Fetih

Fetih

Fetih 1453. İstanbul nasıl alındı… Bunu izledik sinemada… Tabii o zamanın ismiyle Konstantinopolis… Padişah Mehmet, neredeyse hayatının amacı edinmiş İstanbul’u almayı… Daha sonra yapması gereken fetihleri de hesaplayınca k

A+A-

 

 

 

Fetih 1453. İstanbul nasıl alındı…

Bunu izledik sinemada… Tabii o zamanın ismiyle Konstantinopolis… Padişah Mehmet, neredeyse hayatının amacı edinmiş İstanbul’u almayı…

Daha sonra yapması gereken fetihleri de hesaplayınca kafasında önce Konstantinopolis’in fethi önemliydi.

Zaten bu fetih daha sonra orta çağın bitişi, yeni çağın başlangıcı olarak kabul edilir.

12 yaşında tahta bir kez geçen ve daha sonra yine babası II. Murat’ın tahtı almasıyla biraz da canı sıkılan Mehmet, babasının ölümüyle yeniden tahta geldiğinde ilk işi İstanbul fethi için hazırlık yapmak olur. Ancak filmde anlatıldığı kadarıyla da bu niyetini gizlemek için diğer ülkelerle pasif konumda bir ilişki yürütür.

***

Film diyorum ama aslında biraz belgesel, biraz da sinema tadında olmuş. Türk sinema tarihinin en fazla bütçeli filmi olduğu özellikle savaş sahnelerinde belli oluyor. Ama yine de beklediğim ‘şahaneyi’ sunamadı diye düşünüyorum. Dediğim gibi ne sinema, ne de belgesel olmuş. Arada bir yerde sanki… Belki de istenen oydu yapımcıları veya yönetmeni tarafından ama filmin sıcaklığını bu durum yok etmiş. Sadece Ulubatlı Hasan’ın aşkı sayesinde filme sinema tadı gelmiş.

***

Fatih’in gemileri karadan kalaslar üzerinde yürütüp Haliç’e indirmesinin İstanbul’un fethinde en büyük rolü oynadığı tarih kitaplarında hep yazar. Ancak burada sanki öyle olmadı. Top dökümcüsü Urban ustanın döktüğü büyük topun İstanbul’un surlarının yıkılıp geçilmesinde en etkili yöntem olduğu vurgulanıyor sanki… Belki de öyledir ama zaten bu konu önemli değil.

***

Filmde bir de Mehmet’in psikolojik tablosu görülüyor. Babası II. Murat’tan alamadığı baba sevgisini kendi oğluna da başta veremediği ama sonradan bunu aştığını gösteriyor film. Fazla ayrıntıya da girilmiyor filmde… Üç saate yakın süren filmde bunun için fırsat bulunamamış veya istenmemiş de olabilir. Örneğin Mehmet’in ikinci kez tahta gelişinde ilk işlerinden birinin babasının başka bir kadından olan 8 aylık oğlunu boğdurttuğu da yazar tarih kitaplarında…

***

Ve komik sahneler de yok değil filmde… Bence en komik sahnesi İstanbul alındıktan sonra Ayasofya içine sığınan Rumlara Fatih’in yaklaşımı… Son sahne… Tek başına giriyor kiliseden içeriye… “Korkmayın, dininizi istediğiniz gibi yaşayın” derken kucağına bir rum kız çocuğunu alıp sevmesi, Rumların ve rum papazın Fatih’e sevgi dolu aptal bakışıyla bakmaları insanı güldüren sahnelerdi… Biraz da Tayyip Erdoğan görüntüsü gibiydi Mehmet’in o sahnesi…

***

Buraya kadar biraz eleştirel gözde bakmış olabilirim. Ancak şunu da söylemek lazım; Şimdiye kadar gidip görmediyseniz mutlaka gidip görün. “Gidersem Osmanlı’nın, Türk’ün kahramanlıklarını övmek, görmek, anlatmak için mi gitmiş olacağım” düşüncesine girmeye hiç gerek yok. Evet, film, Osmanlı’nın ne güzel ordu, Fatih’in ne güzel komutan, askerinin ne güzel asker olduğunu anlatmak için yapılmış olabilir, askerin arasıra düştüğü korkunç durumu vermesine rağmen de bu izlenimi vermek için yapılmış olabilir. Ancak bundan önce Hollywood sinemasının iyi kovboy, kötü Kızılderili filmlerini az mı gördük… Hıristiyan-Müslüman savaşlarında iyi Hıristiyanlar, dinsiz! Müslümanlar fimlerini veya tam tersini izlemedik mi? Bu filmi de sadece emeğe duyulan saygı çerçevesinde izlemek mümkün. Kaldı ki İstanbul’un fethini bir de ustaca canlandırılmış şekilde izlemek ve yine tarih kitapları arasında araştırmaya zorlanmak güzel bir duygu…

***

Bir de güzelliği ne bu filmin biliyor musunuz? Kapalı gişe oynaması… Sinemaya gidip bilet bulamamak, bir sonraki güne yer ayırtmak güzel bir olay.

Keyifli filmler, keyifli bir hafta…     

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 908 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler