1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Felsefe’nin Aşk Hali...
Felsefe’nin Aşk Hali...

Felsefe’nin Aşk Hali...

Felsefe aşkın içinde ne arar? Veya aşkın içinde, felsefe ne arar? Aşk konusunu felsefenin sınırları içine çeken ilk filozof, Arthur Schopenhauer oldu. Aşkın sırlarını aradı. Aşk ortaya çıktığında "mantığı" yok ediyor, mantıklı düşünmeyi yok ediyor,

A+A-

 

 

 

Felsefe aşkın içinde ne arar?

Veya aşkın içinde, felsefe ne arar?

Aşk konusunu felsefenin sınırları içine çeken ilk filozof, Arthur Schopenhauer oldu.

Aşkın sırlarını aradı.

Aşk ortaya çıktığında "mantığı" yok ediyor, mantıklı düşünmeyi yok ediyor, aklın kavrayamayacağı tuhaf bir durum yaratıyordu.

Felsefenin "mantık takıntısı", bu mantıksızlığın kapısından geçemiyor ve bu anlaşılması zor karışıklığı yok saymayı yeğliyordu.

Aşkın, mantığın düzenini bozan gücünü nereden aldığını merak ediyordu.

Mantık  neden böylesine kolayca teslim bayrağını çekiyordu?

Ruhumuzda gizli olan bu güdü, âşık olacağımız insanı nasıl belirliyordu?

Niye ona değil de öbürüne âşık oluyorduk?

Neden birine karşı ifadesiz gözlerle bakarken diğeri için hayatımızı altüst etmeye razı oluyorduk?

Bunun da "mantıklı" bir nedeni vardı Schopenhauera göre.

"Herkes kendi zayıflıklarını, kusurlarını, türün özellikleriyle farklılık gösteren yanlarını başka bir birey aracılığıyla düzeltmeye, yani dünyaya gelecek çocuğun aynı kusurları taşımasını önlemeye çalışıyordu."

Hepimiz, kendi fiziksel ve ruhsal kusurlarımızı dengeleyip düzeltecek birini arıyorduk farkına varmadan, böylece çocuğumuz bizim kusurlarımıza sahip olmayacaktı. 

Korkaksak cesur birine âşık oluyorduk.

Kısa boyluysak uzun boylu biri bizi çekiyordu.

Dağınıksak disiplinli birini seviyorduk.

Ama doğanın bize oynadığı bir oyun da vardı filozofa göre, en "sağlıklı" çocuğu yapmamıza yarayacak olan "eş" her zaman bizim "mutluluğumuzu" sağlayacak eş olmuyordu.

Onunla sağlıklı bir çocuk yapıyorduk ama genellikle ruhumuz öksüz kalıyordu.

O yüzden evlilikler çoğunlukla mutsuz birlikteliklere dönüyordu bir zaman sonra. Schopenhauer’in aklına gelmeyen başka bir konu vardı.

Başka bir "güdü" daha çıkıyordu ortaya; onun adı “haz”…

Tat alma, lezzet yaratma…

Hiçbir sisteme girmeyen, hiçbir mantıkla uyum sağlamayan o müthiş duygu…

İnsanı her kim yaratmışsa, yarattığı canlının "saf mantıkla" anlaşılamayacak kadar karmaşık olmasını arzulamış.

İnsanın yapısına mantığı yerleştirirken onun yanına da mantığı allak bullak eden duyguları eklemiş.

Schopenhauer’in belki de en haklı olduğu konu, aşkın felsefenin sınırları içine girmesi gerektiğini söylemesi.

Çünkü aşkı anlamadan insanı anlayamıyorsunuz.

Aşkı da "mantıkla" çözmek mümkün değil. 

İnsanoğlu,  doğanın en karmaşık canlısıdır. 

Bu sırrın şifresi  "akılla duygunun çarpışmasında" saklı…

Duyguları küçümseyen hiçbir filozof o şifrenin kilidini bulamayacak bence.

Sanırım felsefenin çaresizliği de, en sıradan aşığın bile bildiği duygusal karmaşayı kendi "mantığının" parçası haline getirememesinde yatıyor….

        

  

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 955 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler