1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Fikir Kulübü'yle 'Fikirsiz Kalabalık' Arasında Bir Yer Yok mu?
Fikir Kulübüyle Fikirsiz Kalabalık Arasında Bir Yer Yok mu?

'Fikir Kulübü'yle 'Fikirsiz Kalabalık' Arasında Bir Yer Yok mu?

Tufan Erhürman: Son zamanlarda, ilkelerden, tutarlı ve istikrarlı bir ideolojik-politik duruştan ödün verdikleri için eleştirilen bazı sol parti yetkililerinin dilinden hiç düşmeyen bir slogana dönüştü “biz fikir kulübü değil, siyasi partiyiz”

A+A-

 

 

Tufan Erhürman

tufaner@yahoo.com

 

 

Son zamanlarda, ilkelerden, tutarlı ve istikrarlı bir ideolojik-politik duruştan ödün verdikleri için eleştirilen bazı sol parti yetkililerinin dilinden hiç düşmeyen bir slogana dönüştü “biz fikir kulübü değil, siyasi partiyiz” teranesi. Belli ki “fikir kulübü”nden kasıt, yalnızca aynı ideolojik-politik duruşa sahip, aynı ilkeleri paylaşan insanların katılabileceği oluşumlardır. Kitleselleşme ve iktidara gelme derdi olan siyasi partiler açısından bunun mümkün olamayacağı elbette doğrudur. Siyasi partiler için yalnızca kadrolar ve üyeler değil, sempatizanlar ve seçmenler de önemlidir. Bir siyasi partinin ideolojik-politik görüşlerini ve ilkelerini tam olarak bilmeyen/paylaşmayan kişilerin partiye sempati uyması, hatta kendini çok yakın görmese de bazı seçimlerde oy vermesi mümkündür.

Bu bilgiden hareketle, birçok ülkede, literatürde “catch all party” ya da “big tent party” adıyla bilinen siyasi partiler ortaya çıkmıştır. Bu partilerin ortak özelliği, farklı ideolojik-politik duruşlara sahip olan, farklı ilkeleri benimseyen kişilerin kendi çatıları altında bir araya gelmesini sağlamayı hedeflemeleridir. Bunun yolu, partinin, dışarıya, mümkün olduğunca geniş kesimleri kucaklayabilen, esnek mesajlar vermesidir. Parti kadrolarının ve üyelerinin sağlam ve tutarlı bir ideolojik-politik birikime ve ilkelere sahip olduğu durumda, farklı görüşlere sahip sempatizanların ve seçmenlerin partiye yönelmesini sağlayacak bu esnek mesajların partinin ideolojik-politik duruşunda bir sarsıntı yaratmayacağı varsayılır. Ancak bu varsayım uygulamada hemen her zaman yanlışlanır. Parti, farklı ideolojik-politik duruşlara ve ilkelere sahip insanları kendisine çektikçe, kendi duruşu ve ilkeleri flulaşmaya, belirsizleşmeye başlar ve bu durum kaçınılmaz olarak bir kimlik bunalımını beraberinde getirir.

Sağın ideolojik hegemonyası altındaki ülkelerde, böyle bir kimlik bunalımı sağ partiler açısından ciddi bir sorun yaratmaz. Çünkü partinin ideolojik-politik duruşu ve ilkeleri belirsizleşse de, iktidara gelindiği zaman, düzeni aynen devam ettirmek zaten sağ politikaları hayata geçirmekten başka bir mana taşımaz. Hegemonya önceden kurulmuş olduğundan, doğal olarak, iktidara gelen partinin de hegemonyasını ilan etmiş politikaları uygulamaktan başka bir misyonu olmayacaktır.

Ancak bu tip ülkelerde sol partilerin “catch all party”ye dönüşmesi ciddi anlamda sorunludur. Çünkü sağ hegemonyayı kırmak ve yeni bir ideolojik-politik duruşun ve yeni ilkelerin hegemonyasını ilan etmek partinin ciddi bir politik kimliğe sahip olmasını gerektirir. Aksi hâlde, hükümete gelmek mümkündür ancak hükümete gelindiğinde sol politikaları hayata geçirmek imkânsız hâle gelir.

Bununla birlikte, bu noktadan hareketle, bu tip ülkelerde sol partilerin kitleselleşme ve iktidara gelme çabasından tamamen vazgeçip, yalnızca aynı ideolojik-politik duruşa sahip, aynı ilkeleri benimseyen insanlara kapılarını açmasının ve geride kalanları dışarıda bırakmasının gerekli olduğunu düşünmek de yanlıştır. Çünkü, çok partili  siyasal hayattan başka bir siyasi alternatifin bulunmadığı koşullarda, böyle bir yaklaşım, solun içe dönmesine yol açacak, onu, hegemonya mücadelesinde son derece önemli araçlardan yoksun bırakacak, ve kaçınılmaz olarak bir “fikir kulübü” derekesine indirgeyecektir.

O nedenle, sağın hegemonyasının kurulduğu ülkelerde, sol partilerin, bu iki uç, yani “fikir kulübü”ne dönüşmekle “catch all party”ye (“fikirsiz kalabalık”a) dönüşmek arasında bir konum aramak ve bulmak zorunda olduklarını vurgulamak gerekir.

 

Orası Neresi?

Bu şartlar altında önemli olan, bu iki uç arasında yer alan konumun neresi olduğunu saptamaktır. Verili koşullarda sol bir siyasi partinin temel amacı, sağın hegemonyasını kırmak ve kendi hegemonyasını kurmaktır. Hegemonya mücadelesinde hükümete gelmek önemli bir araçtır ancak kendi başına bir amaç değildir. O nedenle, kendi ideolojik-politik duruşunu ve ilkelerini koruyarak iktidar olmak ve onu hegemonyanın inşası için kullanmak önemli olsa da, bu duruştan ve ilkelerden ödün vererek hükümete gelmek ve bu duruştan ve ilkelerden uzak bir biçimde hükümet etmek yalnızca önemsiz değil, gereksiz, hatta sakıncalıdır. Çünkü böyle bir durum, sol bir parti için aslında bir Pirüs zaferinden başka bir şey değildir. Bu şartlar altında hükümete gelindiği için sevinilirken, aslında sağ hegemonyaya yenilmek ve sağ politikaları hayata geçiren bir araca dönüşmek kaçınılmazdır.

O hâlde yapılması gereken, geniş halk kesimlerini, tutarlı, sol bir ideolojik-politik duruş ve ilkeler etrafından bir araya getirmeye yarayacak bir söylemi ve stratejiyi geliştirmektir. Bunun yolu, partinin kadrolarının ve üyelerinin ciddi bir eğitim sürecinden geçirilmesidir. Sempatizanların ve seçmenlerin partinin ideolojik-politik duruşuna birebir sadakati çok önemli olmasa da, aynı şeyi kadrolar ve üyeler için söylemek mümkün değildir. Ülkede sağ hegemonyayı kıracak ve sol hegemonyayı inşa edecek olan, önce kadrolar, sonra da üyelerdir. Bu kesimlerin siyasi kimliksizliği, partiyi kaçınılmaz olarak “catch all party”lerin akıbetine taşıyacaktır.

Bu arada, burada sözü edilenin bir tür ikiyüzlülük olmadığının da altını çizmek gerekir. Yani hedef, parti kadrolarını ve üyelerini sağlam ve tutarlı bir ideolojik-politik çizgiye ve ilkelere sahip kılıp, “dışarıda kalanlar”a yalanlar söyleyerek onların sempatilerini ya da oylarını kazanmak değildir. Yöntem, “içeridekilerin” tutarlılığının, dürüstlüğünün, samimiyetinin, herkese, ısrarla gösterilmesi, sol politikaların aslında yalnızca kadrolar ve üyeler için değil, toplumun geniş kesimleri için “doğru” ve “yararlı” olduğunun, inatla, bıkmadan, usanmadan anlatılmasıdır. Parti kadroları ve üyeleri, bu yöntemi kullanırken, toplumun geniş kesimleri için “doğru” ve “yararlı” olmadığını bildikleri bir duruşu, yalan söyleyerek topluma “kakalamamakta”, toplumun geniş kesimleri için gerçekten “doğru” ve “yararlı” olduğuna inandıkları bir duruşu paylaşmaya çalışmaktadırlar. Çünkü solda duranlar, kimsenin kimseyi ezmediği, herkesin eşit, özgür olduğu ve kardeşçe, dayanışma içinde yaşadığı bir dünyanın toplumun geniş kesimleri için doğru ve yararlı olduğuna samimiyetle inananlardır.

Elbette, yukarıda söylenenleri yazmak kolay, yapmak zordur. Sol partinin kadroları ve üyeleri de sonuç itibarıyla sağ düşüncenin hegemonyası altında yaşamakta ve bu hegemonyadan doğrudan doğruya etkilenmektedirler. Onlar da, bu hegemonyanın belirlediği eğitim sistemi içerisinde eğitilmekte, erkekler askerlik yapmakta, kadınlar kendilerine biçilen rolleri (başta “annelik” ve “ev hanımlığı”) üstlenmekte, herkes sağ düşüncenin tezgâhından bir biçimde geçmektedir. O nedenle, sağ düşüncenin hegemonik olduğu bir ülkede, sol parti aslında bir manada düzenin alternatifinin, alternatif yaşam biçimlerinin üretildiği ve öğretildiği bir okula dönüşmek durumundadır. Kadrolar ve üyeler parti içi eğitim çalışmalarında her şeyden önce düzenin ve onun dayattığı yaşam biçiminin alternatifsiz olmadığını öğrenirler. Bunun ardından da alternatifi üretir ve o alternatife uygun biçimde yaşamaya başlarlar. Onlar, düzene uygun biçimde yaşayan, tüketen, ilişkilerini ve özel hayatlarını kendilerine dayatıldığı biçimde düzenleyen kişiler değildirler.

Partinin sempatizan ve seçmen kitlesinin genişlemesinin, yani partinin kitleselleşmesinin sebebi de, aslında, ideolojik-politik duruşundan ya da ilkelerinden ödün vermesi değil, bu duruşun ve ilkelerin var olana alternatif olduğunun ve parti kadroları ve üyeleri tarafından tutarlılıkla ve samimiyetle benimsenip hayata geçirildiğinin görülmesinin bu kesimlerde yarattığı saygıdır. Bu yolla, hem partinin iktidara gelmesi mümkün hâle gelir, hem de parti, daha iktidara gelmeden, karşı hegemonyasını kurmaya başlar.

 

Sonuç

Kısacası, sağ düşüncenin hegemonyası altındaki bir toplumda, sol siyasi parti için, “fikir kulübü” olmak da “fikirsiz bir kalabalık”a dönüşmek de doğru değildir.

Geniş halk kitlelerini, “doğru” yaşamadıkları ve “doğru” düşünmedikleri için dışlayan, görmezden gelen bir parti, çok partili siyasal yaşamdan başka bir alternatifin bulunmadığı bir ortamda, kaçınılmaz olarak içine dönecek, geniş halk kesimlerini “çağırmayacak” ve aslında işlevsel anlamda depolitize olacak, apolitikleşecektir.

Kitleselleşme ve iktidara gelme arzusuyla kendi tutarlı ideolojik-politik duruşundan ve ilkelerinden ödün veren, vazgeçen ve vasata seslenme kaygısıyla duruşunu flulaştıran, belirsiz hâle getiren “sol” siyasi parti ise, aslında hegemonya mücadelesini daha başta kaybedecek, toplumun önüne gerçek bir alternatif koyamayacak, bu şartlar altında “kalabalıklaşıp” seçim kazansa bile, aslında iktidara değil hükümete gelmiş olacak, dönüşümü gerçekleştirme olanağını yitirecektir.

Bu iki “hâl”in ortasını bulmak gerekir. İkisinin ortası, alternatif bir siyasi, sosyal ve kültürel sistemi tahayyül eden, bu tahayyül çerçevesinde tutarlı ideolojik-politik duruşunu ve ilkelerini belirleyen, kadrolarını ve üyelerini bu duruş ve ilkeler doğrultusunda sürekli eğiten ve bu kadrolar ve üyeler aracılığıyla, “dışarıdakiler”e, “doğru” ve “iyi”nin bu olduğunu bıkmadan, usanmadan hem gösteren, hem de anlatan, onları dışlamayıp çağıran bir yapıdır. Çağrılanların akın akın partiye katılması elbette kolay değildir. Ancak bu tutarlılığın ve gösterme ve anlatma hevesinin, zaman içinde katılımı da, toplumda yarattığı saygı neticesinde sempatizanları ve seçmenleri de artıracağı açıktır. Kaldı ki, böyle bir girişim, iktidara hemen gelmeyi sağlayamasa da, iki olanağı mutlaka yaratacaktır. Birincisi, hükümet olunamayan koşullarda da hegemonyayı kıyısından köşesinden kırmaya başlamaktır. İkincisi ise, hükümete gelinmesi durumunda karşı hegemonyayı inşa etmenin olanaklı hâle gelmesidir.

Sol siyasi partinin hedefinin, nasıl olursa olsun hükümete gelmek değil, hükümete gelmek dahil, tüm araçları, alternatif, eşitlikçi, özgürlükçü, dayanışmacı bir yaşamı kurmak, hegemonya mücadelesinde ileri bir adım atmak için kullanmak olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.             

 

      

          

    

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 805 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler