelmeli… Lefkoşa’nın kaybedecek zamanı yok artık…

·        Bu kentten ilk aklıma gelenleri söyle derseniz: Kapı önlerinde oturmak. Arasta, güvercin, kumru, yasemin. Tarihi evler, Çağlayan Bölgesi, fakirlik, daracık sokaklar. Derin bir hüzün… Kuru çeşme, Gölek, Ebe Şekibaba, Çoronik, Becerikli, Dubara, Viktorya Kız Lisesi…

Şimdiyse, balkonlarda şalvar asılan bir Lefkoşa…

 

ÖNERİLER

Yer darlığı nedeniyle, iki örnekten sonra isim vermeden önerilere geçmek istiyorum…

·        Lefkoşa Surlar içinde evini restore etmek isteyenlere ‘düşük faizli kredi’ verilmeli.

·        Belediye Personeli (dar bölge belediyeciliği) semptleri paylaşmalı ve o sempten tamamıyla – her anlamda – sorumlu olmalı.

·        Eski Lefkoşa’da Sarayönü’nde güvercin yoktu. Güvercin şimdiyi, ‘yasemin’ geçmişi temsil ediyor.

·        Yasemin kokusu gitti, lahmacun kokusu geldi.

·        Betonlaşma ve içerisinde yabancılaşma var. Beton bizi anlatmıyoır.

·        Kendimizi yeniden yaratma gibi bir misyonla hareket etmeliyiz…

·        Lefkoşa (her kent) insanlarıyla değer kazanır. Sadece restore etmekle bir şey olmaz. Bizde artık “paylaşma kültürü değil, yağma kültürü” var.

·        Bunları, tek başına ‘belediye’ başaramaz. Bu ülkede, “kurumlar çatışması” var. Açıkgözlerden bıktık usandık…

·        Yollarda artık “çift şerit” park var.

·        Seçimlerde artık, bir şey “olmak” isteyeni değil… bir şeyi “yapmak” isteyeni seçelim…

·        Saat, 8.00’den sonra surlar içinin arka sokaklarını dolaşın da görelim…

·        Çılgınlığa ihtiyaç var. Statik kararlara değil… Delisi olmayanın ‘ulusu da kenti de’  olmaz…

·        Memlekette, “idari yetki boşluğu” var.

·        Lefkoşa’nın talihsizliğe, onu seven insanların, onun kaderinde söz sahibi olmamaları…

·        Bu şehir gidiyor… Gidiyor ve bir daha da gelmeyecek…

·        Bazı insanlar bizi rahatsız ediyorsa, bizim de onları rahatsız etme hakkımız var…

·        Ben ırkçı değilim… Ama, bu kentin taşına, toğrağına, gancellisine… dokusuna saygı duymayan tek bir insanın dahi burada uyumasını istemiyorum…

·        Siyasi kültürümüz içinde ‘umutlu’ da olamıyoruz…

·        Bu ülke “örgüt çöplüğü.” ‘Baş olsun da köpek başı olsun’ sendromu…

·        Konu, “bilinç” meselesidir ki, bu da gençlere verilmiyor. Belli bazı etkinliklerle bilinç oluşturmak gerek…

·        Basın, bu konulara – hak ettiği oranda - yer vermiyor…

·        Haşmet Gürkan, uzun bir suskunluktan sonra yazdı. Çekilen acılar yazılmazsa, geçmiş temizlenmezse… sağlıklı günler ve gelecek kurulamaz…

·        Olay siyasidir de…

·         Bizde finas yok… Finans olsa, kararı verecek ‘politik irade’ yok…

·        Meclisin ‘Çevre Komitesi’ vardı. Artık o da yok.

·        Bu ülkede çoğunun istediği bir ‘title, bir rant” sağlamak.

·        Artık birileri “hus olun” demeli…

·        Kentlerimize – Özellikl de ‘Sosyal dokuya’ sahip çıkmalıyız.

·        Tutuklu bireydedir. Bireyin donanımı önemlidir…

·        Toplum içinde sesini duyuracak insanlar var ama ‘organize’ olabilirsek…

·        Gençleri de bu duyarlılığın içine çekmek lazım…

·        Sözde, ‘devlet’ olduk ama ‘devlet politikamız’yerine hep ‘hükümet politikamız’ oldu. Gelen, gidenin yaptıklarını hep bozdu…

·        O güzelim ‘tarihi binalarımız / konaklarımız’ bugün pansiyon oldu…

·        Biz işe, devletten başlamalıyız…

·        Küstü bize, tarih, binalar ve geçmişimiz

·        Bu ülke “3 K”ye teslim oldu: “Kerhane, karhane ve Kumarhane.”

·        Hızla toplarlanmalıyız. Bunun için de: ‘Fikir + Bilinç + Eylem… Geçmiş, tarih ve Kent Bilinci + Baskı Grubu” oluşturarak…

 

***

Evet… Sonra ne mi oldu…

“Lefkoşa’yı Umursayanlar Girişimi” birkaç kez daha toplandı… Ve, herkesin çok önemli işleri olduğu için, sustu… dağıldı!

Pek çok örgütlenmede olduğu gibi !..

 

 


PARANTEZ

32 yıllık sanat yaşamında LBT, hep olağanüstü koşullardan geçerek, sanatsal bir yaşam savaşı verirken… Ayaklarını yurdunun topraklarına basarak dünyalı olmaya özen gösterirken, yüzünü ve yüreğini hep halkına döndürmüş… Kendini ve seyircisini hep bir adım ileriye götürmüştür…

İnsana – yaşama – barış ve umuda yaslanarak…

***

Ona ve onu yaratanlara sadece saygı yaraşır..

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1138 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler