1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Futbol asla sadece futbol değildir!
Futbol asla sadece futbol değildir!

Futbol asla sadece futbol değildir!

Simon Kuper’in Türkçe’ye 1996 yılında çevrilmiş kitabının başlığıdır, Futbol Asla Sadece Futbol Değildir. Geçtiğimiz Perşembe günü AEL Limasol ile Fenerbahçe arasında oynanan UEFA kupası maçı bir kez daha futbolun sadece futbol olmadığını göst

A+A-

 

 

Simon Kuper’in Türkçe’ye 1996 yılında çevrilmiş kitabının başlığıdır, Futbol Asla Sadece Futbol Değildir. Geçtiğimiz Perşembe günü AEL Limasol ile Fenerbahçe arasında oynanan UEFA kupası maçı bir kez daha futbolun sadece futbol olmadığını gösterdi. Türkiyeli futbol yorumcusu Erman Toroğlu’nun Kıbrıslı Türkleri hedef alan, “siz zaten Türk bayrağını taşımayı sevmezsiniz, Türkiyeli vatandaşları da sevmezsiniz” şeklindeki sözleri, ayrıca, Türkiye’nin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın yaptığı “kabile devlet” benzetmesi, futbol ile siyasetin ve milliyetçiliğin iç içe geçtiğini gösterdi.

Ancak, Kıbrıs’ta barış yanlılarının takımı olarak bilinen AEL Limasol taraftarları ile Fenerbahçe’nin Kıbrıslı Türk taraftarları, maçta olması gerektiği gibi davrandılar, milliyetçilik gösterilerine girişmediler ve Yenidüzen’in manşet haberinde de vurgulandığı gibi, “dostluk kazandı” (26 Ekim).

Futbolu savaş gazeteciliği perspektifinden gören gazeteciler, ondaki barış potansiyelini de bir görebilseler, belki insanlığa daha iyi hizmet edecekler. Maç esnasında Fenerbahçe tribünlerinde açılan “Football is Peace & Friendship” (Futbol Barış ve Dostluktur) pankartı, her futbol maçında açılsa ne iyi olurdu.           


 

Gazetecilerin işi zor!

Normal koşullarda gazeteciler gün içinde olan biteni izler ve okurlarına aktarırlar. Ancak zaman zaman, özellikle siyasiler, gazetecilerin görmelerini, izlemelerini istemedikleri şeyler de yaparlar ve bu yaptıklarının basında açığa çıkmasından rahatsız olurlar. Gazetecilerden, sadece aşikâr gelişmeleri değil, bu türden gizli kapaklı gelişmeleri de izlemeleri ve bunları ifşa etmeleri (açığa çıkarmaları) beklenir.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) kongresinden bir gün önce adaya gelen AK Parti milletvekilleri Beşir Atalay (Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerin Sorumlu Bakan), Sadullah Ergin (Adalet Bakanı), Süleyman Soylu (Ak Parti başkan yardımcısı) ve Salih Kapusuz (AK parti Halkla İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı), basından habersiz biçimde önce Lefke’de Şeyh Nazım Kıbrısi’yi ziyaret etmişler ve ardından Gemikonağı’nda bir restorantta yemek yemişler. Haberde, yemeğe UBP’li yetkililerin de katıldığı iddiası yer alıyor. Yenidüzen muhabirlerine bilgi veren bir kaynağın, “AKP’nin kurmayları İrsen Küçük’e destek için adaya geldi. Belli ki gece boyunca çalışacaklar. Gemikonağı’nda yemek yeme nedenleri ise çok açık, Kemal Dürüst’e baskı yapmak için o bölgeyi tercih ettiler” dediği aktarılıyor.

Habere yalanlama gönderen Türkiye Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın basın müşaviri, Şeyh Nazım Kıbrısi ziyareti ile yemeği ve UBP’li yetkilinin (Gençlik ve Spor Bakanı Mutlu Atasayan) yemeğe katıldığını doğruluyor ancak sadece yemek yenildiğini, siyaset konuşulmadığını söylüyor. Yenidüzen’de yayımlanan haberin bir benzerinin Afrika gazetesinde de yayımlanmasını ise,  “söz konusu yakıştırmaların aynı gün bir başka gazetede çıkan haberle benzerlik göstermesi de düşündürücüdür” şeklinde değerlendiriyor. Gazetecilik açısından bakıldığında, her iki gazetede gizli bir yemeğin benzer biçimde haberleştirilmesi haberin doğruluğuna bir kanıt sayılabilir. Yenidüzen haber müdürü Mert Özdağ ile muhabir Didem Menteş, konvoyu belli ki Lefkoşa’dan itibaren izlemeye almışlar ve iyi bir haber yapmışlar. Basının görevi, sadece gösterileni değil, gizleneni de topluma aktarmaktır.   


 

Türkiye’nin basın özgürlüğü krizi

Kıbrıs Türk medyasında pek ilgi çeken bir haber olmasa da, geçen hafta açıklanan bir rapor Türkiye basınının özgürlük krizini gözler önüne serdi. Okur temsilcisi olarak, basın özgürlüğü alanında yaşanan sıkıntıları ele almamın yadırganmayacağını umuyorum. 

Önce bir detay bilgi vereyim. Raporu yazan Gazetecileri Koruma Komitesi (Committee to Protect Journalists), merkezi New York’ta bulunan bir bağımsız örgüt. Örgüt hem yıllık basın özgürlüğü raporu yayımlıyor hem de özel raporlar hazırlıyor.

Komitenin yayımladığı, “Türkiye’nin basın özgürlüğü krizi: Gazetecilerin hapsedildiği ve muhalefetin suç sayıldığı günler” başlıklı raporun (erişim için http://cpj.org/tr/Turkey2012.Turkish.pdf) özetinde, “CPJ’nin 2011 yılındaki araştırmasının dikkate değer ölçüde tartışma yaratıp eleştiriye maruz kalması, örgütü, Türkiye’den araştırmacı bir ekiple vaka bazlı bir incelemeyi üstlenmeye sevketmiştir” deniliyor. Çünkü aynı komite, 2011 yılında sadece 8 gazetecinin hapiste olduğunu açıklamıştı. Sunuşun devamında, “CPJ’nin yeni bulguları, hapiste 76 gazetecinin bulunduğunu, bunlardan en az 61’inin doğrudan gazetecilik faaliyetleri ile ilgili olarak hapiste tutulduğunu tespit etmiştir. Diğer 15 gazetecinin aleyhindeki delillerin yeterince açık olmaması nedeniyle CPJ alıkonmalarının dayanağını araştırmaya devam ediyor” ifadesi yer alıyor.

RAPORDAN ÇARPICI ALINTILAR

·        Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti basına karşı yakın tarihin dünya çapında en büyük saldırısını yürütüyor.

·        Erdoğan açıkça gazetecilerin itibarına saldırıyor, medya organlarını, eleştirel yazılar yazan çalışanlarını uyarmaları ya da işten atmaları için zorluyor.

·        CPJ’nin araştırmasına konu olan gazetecilerin dörtte üçünden fazlası, haklarında bir mah­kûmiyet kararı olmaksızın hapiste tutuluyor ve mahke­menin kararını tutuklu halde bekliyor.

·        CPJ’in hapisteki gazetecilerle ilgili araştırma yaptığı 27 yıl boyunca, tutuklu gazetecilerle ilgili kendi rekorunu kıran ve basın özgürlüğünü kısıtlamak konusunda, kendi kendine rakip olan tek ülke Türkiye oldu.

   GAZETECİLER VE SUÇLAMALAR

61 sayfalık raporda, gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tutuklu bulunduğu belirtilen 61 gazeteci ile karar verilememiş 15 tutuklu gazeteci hakkında yapılan suçlamalar da ayrıntılı olarak yer alıyor.

Raporda yer alan eleştirilerin dikkate alınacağını umuyor ve gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu bulunan tüm gazetecilerin serbest bırakılmalarını temenni ediyorum. Özgür basın, demokrasinin olmazsa olmaz ön koşuludur.


 

Haftanın manşeti

Geçen haftanın en önemli haberi, Ulusal Birlik Partisi (UBP) kongresi öncesinde 23 kişinin Başbakanlıkta işe alındığını ve bunlardan en az 11’inin UBP delegeleriyle bağının bulunduğunun tespit edildiğini açıklayan, “GİDERAYAK!” manşetiydi (24 Ekim). Tanju Konuralp imzasını taşıyan haberde, işe alınanların açık isimleri ve delege bağları da verilmiş. Haberde, istihdam edilenlerin 7 Kasım’da işe başlayacakları bildiriliyor. Haberin doğruluğuna ilişkin bugüne kadar bir itiraz da gelmedi Başbakanlıktan. Başlık da olayı gayet iyi özetlemiş.  


 

Okurdan gelen

Yenidüzen okuru Diren Karaman, aşağıdaki e-postayı gönderdi:

“Sayın İrvan, öncelikle Yenidüzen gazetesindeki görevinizde başarılar dilerim. Ben yıllardır Yenidüzen gazetesi takip etmekteyim ve her gün mutlaka bir Yenidüzen almaktayım. İnanın almadığım günlerde sanki gün içerisinde bir eksiklik hissetmekteyim. Benim bahsetmek istediğim 2 konu vardır. Öncelikle bana göre, Yenidüzen haber yönetimi özel haber sayısını artırmalı. İnsanlar daha çok özel araştırma haberi beklemektedir. İkinci konu ise Adres Kıbrıs dergisi hakkında. Öncelikle dergiyi  hazırlayan ekibi tebrik ederim, gerçekten çok güzel ve kaliteli. Ama son zamanlarda bir motivasyon eksikliği var gibi. Dergi kapağı bence içerisindeki zenginliği yansıtmıyor (örneğin geçen hafta yayımlanan 77. sayı).”

Not: Gazetede yer alan yazımda Diren Karaman’ın ismi atlanmıştır. Okurdan özür dilerim.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 665 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler