1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. FARK VAR!
FARK VAR!

FARK VAR!

Kıbrıs’taki çözümsüzlük “iradesi” sadece çözüm yanlısı sol kamuoyu tarafından tedirginlikle izlenmiyor, on yıllardır biat kültürüne entelektüel katkı sağlayan sağ kalemlerde de benzer ruh halini görmek mümkün. Tabii onların tedirginliğ

A+A-

 

 

 

Kıbrıs’taki çözümsüzlük “iradesi” sadece çözüm yanlısı sol kamuoyu tarafından tedirginlikle izlenmiyor, on yıllardır biat kültürüne entelektüel katkı sağlayan sağ kalemlerde de benzer ruh halini görmek mümkün.

Tabii onların tedirginliği yaygınlaşan “bu iş bitti” havasıyla iyice körüklenen beklentilerinin, artık nihai bir bölünmeyle “taçlandırılacağı” güne duydukları sabırsızlıktan kaynaklanıyor olmalı.

Özellikle Türkiyeli okuyucuya en azından şu sıralar Kıbrıs konusunda yazan milliyetçi kalemleri dikkatle izlemelerini tavsiye ediyorum. Zira bunca zamandır Kıbrıs’ın Kuzeyinde sergilenen tiyatroyu anlatmaya çalışan sol aydınlardan hiç kuşkusuz çok daha güvenilir buldukları sağ kalemler hayli ilginç şeyler anlatıyorlar bu günlerde…

Aslında bayılırım polemiğe. Okudukça içimdeki hınzır şeytan “dürt kendilerini” deyip duruyor ama kimin kim olduğunu keşfetme keyfini okuyucuya bırakmam gerekiyor. En azından şimdilik…

“Türkiye KKTC'nin tanınmasına koyduğu ambargoyu kaldırmadığı sürece Kıbrıs'ta eşitler arası barış/çözüm görüşmesi, dolayısıyla adada çözümü getirecek, barışı getirecek bir anlaşmaya ulaşılması hayal olmaya devam edecektir.” diyerek söze giren ve benim en ciddiye alıp ilgi ve beğeniyle izlediğim yazarlardan biri, bizim yıllardır anlatmaya çalıştığımız bir gerçeği “cuk” diye yazısının içine gömüvermiş:

“1975-77 ve hatta 1983’de olamadı… Hem Türkiye kendi sorunları ile uğraşıyor, başını su üstünde tutmaya gayret ediyordu, hem de Kıbrıs Türkleri zaten “devlet kurar gibi” yapmışlar, KKTC anayasasına bile otonom devlet ilanında, federe devlet anayasasında olduğu gibi “biz esasında şaka yaptık, bu devlet sahici değil, gün ola biz Rumlarla birleşeceğiz, bu devlet de onun ilk adımı” gibi özel bir madde konulmuştu… Şaka mı? Eh, şaka gibi acı bir hakikat! Eğer en baştan “biz zaten ciddi değiliz devlet ilanımızda” derseniz ve de üstelik dayanışma duygularıyla birkaç saat içinde tanıma kararı alan iki ülkeye de “Aman ha, ciddiye almayın. Kıbrıs Türk devletini tanıma zamanı gelirse biz size haber veririz; tanıma kararını lütfen geri alınız” derse Ankara, gerisi hikâye…”

Bizce “malumun ilanı”, Türkiyeli okuyucu için ise şaşırtıcı sayılacak bu satırların saygıdeğer yazarı, Türkiye’nin er ya da geç bu “mış gibi” oyunundan gerçek bir hamleye yönelmek zorunda kalacağını söylüyor haklı olarak. Doğrudur, Türkiye artık “kabak tadı” veren bu 40 yıllık tiyatroyu sürdüremez. Yeni olan şey, milliyetçi kesimin kabağın tadını şimdilerde almaya başlamış olmasıdır… Biz alıştık da, onların “seçkin” damakları bu tada ne kadar tahammül eder bilinmez…

Gelelim öbürlerine…

Sabırsızlık gözünü karartır insanın. İçinde bulunduğu durumdan bir an önce kurtulabilmek için tehlikeli sularda kulaç atmaya başlarsa hele, geri dönüşü de pek mümkün olmayabilir.

Yakın zamana kadar AKP’ye verip veriştiren adadaki milliyetçilerin şimdilerde keskin birer AKP muhibbi olmalarındaki hız baş döndürücü. Arşivler orada dururken, adadaki milliyetçilerin AKP’ye sövgülerini dökmek için tek bir “tık” yeterliyken aslında fazla da söze gerek yok. Ya AKP’nin ya da ruhu Ötüken rüzgârlarıyla şişenlerin bir durum değerlendirmesi yapıp yapmayacakları kendi meşrepleriyle ilgili bir meseledir sonuçta. Ama genlerindeki iflah olmaz işbirlikçilik, yeni konjonktürde AKP’nin bile tahayyül edemeyeceği, ifrata kaçmış bir biata dönüştü. Dikkat! Biatta ölçüsüzlük sadece kendilerini ateşe atmaz. Yoksa bırakın, odun taşıyadursunlar kendi cehennemlerine!

AKP, daha düne kadar kendisine sövüp duranların şimdi el pençe divan, methiyeler düzmesini garipsemeyecektir kuşkusuz. Lâkin el insaf! Amerikancılıkla, şeriatçılıkla, KKTC’yi satmakla suçladıklarınız karşısında bu kadar gerdan kırmak ta az buz mide istemez hani! “Türk’tüler, İslam’ı keşfettiler, oldu mu sana Türk-İslam sentezi?” diyerek gülüp geçmek mümkünse de, bunun hası ve kısık ateşte pişmişi Türkiye’de var zaten yahu?

Olur da, arsızlığı ele alıp “siz de AKP’yi destekliyordunuz, ne oldi?” demeye kalkacak olan varsa söyleyeyim: Biz ne kandırıldık ne de çark ettik. Milliyetçi-muhafazakâr bir parti olduğunu bilerek, AKP’nin Kıbrıs’ta ve Türkiye’de olumlu gördüğümüz adımlarını destekledik. Bu öyle ufak tefek bir “nüans” değil, sizinle aramızda oldukça kalın ve bizi farklılaştıran çizgidir.

Sizler ideolojik olarak  “Amerikancılıkla, şeriatçılıkla” suçladığınız AKP’nin dümen suyuna girerken bizler; AKP “siyaseten” geriledikçe, Kıbrıs’ta vilayetleştirme, Türkleştirme ve İslamlaştırma operasyonuna kalkıştıkça, Türkiye’de otoriterleştikçe onunla aramızdaki mesafeyi açıyoruz.

Bizler Türkiye’de bir siyasi partinin İslami hassasiyetlerle var olabilmesini, toplumun 87 yıl boyunca ötekileştirilmiş unsurlarına da siyaseten hayat hakkı tanınmasını “ilkesel” bir tutum olarak gördük. Sizler ise geçmişin mazlumları, muktedir olduğu ve zalimleştiği ölçüde “pozisyon” aldınız.

Sizler Kıbrıs’ta ve Türkiye’de bu coğrafyayı kana ve acıya boğan sorunların çözülme ihtimalinden nefret ederek nefret öznesi haline getirdiniz AKP’yi. Bugün kendi nefretinizle şeytanlaştırdığınıza biat etmektesiniz.

Ölçü, bu topraklarda temiz demokrasi ve özgürlük rüzgârlarının estirilmesi, bu topraklarda yaşayanların özgür, mutlu ve başı dik yaşayabilmesidir bizim için. AKP ile bizi yakınlaştıracak ya da uzaklaştıracak başka bir pusulamız yok bizim…

Adadaki ve Türkiye’deki milliyetçilerle meselemiz tam da budur…

 

 

 

 

OKUYUCUYA NOT: Sevgili okuyucu… 2 yılı geçti, Yeni Düzen sayfalarında buluşuyoruz seninle. Uzayan ilişkiler tatsız evliliklere dönüşmemeli. Belirli aralıklarla sevgili Cenk’e yönelttiğim bir soruyu bu kez sana sormanın zamanı geldi. Tamam mı, devam mı?

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2379 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler