1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Fasur çiftliğinde kurulan ölümcül pusu…
Fasur çiftliğinde kurulan ölümcül pusu…

Fasur çiftliğinde kurulan ölümcül pusu…

“Kayıp” Zübeyir Hamit’in babası Hamit Zübeyir Yıldırıcı’yla yaşadıkları ve “kayıp” oğluna ilişkin röportajımızın devamı şöyle: HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: Yayanıdılar. Geldiler... İki kişiydiler, biri dutardı 45’

A+A-

 

 

“Kayıp” Zübeyir Hamit’in babası Hamit Zübeyir Yıldırıcı’yla yaşadıkları ve “kayıp” oğluna ilişkin röportajımızın devamı şöyle:

 

HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: Yayanıdılar. Geldiler... İki kişiydiler, biri dutardı 45’lik tabanca, biri da Tompson. Geldiler, o tabancayı dutan geldi arabanın arkasına, ben da dururum arabanın önünde. Çekti attı bana bir tane, yedim göğsümde mememe... Geçti arkadan... Ben birden geçirttim fikrimden ki yedim kalbime kurşunu... Meğer kalbim solda, halbuki ben sağa yediydim kurşunu ama farkında değildim şoktan... Dedim midem ölecem (görmediydim kimdir), göreyim bari kimdir... Yürüyeyim, plejo yapar gibi atladım arabanın kıçına... Derim kendine “Naptım be sana da geldin vurdun beni?”

Çekti tabancayı, bu defa koydum öyle elimi, yedim koluma kurşunu...

 

SORU: Tanırdın kendini?

HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: E tanırdım ya, köylümüdü...

 

SORU: Kimidi?

HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: Vasili Neofitu derlerdi kendine, Şeytani’nin oğluydu bu, Koloşlu... Öldü gitti şimdi... Yedim koluma, koptu kolum, düşüyordu, kaptım, soktum kolumu pantolonun içine... Döndüm kaçayım ben, ayaklarım ilişti biribirine, düştüm öyle yüzünkoyu... Yüzünkoyu yatırken ben geldi başucuma tabancaynan... Drang attı bana bir tane, yaktı bana kulağımı... Kulağı tozumdan saplandı yere. Koydum bu sağlam elimi, ettim öyle ağacın kökünden içeri, başladım bir ağaçtan obir ağaca, bir ağaçtan obir ağaca geçeyim. Girdi sıraya biri ondan, biri bundan. Buraya geçerim, atar bana, ora geçerim atar bana... Bir 50 atış yaptılar bana... Neysa, kaçtım kendilerine... Obirini göremedim... Öğrendim ama kimidi... Bir tane Trahonlu’ydu, Meli derlerdi kendine... İşlerlerdi Fasur’da bunlar, o, o zamandan kaçtı, istifa ettiler, kaçtılar Fasur’dan da – gelmediler Fasur’a artık. Çünkü geleydiler Fasur’a, tabanca belimdeydi hergün... Vuracaydım kendilerini ondan sonra...

 

SORU: Kaçtın, nereye gittin?

HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: Kadınlar duyunca o şamataları, silahları, kaçtılar hepsi, çıktılar obir yola... Ben koştur koştur yetiştim kendilerini ama artık gümanım kalmadı, oturdum bir selvinin köküne, yol da buraştan dört-beş metreydi... Allah için oturdum selvinin köküne, kan aktı, gitti bir selviden obir selviye... Beş metre... Dedim kadınlara, “Midem ölüyorum, görürsanız birini da gelir alsın beni, çekin beni ağacın köküne, edin ki görmediniz beni, öleyim oraşta, almasınlar beni...”

Çünkü alacaklar getirsinler beni Leymosun’a, maskara gibi gezdirecekler, “Aha baş tedhişçiyi getirdik” diye... İstemezdim alsınlar beni... Neyisa... İki tane oğlancık vardı o şu ki libazma yüklerlerdi kadınların lengerciklerine. Oğlancıklar şamatayı duyunca da gördüler ki vurdular beni, atladılar arabadan, gittiler çiftliğe... Çiftlğe gidincalar söylediler “Hamit Usta’yı vurdular” diye. Yeğenim vardı Cemal, bir da Asaf rahmetli... Öldü Girne’de sonra... Duyuncalar koşturdular aldılar bir araba Fasur’dan, Yahudi’nin arabalarından... Geldiler, koydular beni içine, gittik Ağrotur’a doğru. Henüz büktük da aldık Ağrotur yolunu, bakarık ambulans hem iki polis arabası gelir alsınlar beni. Gittik biz...

Onlar da gitti çiftliğe... “Hani o vurulmuşu?” dediler.

“Kaldırdılar kendini Ağrotur’a” dediler kendilerine...

Başladılar bağırmaya, “Ne bıraktınız da ne yaptınız...”

Gittik Ağrotur’a, dörtbuçuk saat ameliyat yaptılar beni orada...

 

SORU: Ölmediysan da öldüreceklerdi herhalde, onun için geldilerdi, emin olsunlar diye herhalde...

HAMİT ZÜBEYİR YILDIRICI: Gaye oydu... Gezdireceklerdi beni Leymosun’da, “Baş teröristi getirdik” diyerekten... Ağrotur’da yattım 19 gün... Bu elimi yaptılardı bana sonunda ameliyat. Ameliyatlardan sonra yaptılar koluma ameliyat... 32 tane doktor vardı İngiliz. Oturdular konferans yaptılar, kolumla ilgili... Kolumu kesecekler... Dediler bana, “Kolun hiçbirşey olmaz, kesmeden başka, keseceyik sana...”

O zaman başladım ağlamaya...

Dedim “Benim altı tane çocuğum vardır, karım, hem ben, bir da gardaşım var o şu bakarım... Dokuz kişi... Bir kolunan ne yapacağım ben?”

Bir uzun boylu specialist (uzman) İngiliz vardı, doktor.

Görünca beni başladım ağlamaya, o toplantıda der kendilerine “Ben bu adamı ameliyat edecem ve başaracam...”

Başdoktor Harris vardı İngiliz, albay idi bu... Dedi “Midem alın mesuliyeti üstüne, biz da kabul ederik” dedi.

Aldı beni öyle elimden, getirdi beni ameliyat masasına, uyuşturdu bana kolumu yukardan... Canlı canlı... Aldı matkabı, koydu öyle incecik ariyacık üstüne, iğne gibi, deldi, altın ipliğnan geçirtti, görürüm ben da... Elimi öyle tutardı, bu arardı bir şey alsın o taraftan, ben görünca çekerdim elimi, düzeltmeye çalışırdım ama eğridir daha... Elim eğridir...

 


Kıbrıs Dosyası Komisyonu Başkanı üç gizli belge açıkladı...

 

“Türkiye’nin müdahalesi önceden biliniyordu...”

 

“Ankara’daki Yunan Büyükelçi, TC Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı ve adadaki Yunan askerleri ateş açmazsa, Türk askerlerinin Yunan askerlerine ateş açma niyeti olmadığı söylendi!...”

 

Lefkoşa, 23 Temmuz 2012 (T.A.K.): “Kıbrıs Dosyası Komisyonu” Başkanı Marinos Sizopulos araştırmaları kapsamında elde ettikleri 3 gizli bilgiyi dün Rum tarafında yayın yapan Sigma TV’ye açıkladı.

Simerini “3 Yeni Belge Kıbrıs Trajedisine Işık Tutuyor... Nisan 1974’ten Beri Biliyorlardı” başlıklı haberinde Sizopulos’un, 1974 Harekâtı’ndan 38 yıl sonra Güney’de; Yunan cuntasının Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale edeceğini bilmesine karşın hiçbir şey yapmadığını yansıtan belgelere yer verdi.

Habere göre Sizopulos, Kıbrıs ve Yunanistan’daki ilgililerin Türk hareketlerini Nisan 1974 itibarıyla bildiklerini ancak bu bilgileri ciddiye almadıklarını gösteren belgenin “Onalert” isimli internet dergisinde yayınlandığını belirterek özetle şunları söyledi:

“Milli Muhafız Ordusu’nun Atina’daki Silahlı Kuvvetler Komutanlığı’na gönderdiği 17 Temmuz 1974 tarihli notta, 15 Temmuz’dan 19 Temmuz 1974’e kadar Milli Muhafız Ordusu’na Türk hareketleri ve çıkartma faaliyetinde bulunma ihtimaliyle ilgili sürekli bilgi akışı oldu.

Kıbrıs’taki Yunan İstihbarat Teşkilatı sorumlusu Aleksandru Simeoforidi’nin Komisyon’a verdiği ifadeye göre Yunan Büyükelçiliği’ne, Milli Muhafız Ordusu’na ve Yunanistan’daki İstihbarat Teşkilatı’na Nisan 1974 itibarıyla sürekli olarak, Türk askerlerinin Kıbrıs’ın kuzey sahillerindeki hareketliliğiyle ve çıkartma hazırlıklarına ilişkin bilgi gönderdi ancak hiç dikkate alınmadı.

Yunanistan Donanma Komutanı’nın başka bir gizli belgesinde, Türkler’in çıkartma yapacaklarına ilişkin Nisan 1974 itibarıyla bilgiler bulunduğu görünüyor. Bu tarih, Yunan cuntasının haziran sonu veya temmuz başlarında Kıbrıs’ta darbe yapma kararı aldıkları zamana denk geliyor. NATO çevrelerinin bu çifte suçu önceden planlamış olduklarını gösteren belge de var. 12 Temmuz 1974 tarihini taşıyan, zamanın NATO Genel Sekreteri Joseph Louis imzasını taşıyan belge, zamanın ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarının NATO merkezini ziyaretinden sonra NATO’nun, Kıbrıs sorununun bitirilmesi gerektiği önerisine katıldığını gösteriyor.

Zamanın Ankara’daki Yunanistan Büyükelçisi Kosmadopulos’un 20 Temmuz 1974 günü saat 05.45’te Güneş tarafından Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak, Türkiye’nin çıkartma yapacağının bildirildiğine ilişkin kriptolar da var. Bazı paragraflarda, Yunan askerlerinin ateş açmaması halinde Türk askerlerinin de Kıbrıs’ta bulunan askerlerine ateş açmak niyetinde olmadığı açıkça belirtildi.

NATO tarafından ele geçirilen belgede ise Orta Doğu’daki İngiliz kuvvetlerine talimatı ve Ağrotur’daki RAF’a; Yunan nakliye uçaklarının Yunanistan’dan Kıbrıs’a gidip geldiğinin saptandığı bilgisi, bu tür uçuşların tekrarlanması halinde engelleme kurallarının uygulanacağı emri verildiği yer alıyor.”

(TAK Ajansı Rumca Haber Bülteni’nden – 23.7.2012)

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 842 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler