1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Fener’in farkı
Fener’in farkı

Fener’in farkı

Türkiye’de şike iddiaları nedeniyle Türk futbolu itibar kaybederken, maalesef saha dışı olaylar gündem olmaya devam ediyor. Fenerbahçe taraftarlarının bir kısmı başkanlarının arkasında dururken, bir kısmı da “olmaz olsaydı” böyle şampiy

A+A-

 

 

 

Türkiye’de şike iddiaları nedeniyle Türk futbolu itibar kaybederken, maalesef saha dışı olaylar gündem olmaya devam ediyor.

Fenerbahçe taraftarlarının bir kısmı başkanlarının arkasında dururken, bir kısmı da “olmaz olsaydı” böyle şampiyonluk söylemi içindedir.

Başkanlarının arkasında duranlar ve bu işin “temiz” olduğunu iddia edenlerin bir kısmı da “bu işi” sadece biz mi yaptık bugüne kadar diye de soruyorlar.

Haklıdırlar “bu işi” bir tek kendileri yapmadılar. Kurulduğundan beridir Türkiye Ligine ambargo koyan İstanbul takımlarının hepsi bu işe zaman zaman “tenezzül” etmişlerdir.

Çok iyi hatırlarım Galatasaray’ın 14 yıllık şampiyonluk hasretinin nasıl bittiğini. Uğruna şarkıların yazıldığı, “on dört yıllık bu çile, bitsin artık bu sene” diye tribünlerin hep bir ağızdan şarkılar söylediğini hiç unutmadım. Oradaydım çünkü!

Ne yapmıştı Galatasaray yönetimi o yıl?

Galatasaray’ın “Mektepli Başkanın” yanına Trabzon kökenli “iş adamı” Asbaşkanları Ergun Gürsoy’u tam yetkili olarak koymuşlardı öncelikle.

Önce takımda bir uğursuzluk olduğuna ve Galatasaray’ın 14 yıl şampiyon olmamasını bir “uğursuz”a bağlamışlardı. Bu uğursuz kişi takıma geldiği ve 14 yıl top oynadığı sürece lig şampiyonluğu yaşamayan büyük kaptan Fatih Terim olarak tespit edilmişti. Yönetim bu “uğursuz” ile toplantı yapıp yönetim kurulu kararı ile kaptan Fatih Terim’e jübile yaptırılmıştı.

Takımın önü bu şekilde açıldıktan sonra iş artık Derwall’ın yetenekleri ve Ergun Gürsoy’un becerilerine kalmıştı. Beşiktaş ile kıyasıya bir şampiyonluk mücadelesi veriliyordu. Ligin bitimine 3 maç kala Beşiktaş önde idi. Ama zorlu Malatya deplasmanı onları bekliyordu. Hafta ortası Ergun Bey işi bitirmiş tüm Malatyalı oyunculara galibiyet halinde 1 Murat Doğan araba sözü vermişti! Bu ayen beyan ortada idi. Galatasaray basını “teşvik primini”nin ne kadar ahlaki olduğunu iddia ediyordu. Nasıl olsa bir takımı oyun oynamaya teşvik ediyordunuz, ne vardı bunda? Ergun Malatya’da işi bitirmiş ve Malatya cehenneminde Beşiktaş kaybetmişti.

Ayni yıl daha geriye gidecek olursak ilk yarının son maçında Galatasaray Es-Es deplasmanında 90. dakika itibarıyla 1-0 mağlup oynuyordu. Nasıl olsa maç bitti diyerek B.Savaş Zalad’ın elindeki topu tekme tokat düşürüp asistini yapmış ve arkasını dönüp faul atışını bekliyordu ki hakem Ahmet Akçay santraya koşuyordu! Gol verilmişti... Akşamı orta hakem Ahmet Akçay’a bu golü nasıl verdiniz diye sorduklarında, “Saha karla kaplıydı, ayağım kaydı, düştüm, pozisyonu göremedim ama yan hakeme baktığımda ortaya koşuyordu” dedi. Yan hakeme dönüp sorduklarında ise “Ben de yere düşen Ahmet Akçay’a baktığım için pozisyonu görememiştim ama kendisine baktığımda ayağa kalkmış ortaya yürüyordu” demişti!

Galatasaray’ın şampiyonluğunu ila ettiği ligin son maçında ise hakemin 90 dakikayı beklemeden Galatasaray maçını bitirdiğini ve kaleci Zalad’ın aldığı 50 bin doların hikayesini ise bir başka yazıda anlatacağım.

Bunları niçin anlattım? Aşağıda anlatacağım Fener farkını izah etmek için Galatasaray’ın da bir “şampiyonluk hikayesini” özetle anlatmam gerekirdi.

Fener’in ne mektebini (şimdilerde kurulmuş!) ne de mektepli başkanını hatırlamıyorum. Son 25 yılına damga vuran Başkanları Ali Şen ile Yıldırım Aziz’in ortak yönleri TC Genel Kurmaylığı ile yakın ilişkileridir. Bu iki “iş adamı” da TC Generalleri, silah alımı ve askeri yatırımları ile haşır neşirdir. Türk ordusunu gerek askeri teçhizat, gerekse alt yapı olarak yenilerlerken, yüz milyonlarca dolarları bulan ihalelerden kendilerinden habersiz “kuş uçmamaktadır”.

Bu tür ihaleler ve Fenerbahçe-Askeri Bürokratlar iş birliği buzdağının sadece görünen kısmıdır. Bir de bu işin “karanlık” yönü vardır. Arada bu kadar büyük paranın dolaşması ve son dönemde Ergenekon olarak ile bilinen ve bir takım üst düzey askerlerin kışlalarında sadece askerlik işleri ile uğraşmadığını anlatan dökümanlar ile vücut bulan olaylara sivillerin de karıştığı aşikardır. Bu işlerin memleketin “her türlü” işi ile yakinen ilgili olduğunu bilmeyenimizin kalmadığını düşünüyorum.

Yani işin içinde “organize işler” vardır. Silah-para-tehdit üçleminde her türlü “ortak menfaat” hayat bulmaktadır.

Yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum.

Fener’in farkını fark ettiren de işte bu ilişki ağıdır!

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 702 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler