1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Filiz Ankaç; “Şiddetten kaçış yok”
Filiz Ankaç; “Şiddetten kaçış yok”

Filiz Ankaç; “Şiddetten kaçış yok”

“Sinderella gibi beyaz atlı prensimizi bekliyoruz. Beklemek zorunda değiliz. Kadın cinsi olarak gerçekten güçlüyüz. Zaten insan olarak güçlüyüz. Beklentiyle değil sevgiyle bir dünya kurulması gerektiğini düşünüyorum.”

A+A-

Simge Çerkezoğlu

Sanatçı Filiz Ankaç otuz yıldan bu yana Kıbrıs’ta yaşıyor. Eserlerini bu adadan, bu coğrafyadan etkilenerek üretiyor. Kıbrıs’ın onu daha bir özgür kıldığını, sanatsal anlamdaki üretimlerini bu topraklara borçlu olduğunu samimiyetle anlatıyor. 2012 yılından bu yana gerçekleştirdiği tüm çalışmalarında kadın ve şiddet konusuna eğiliyor. Art Rooms Galeri’de açtığı ‘Yok Senden Daha Güzel’ serisi ise beni adeta büyülüyor. Güzelliğe, aşka, savaşa olan güncel ama farklı, yaratıcı ama bir o kadar da gerçekçi bakış açısıyla insanı şaşkına çeviriyor.  Bu etkileyici sergiyi konuşmak ve sanatçı Filiz Ankaç’ı daha iyi tanımak adına bir araya geliyoruz. Güzelliği, aşkı, beklentileri ve içinde yaşadığımız şiddetten kaçamadığımız dünyayı konuşuyoruz.       

“BENİ VAR EDEN YER KIBRIS OLDU”

Filiz Ankaç İstanbul doğumlu bir sanatçı, Mimar Sinan Üniversitesi resim bölümünde aldığı lisans eğitimini tamamladıktan sonra, akademik eğitimine Yakın Doğu Üniversitesi’nde devam eden sanatçı, şimdi hem genç yeteneklere yol gösteriyor, hem de kişisel sergileriyle bizleri sanatla buluşturuyor. Çocukluğundan bu yana resme ilgi duyan sanatçının, yolu gençliğinde Kıbrıs’la kesişiyor.  

“Resme olan ilgim içsel bir şey, çocukluğumdan bu yana yapabildiğimi hissettiğim, bende hedefe dönüşen bir sevgi. Hiç bitmedi, önce eğitim alarak, daha sonra eğitimci olarak ve her zaman çalışarak devam etti. Aşık olarak Kıbrıs’a geldim. Eşim, Kemal Ankaç’la, üniversitede tanıştık. Benim gibi resim eğitimi alıyordu, Kıbrıslı olduğu için de buraya döndük. İstanbul’da yaşadığımdan daha uzun bir süredir Kıbrıs’ta yaşıyorum. Köklerim elbette benden sağlam bir duygu ama Kıbrıslı olmak da benliğime ve kimliğime yerleşen bir şey. Eğitim hayatım Türkiye’de geçmesine rağmen, sanattaki üretim hayatım da hep burada oldu. Beni var eden yer Kıbrıs oldu.”

“KIBRIS BANA ÖZGÜRLEŞME İMKÂNI VERDİ”

Daha önceki bir röportajında Kıbrıs’ta yaşamanın sanatında değişimlere yol açtığını söylemişti. Kendisine bu sözünü hatırlatarak,  adada sürdürdüğü yaşamının resimlerini nasıl, neden etkilediğini soruyorum. Yaşadığımız coğrafyanın insan üzerinde bırakabildiği etkilere şaşıyorum…

“Üniversitede gelenekçi bir atölyede eğitim aldım. Neşet Günal Atölyesi gerçekten gelenekçiydi. Sanatta desen eğitimi, boya kullanımı, figür üzerine çalıştık. Sanat tarihini sanatçıları anlayıp, uyguladık. Oysa 1988 yılında Kıbrıs’a geldiğimde bambaşka bir dünya gördüm. Türkiye’yi de daha iyi anladım. Ada’da bambaşka bir hayat vardı. Savaştan çıkmış bir toplum vardı. Bizden daha farklıydı. Doğası, coğrafyası, kültürü, insanı her bakımdan farklıydı. Savaşın izleri, özellikle Maraş bölgesi beni çok etkiledi. Tüm bunlardan sonra sanat hayatımda da aynı gelenekçi tavırla devam edemeyeceğimi anladım. Artık bambaşka bir etki almıştım. Böylece soyut olarak çalışmaya başladım. Kıbrıs bana özgürleşme imkânı verdi. Tabii bu arada dünya değişiyordu. Böylece hem ben, hem de dünyaya bakışım değişiyordu. Sürekli bir sorgulama içindeydim. Sanatçının görevi de sürekli sorgulamaktır. Dünyada yaşanan sorunlara göre biz de evirilmek durumundayız. Aksi halde sanatta tekrara düşeriz, böylece yaptığımız sanatın insanımıza, çevremize katkısı olmaz. Ben yaşadığım süre içinde var olmak istiyorum. Yaptığım çalışmalarla da bir fayda sağlamak, insanlarda yeni davranış biçimleri geliştirmeye çalışıyorum.”

s3-006.jpg

“ŞİDDETİN NEDEN OLDUĞUNU KENDİ İÇİMDE SORGULADIM”

Bugüne kadar pek çok karma ve kişisel sergisi bulunan Filiz Ankaç, 2012 yılından bu yana ağırlıkla kadın ve şiddet üzerine çalışıyor. Öyle görünüyor ki son yıllarda artan savaş ve şiddete karşı bir sanatçı olarak, eserleriyle duyarlılık oluşturmaya çalışıyor.

“Özellikle 2010 yılından bu yana Arap coğrafyasında yaşanan savaşlar, kitlesel hareketler, buna bağlı yaşanan şiddet beni çok etkiledi. Dolayısıyla bu konuya eğilmek durumunda kadım… Şiddettin neden olduğunu, ne olduğunu kendi içimde sorguladım, bu sorgulamalar sonucunda da bu çalışmalar ortaya çıktı. Hissetmişken gelişen bir şey oldu, böylece portreler yoluyla şiddeti incelemeye başladım. Yüzlerdeki Öteki Ben sergisi bu konuyu irdelediğim ilk sergim oldu. burada biraz figüre başlar gibi de oldum. Şiddeti anlamak için bunu yaptım. Daha sonra 2014 yılındaki sergimde ise savaşın tam karşıtı olan aşk temasını ele aldım. Şiddet vardı, ama neden vardı. Sevginin yaşanamamasından mı şiddet doğuyordu, aşkta neler oluyordu acaba gibi sorgulamalara girdim. Bu tema böylece ortaya çıktı. Orada da farklı teknikler kullandım. Üç ve iki boyutlu heykel resim arası tavırlar resimle birlikte oluştu.”

s2-009.jpg

“YOK SENDEN DAHA GÜZELİ”

Dört yıl aradan sonra Yok Senden Daha Güzeli sergisiyle sanatseverlerle buluşan Filiz Ankaç, beni çalışmaları ve yaratıcı fikirleriyle çok etkiliyor. Bu serginin çıkış noktasını, nasıl geliştiğini açıklıyor…  

“Yok Senden Daha Güzeli sergimin desen çalışmaları 2014 yılında Oya Silberi ile yaptığımız desen çalışmalarıyla başladı. Önce birkaç fotoğraf çekerek desen çalıştık. Yok Senden Daha Güzeli derken hem kadına baktım, hem güzelliğe, hem şiddete baktım. Bu şiddet dünyasında kadının konumuna baktım. Güzelliği sorguladım. Daha sonra bu düşünceler kendi içinde bölümlere ayrıldı. Desenlerin ardından, çıplaklar diye bir seri çalıştım. Sonra yaptığım tel elbise ile onları giydirdim. Tel elbisenin konseptini, kadının günümüz dünyasında kendini nasıl hissettiği üzerine kurdum. Fark ettim ki günümüz dünyasında bir takım komplekslerimiz var, özellikle güzellik ve kadın varlığının duruşuyla ilgili… Güzel olmaya çalışıyoruz. Kendimizi süslüyoruz. Kozmetikler satın alıyoruz. İyi giyinmek, güzel yaşamak istiyoruz. Yanımızdaki insanla iyi görünmek istiyoruz. Poz poz resimler çekip, yayınlıyoruz. Biz güzel göründükçe, kendimizi güzel kabul ettirebildikçe mutlu olmaya başladık. Başkası bizi güzel görürse biz mutlu oluyoruz. Ama acaba gerçekten mutlu muyuz? Kadınlığımız dışında, varlığımızla ne kadar insanız? Tüm bu sorgulamalarla mitolojilere daldım. Böylece Sinderella serisi de bu tel elbiseyle birlikte gelişti. Biz kadınlar olarak bir türlü bağımsız olamıyoruz aslında. Sinderella gibi beyaz atlı prensimizi bekliyoruz. Beklemek zorunda değiliz. Kadın cinsi olarak gerçekten güçlüyüz. Zaten insan olarak güçlüyüz. Beklentiyle değil sevgiyle bir dünya kurulması gerektiğini düşünüyorum. Maalesef içinde şiddet olan bir dünyada yaşıyoruz, ama burada bizim duruşumuz nasıl olmalı, ne kadar o dünyaya katkı koymalı, ya da koymamalı kendimizde bunu sorgulamalıyız. Çünkü kadınlar gelecek nesilleri de etkiliyor, onları yetiştiriyor. Öncelikle kadının bunun fark etmesini istiyorum.”

s1-012.jpg

Tabii Yok Senden Daha Güzeli sergisi, sadece güzelliğe yönelik eleştirel bakış açısı ve Sinderella çalışmasıyla sınırlı değildi… Savaşı eleştiren Kaçış Yok bölümü de ayrıca serginin en etkileyici çalışmalarından biri…

“Mermiler burada ilgimi çekti. Savaşın yoğun yaşandığı alanlarda birbirinin içine giren mermiler ilgimi çekti. Böylece bir resim serisi oluştu. Kaçış Yok, evet çünkü savaş var, şiddet var. Biz şiddetten ne kadar kaçsak da iyi gözükmeye, güzel olmaya şık görünmeye çalışsak da, kendimizi bu şekilde mutlu sansak da aslında kaçış yok. Şiddet her an döner bizi bulur, bulacaktır, bulabilir. Bu coğrafyada da savaşlar yaşandı. Yaşanmayacak diye bir şey yok. O nedenle mermilere dikkat çektim. ”

“AŞKLA YÜKSELİYORUZ, UÇUYORUZ SONRA ÇAKILIYORUZ”

Sergide benim ilgimi çeken bir diğer bölüm Uçur Beni Aşkım…  Bu bölüm günümüzdeki aşk algısına eleştirel bir bakış açısı getirirken, verdiği mesajla da yüzümü güldürüyor.

“Aşkla kendimizi ifade etmeyi seviyoruz. Hayatımızda aşk olsun istiyoruz. Olsun tabii. Haklıyız. Aşk olsun da yaşadığımız bu düzende aşklar istediğimiz gibi gitmiyor. Yükseliyoruz, yükseliyoruz adeta uçuyoruz. Sonra çakılıyoruz. Burada da bir seramik bir uçak çalışmasıyla enstalasyon yaptım. Yerde seramikten kırılan bir uçak var. Aynı uçağı bir de kâğıt olarak tasarladım. Onu da duvara astım. Üzerine ikinci dünya savaşı sırasındaki hava harbi görüntülerini ekledim. Film haline getirip, oynattım. Daha başka kâğıttan uçak yaparak desen çalışmalarında bulundum… Günümüzdeki aşk algısını eleştirmeye çalıştım. ”         

 

Bu haber toplam 1123 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 356 Sayısı

Adres Kıbrıs 356 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler