1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Feminist Atölye Kimdir? Ne yapar? Nasıl Yapar?
Feminist Atölye Kimdir? Ne yapar? Nasıl Yapar?

Feminist Atölye Kimdir? Ne yapar? Nasıl Yapar?

Feminist Atölye, başta kadınlar olmak üzere, “erkek egemen” sistem tarafından ezilen, sömürülen, ikincil konuma düşürülen ve ötelenen tüm bireylere karşı yapılan her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması için mücadele veren aktivist bir grup

A+A-

Feminist Atölye (FEMA)

info@feministatolye.org

 

 

 

Feminist Atölye Kimdir?

Feminist Atölye, başta kadınlar olmak üzere, “erkek egemen” sistem tarafından ezilen, sömürülen, ikincil konuma düşürülen ve ötelenen tüm bireylere karşı yapılan her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması için mücadele veren aktivist bir gruptur. Feminizmi “erkek düşmanlığı” olarak kabul eden kalıplaşmış düşüncelere karşı dururken, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin bir demokrasi mücadelesi olduğunu anlatmaya çalışır. Kadınları ve LGBT bireyleri baskıyla ya da içselleştirme yoluyla hayatın sınırlarına doğru iten “erkek egemen” iktidar kalıplarına karşıdır. Farklılıkların bir üstünlük ve tahakküm kurma aracı olmadığını kabul eden bir feminist anlayışla hareket eden Feminist Atölye, anti-ırkçı, anti-militarist, anti-kapitalist, ekolojist  bir feminist anlayışa sahip ve FEMA çatısı altında bira araya gelen herkestir.

 

Feminist Atölye nasıl çalışır?

Feminist Atölye’nin, başkanı, genel sekreteri, yönetim kurulu yoktur. Feminist politika yapmak üzere bir araya gelen herkes anti-hiyerarşik bir örgütleme çerçevesinde faaliyet gösterir; feminist mücadeleye katkı koymak isteyen aktivistler kendi istek ve iradeleri bünyesinde şekillenen, eylemlilik ve üretim alanları yaratır.

 

Feminist Atölye’nin Mücadele alanları ve değerleri nelerdir?

1.    Feminist Atölye toplumsal cinsiyet eşitsizliğini üreten heteroseksist ataerkil sistem ile mücadele ederken birçok değeri de göz önünde tutar. Mücadele yürütülen konular içerisinde; özellikle kadınlara ve LGBT bireylere yönelik her türlü şiddetin yaşanmasına da zemin hazırlayan militarizmin, çevre katliamının, medyada vuku bulan cinsiyetçi yayınların, neo- liberalizmin, kadına yönelik şiddetin, homofobi, bifobi ve transfobinin ortadan kaldırılması vardır. Bu alanlar sınırlı sayıda olmayıp, toplumsal koşullara bağlı olarak, zaman içerisinde dönüşüme uğrayabilecek niteliktedir.

2.    Feminist Atölye ataerkil sistem tarafından kurgulanan “erkeklik” hallerinin politik olarak üretildiğini, diğer bir anlatımla insan doğasından kaynaklandığı iddia edilen biyolojik cinsiyete dair özelliklerin toplumsal cinsiyet kurgusunu açıklamak için yeterli olmadığını düşünür. “Özel olan politiktir” ilkesinden hareketle gerek ev içindeki gerekse kişisel ilişkiler bağlamında yaşanan cinsiyetler arasındaki eşitsizliklerin temelinde, ciddi şekilde üretilen politik duruşların olduğu ortadadır. Bu sebeple kadının ev içi emeğinin görünmez kılınması, kadınlara ve LGBT bireylere yönelik şiddetin yaşanması ve buna benzer ayrımcılık içeren söylem ve eylemlerin var olmasının temelinde ataerkil sistemin ürettiği politikalar vardır. Feminist Atölye yapılan tespitler ışığında, şekillenecek olan mücadele alanının önemli yapı taşlarından birinin, toplumda farkındalık yaratacak politikaların üretilmesi ve bunların örgütlenmesi olduğunun bilincindedir.

3.    Yaşanan sorunların çözümüne yönelik üretilen bilgiye erişim bir insan hakkıdır. Herkesin, hiçbir ayrım gözetmeksizin, maruz kalınan haksızlıklara karşı hak arama yollarını kullanmasına ilişkin bilgi edinme hakkı vardır. Özellikle kadınlara ve LGBT bireylere yönelik şiddete karşı, bireylerin mağduriyetlerini gidermek için başvurabilecekleri gerekli yasal düzenlemelere dair bilgilendirme çalışmaları yapılması gerekir. Söz konusu amaca hizmet edebilecek; kadınların ve LGBT bireylerin insan haklarına ilişkin eğitim çalışmaları, eylem organizasyonları, film gösterimleri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin irdelendiği paneller düzenlemek faaliyetlerimiz arasındadır. Ayrıca Kuzey Kıbrıs’ta henüz var olmayan bir sığınma evine yönelik çalışmalar yapmak da önceliklerimiz arasındadır.

4.    Militarizmin sadece ordular tarafından değil, milli tarih ve milli güvenlik dersleri başta olmak üzere eğitim sistemi tarafından da üretildiğini düşünüyoruz. Eğitimde kullanılan ders kitaplarının ve benzeri materyallerin bu hususlar dikkate alınarak hazırlanması gerektiğine inanıyoruz. Ülke vatandaşı olan erkeklerin zorunlu askerlik hizmetine tabi tutulması gerekliliğinin ortadan kaldırılması için mücadele ediyor ve Vicdani Reddin bir insan hakkı olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

5.     Taciz ve tecavüz gibi cinsel şiddet içeren öğelerin “ırz, namus, geleneksel ahlak” kalıpları içerisinde değil, bireyin bedenine uygulanan bir tahakküm biçimi olarak algılanması gerektiğini vurguluyoruz. Özellikle savaş dönemlerinde kadınlara uygulanan söz konusu eylemlerin altında, kadın bedeninin vatan toprağı olarak tahayyül edilmesi anlayışının yattığı açıktır. Bir bireyin vücut bütünlüğüne karşı işlenen en büyük suçlardan biri olan tecavüzün, cinsellikle değil, güçlü olanın güçsüz olan üzerinde kurmaya çalıştığı güç ve denetim istenci ile açıklanması gerektiğini düşünüyoruz.

6.     İnsan ve doğa arasında bir hiyerarşinin olmadığına inanıyor, doğanın insana tabi bir şekilde anlamlandırılmasına, tahakküm altına alınmasın ve tüketilmesine karşı çıkıyoruz. Bu yönde yaratılacak mücadelenin ekolojist değerler çerçevesinde şekillenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Doğa üzerinde, insanlar tarafından kurulacak hegemonyanın, ataerkil sistem içerisinde üretilen eşitsiz ve erkek egemenliğine dayalı düzenden hiçbir farkı yoktur. İçinde yaşadığımız kapitalist sistemde karını maksimize etmek için doğayı mahvetmekten çekinmeyen sermayenin egemenliğine karşı çıkıyoruz.

7.    Kadın bedenini nesneleştiren, biyolojik-özcü cinsiyet rollerini üreten ve homofobik bir medya istemiyoruz. Medyanın kadını ev içindeki işlerden sorumlu bireyler oralar gösterip, bir bakıma kadın ve erkeğin kendini var edebileceği mekânları da kurguladığını ve kadının ev içinde yaptığı işleri onun toplumsal cinsiyet rolleri gereği gibi aktardığını düşünüyor, bu yolla üretilen heteroseksist ataerkil pratiklere karşı çıkıyoruz. Kadınları “yuvayı yapan dişi kuş”, LGBT bireyleri de “hastalıklı, sapık, bozuk” insanlar olarak temsil eden her türlü yayının suç olduğunu düşünüyoruz.

8.    Okullarda okutulan ders kitapları kadınlık – erkeklik hallerini anlatırken kadını yemek, temizlik yapan, örgü ören anne pozisyonda resmederken, erkeği işten eve gelen baba olarak resmetmektedir. Bu bakımdan hem kurgulanan toplumsal cinsiyet rolleri pekiştirilmekte hem de heteroseksüel cinsellik/cinsel pratik, “olması gereken”, “normal” olarak aktarılmaktadır. Feminist Atölye olarak eğitim politikalarının, ataerkil sistemi yeniden üreten değil, bu yapıyı sorgulamaya fırsat tanıyan nitelikte olmasını istiyoruz.

9.    Siyasi ve mesleki alanlarda kurulan karar alma mekanizmalarında kadınlar ve LGBT bireyler gibi, azınlıklar ve engelliler de yeteri kadar temsil edilmiyor. Bu sebeple toplum içerisinde ayrıcalıklı konumda olmayan gruplara temsiliyet hakkı sunan, kota uygulamasını önemsiyor,  minimum düzeyde %30 kota uygulamasının hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tabii ki bahsedilen oran en alt düzeyi temsil etmekte, daha yüksek oranların varlığı eşitsizliği gidermekte önemli adımların atılmasına fırsat tanıyacak niteliktedir. Genel kanının aksine kota uygulaması herhangi bir eşitsizliği doğuran nitelikte değil, aksine var olan bir eşitsizliği, gerekli şartlar sağlanana kadar en aza indirmeyi hedeflemektedir. Bu alanda faaliyet gösterirken aynı yolda yürüdüğümüz, feminist mücadeleyi önemseyen tüm örgüt ve bireylerle dayanışma içinde olmak, ilerlemeye çalıştığımız yolu aydınlatmaya yardımcı olan ilkelerimiz arasındadır.

10. Kuzey Kıbrıs’ta var olan insan ticareti ve seks köleliği de hassasiyetle üzerinde durduğumuz meselelerden biridir. Feminist Atölye gece kulübü diye isimlendirilen mekânlarda aslında kadın ticareti yapıldığını, kadınların adeta bir mal gibi satıldığını biliyor. Bahsi geçen kadınlar ülkelerindeki ekonomik şartlar dolayısıyla bedenini satmak zorunda bırakılmakta, Kıbrıs’a geldiklerinden itibaren ellerinden pasaportları alınıp borçlandırıldıkları için istedikleri zaman ülkelerine dönememektedir. Hareket özgürlüğü olmayan köleler haline getirilen bu kadınların, KKTC devletinin ikiyüzlü uygulamalarından dolayı şikâyette bulunabilecekleri adli imkânlar bulunmamaktadır. Devlet bu alanda faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin de desteği ile kadın ticaretine karşı mücadele edilecek mekanizmalar kurmalı, bu mekânlarda çalışmak kişinin seçimine bırakılmalı ve bu seçimi yapan kişiler sosyal güvenlik ve sendikal haklara sahip olmalıdır.

11. Feminist Atölye, yarım asırdan fazla bir süredir milliyetçilik ve militarizmden muzdarip bir ülkede yaşadığının bilincinden hareketle Kıbrıs’taki bölünmüşlük koşullarının bir an önce son bulması gerektiğine inanmaktadır. Kıbrıs adası üzerinde yaşayan tüm toplumların adil, kalıcı ve sürüdürülebilir bir düzen içerisinde yaşamaya hakkı vardır. Hiçbir grubun bir diğeri üzerinde tahakküm ve hâkimiyet kurmadığı, insan hak ve özgürlüklerinin garanti altına alındığı, eşitlikçi, farklılığa tahammül eden ve çoğulcu bir Kıbrıs için, FEMA federalist bir duruşu benimser ve Kıbrıs’ta federal bir kültür yaratmayı da mücadele alanları içerisinde görür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1388 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler