1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. GEÇMİŞTEN BİR PORTRE
GEÇMİŞTEN BİR PORTRE

GEÇMİŞTEN BİR PORTRE

9 Mart Baf çarpışmaları esnasında bir havan mermisi ile kolunu ve gözünü kaybettiği halde; o zamanın iktidarlarının “malûl” diye kayıtlara geçirdiği Hasan Molla Osman

A+A-

 

 

 

Belediyesi var parkı yok

elektriği var şavkı yok

Bütün pe…...ler toplandı

birbirlerinden farkı yok”

 

 

      Bu tekerleme, yıllar önce rahmetli Hasan Molla Osman tarafından Baf Kasabasının ileri gelen!.leri için söylenmiştir.Yıl 1964. Baf çarpışmalarının sindiği; halkın Mutallo bölgesine kapatıldığı,Kıbrıs’ın diğer bölgelerinden adeta tecrit edildiği ve belki de şimdilerde bir meziyet olarak söz edilen Baf insanının dayanışma ruhunun doğmasına vesile olan o mahrumiyet yıllarına ait bu sözler. 9 Mart  Baf çarpışmaları esnasında bir havan mermisi ile kolunu ve gözünü kaybettiği halde; o zamanın iktidarlarının “malûl” diye kayıtlara geçirdiği Hasan Molla Osman; acaba bu tekerlemenin kalıcı olacağını ve her zamana uyarlanabileceğini biliyor muydu? Tarih tekerrürden ibaretse muhakkak ki biliyordu. O; “Deli Hasan” lakabıyla, o kadar akıllı ve ileriyi gören birisiydi ki!..

      Nedense doğruyu söylemekten kaçınmayan,kendinin ve başkalarının hakkını savunan,kendilerine güvenip saygı duyan ve insan ayırımı yapmadan mevkii,gücü ne olursa olsun haksızlık yapandan sözünü esirgemeyen mert insanlara “deli” derler.Tarihimiz de bunun örnekleri ile dolu değil midir?.Yukarıdaki dizelerin hikayesi ne gelince:

     1963 Aralığından sonra Kasaba’nın Türk kesimine yerleşen Türkler, adeta Kıbrıs’ın diğer bölgelerinden tecrit edilmiş gibi kapalı bir bölgede yaşamaya mahkum olmuşlardı.Fakat bu zor şartlara rağmen Türkiye buraya bir sancaktar göndermeyi başarmıştı. Disipline çok önem veren; sert mizaçlı bir adam olduğundan; Baf’lıların “demir adam” lakabını taktığı sancaktar, aslında kasaba ve halkı için unutulmayacak değerde şeyler yapmıştır. Halk onu çok sevip takdir etmesine rağmen yine de ondan çok korkar ve çekinirdi.Hışmına uğramayan adeta yok gibiydi.Hasan efendi de sancaktarı takdir etmekle birlikte bazı icraatlarını  beğenmiyordu.Mücahitleri esir gibi çalıştırması ve en küçük hatalarını affetmeyip onları  lokaba  (hapse) attırması ,köpekleri öldürtmesi vb. pek hoşuna gitmiyordu ama en çok da onun; hak etmeyen bazı insanları baş tacı etmesine,onların fikirlerine rağbet etmesine içerliyordu.

     Sancaktar o günlerde Kasaba’ya yeni bir park yaptırtmıştı mücahitlere. Eserinden gayet memnun bir halde yine ileri gelenler(!)le parkta oturmuş sohbet ediyorlarmış bir ikindi vakti. Hasan efendi de kolundan hiç eksiltmediği sepetiyle oradan geçiyormuş. Onları yine bir arada ve koyu muhabbette görünce canı sıkılmış ve mırıldanmaya başlamış. Aslında gayesi, sancaktarın dikkatini çekmek ve ona, ne mırıldandığını sormasını sağlamakmış.İstediği olmuş ve sancaktar sormuş niye söylendiğini.Hasan efendi kendini önce garantiye almak için: “bir şey yok, kendi kendime konuşuyorum” demiş.Demir adam ısrar etmiş söylemesi için.Hasan efendi “söylersem beni de hapse atarsın sonra” demiş.Sancaktar daha da merak etmiş ve söyleyeceği ne olursa olsun hapse atmayacağı sözünü vermiş.Hasan efendi de zaten söylemeye can attığı yukarıdaki dizeleri söylemiş ve rahatlamış.

     Yaşadığı döneme göre engin bir kültür birikimine sahip olan Hasan Molla Osman, o zamanın zor şartlarında, rüştü, idadi ve medrese tahsili yapmış nadir insanlardandır.Eğitiminden dolayı kendisine teklif edilen bütün memuriyetleri reddetmiş ve babadan kalma bahçesinde toprakla haşır neşir olarak özgürce hayatını kazanmayı tercih  etmiştir.Olağanüstü hiciv ve nükte yeteneğine sahip olan Hasan; öyle sözler söyler, öyle fıkralar üretir,nükteler yapardı ki altındaki manayı bulmak için saatlerce düşünmek gerekirdi.Hayatını adeta nükte üzerine kurmuş; bunu yaşadığı zamanın tüm zorluklarına rağmen gündelik hayata uyarlayabilmişti. Ölümünün üzerinden otuzdört yıl geçmesine rağmen fıkralarının, deyişlerinin hala dilden dile dolaşması ve yeni nesle bile aktarılmış olması onun bu güne bir kültür mirası bıraktığının en güzel kanıtıdır.

     Hasan Molla Osman yukarıda da belirttiğim gibi 9 Mart 1964 Baf çarpışmalarında kolunu ve gözünü kaybettiği halde o zamanın iktidarları kayıtlara “malûl” diye geçmişlerdi onu. Bu büyük bir yanlış, büyük bir haksızlık ve büyük bir ayıptı çünkü o, savaş esnasında en ağır şekilde yaralanmış ve uzuvlarını kaybetmiş bir “malul gazi” idi ve kolunu, gözünü kaybetmek kadar çok dokunmuştu ona yapılan bu haksızlık. Yataklarında ölenler biliriz “şehit”dediler; parmağının ucu yaralananlara “gazi” dediler, yatak altlarında saklanıp mevzie gitmeyenlere “kahraman” dediler ama koldan gözden olan Hasan Mulla Osman’a da “malûl” dediler. Ne yazık ki sağlığında bunu düzelttirmek için çok uğraşmasına rağmen duyarsızlık sebebiyle yanlış düzeltilemeden o, göçüp gitti.

     Yaralandıktan sonra oniki sene yaşayabildi. Bir gün bile ayrılamadığı Baf’a değil; geldikten sonra çok az yaşadığı ve tanımadığı Güzelyurt’a gömüldü. Oysa o,doğduğu yerde ölmek isteyenlerdendi; nasibolmadı. Ölüm nedeni oniki yıl önceki yaralanmasıyla ilgiliydi. Boğazına da sıçrayan  parçacıklar zamanla kansere dönüşmüştü. Aslında o, şehadeti oniki yıl sonra gerçekleşmiş bir şehitti. Resmi kayıtlarda ise hala bir “malûl!..”.

     Bu değerli insan benim babamdı. Ölümünden sonra Milli Arşiv onun fıkralarını, şiirlerini,nükte ve deyişlerini Türk folkloruna kazandırmak ve araştırmacılara sunulmak üzere kayda almıştır.Yazımı ona ait fıkralaşmış bir anı ile bitirmek istiyorum.

     Hasan Molla Osman’ın bahçesinde, birkaç keçi ve koyununu barındırdığı bir ağılı vardır. Ayni mahallede yaşayan Saffet Usta,Postacı Hasan,Surullo ve Tikiniş lakaplı şahısların da ağılları vardır. Belediye, adı geçen şahısları, ağıllarının hükümet dairelerine yakın olduğu,koku yaptığı ve bunun yasak olduğu gerekçesiyle dava eder ve ağıllarını başka yere nakletmelerini ister.

     Mahkemeye çıkarlar, Hasan haricinde diğerleri ceza öder ve yakın zamanda ağıllarını uzağa çekeceklerine dair söz verirler.

    Hasan Molla Osman duruşma günü kendi kendini savunmaya karar verir, avukat da tutmaz.

Hakim: “Ağılın hükümet dairelerine yakındır. Onun için en yakın zamanda ağılını daha uzağa çekeceksin” deyince; Hasan efendi:

“Hakim bey, ben fakir bir adamım. Ağılımı uzağa çekemem. Hükümet zengindir. Hükümet, dairelerini benim ağılımdan uzağa çekebilir.” der ve cezadan da,ağılı çekmekten de kurtulur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1460 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler