1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. EY ÖZGÜRLÜK...
EY ÖZGÜRLÜK...

EY ÖZGÜRLÜK...

Özgürlüğünüzü neler için feda ediyorsunuz? Bir düşünün. Gerçekten özgür olmak ne demektir? Böyle bir şey mümkün müdür?

A+A-

EY ÖZGÜRLÜK...

 

 

“Özgürlüğün peşinden koş, bu sefil insan kalabalığından uzaklaş!... Hissetmeyi yeni biçimi ile hayata geçir. İçindeki sonsuzluğu ele geçir, böylece galaksiler kum taneleri haline gelecektir...

Vizyonunu genişlettiğinde dünyanın küçüldüğünü göreceksin... Vizyon ve gerçeklik bir ve özdeştir. Bütünlüğü ara. Başkalarına aşılmaz görünen sıradağlar senin gözünde küçük tümsek yığınlarından farksız olacaktır.”

Dreamer – Tanrılar Okulu

 

Özgürlüğünüzü neler için feda ediyorsunuz? Bir düşünün. Gerçekten özgür olmak ne demektir? Böyle bir şey mümkün müdür?

Davranışlarınız, gerçekten özgür iradenizi yansıtıyor mu? Bu soruyla birlikte bazılarınızın iç çektiğini, diğerlerinin ise “evet ben özgürüm” dediğini ve bundan emin olmaya çalıştığını hissedebiliyorum. İç çekenler, bu yazıyı dikkatli okuyun! Özgür olduğunu düşünenler ve bundan emin olmak isteyenler, siz daha da dikkatli okuyun! Evet temelde özgürlüğümüz vardır ve bu bizim varlığımızın özüdür aslında. Fakat varlığımızın özünü örten onlarca katman varken özgür olduğumuzu düşünmek, bir yalana inanmaktan başka bir şey değildir.

Ne yapacağınızı, kime ne söyleyeceğinizi, nasıl davranacağınızı, ne düşüneceğinizi ve nasıl hissedeceğinizi siz seçiyorsunuz. Yani seçimi yapmak konusunda özgürsünüz. Bu doğru ama seçim yaparken neye dayanıyorsunuz?

İnsan beyni seçimleri yaparken sürekli olarak önündeki en iyi seçeneği göz önünde bulunduruyor ve en doğru kararı vermeye çalışıyor. Peki en iyi seçimi belirleyen ne?

New Scientist dergisinin 2011 Mayıs ayı ana konusu, gördüğümüz her şeyin seçici algımız tarafından yaratılan bir illüzyonun yansıması olduğuydu. Bu bölümde bilim insanlarının, insan davranışları üzerinde yaptıkları araştırmalar sonucunda varılan çok önemli bir sonuçtan bahsediliyor. Bulgulara göre “şu an içinde bulunduğunuz hal, bir an sonra ne yapacağınızı size söylüyor”. Dolayısıyla siz özgür bir seçim yaptığınızı düşünürken yaptığınız seçim, zihninizdeki diğer faktörler tarafından önceden belirleniyor. Beyninizin algılayabildiği seçenekler arasından seçim yapıyorsunuz ve bu yüzden seçenekler ne kadar az ise seçme şansınız aslında o kadar az. Aynı derginin 2011 nisan sayısında “Özgür İrade” başlığı altında incelenen bölümde iddia edildiğine göre bilim insanları yeni bir kuantum bilgisayar geliştiriyorlar ve bu bilgisayar bir dakika sonra ne yapacağınızı tahmin edebiliyor. Ve yaptığı tahminlerin hiçbirinde şu ana kadar yanılmadığı da bilinen sonuçlar arasında. Araştırmalar şu anda gizli tutuluyor çünkü özgür irademizin olmadığına dair bilimsel bir kanıt, insanlığın tüm sistemini ve algısını değiştirebilecek güce sahip.

Hakiki özgürlüğü deneyimleyebilmek için neyi, neden yaptığımızı daha net algılayıp özgürlüğünüzü engelleyen faktörleri ortadan kaldırmamız gerekir. Böylece gerçekten özgür olma yolunda adımlar atmamız mümkün olur. Ve belki bir gün o adımlarımızı tahmin edebilen kuantum bilgisayarı şaşırtabilecek seçimler yapabiliriz. Belki böylece, bir gün bireyler olarak, toplum olarak ve insanlık olarak verdiğimiz kararlar ve yaptığımız seçimlerde özgürlüğü, mutluluğu, barışı ve huzuru seçerek kendi yaşamımızı, özümüze uygun bir şekilde yaratmayı “seçebiliriz”.

Faktör 1: Aile ve çocukluk.

Doğduğumuz andan itibaren bu dünyayı tanımak ve ona alışmak için uğraşıyoruz. Hayatımızın ilk dönemlerinde etkili olan temel varlıklar anne ve babamız, sonra da daha geniş aile çevremiz olmuştur. Bir çocuk için dünya farklı bir yerdir ve yaşamda var olmak, sevilmek ve mutluluğunu sürdürmek adına çeşitli stratejiler geliştiririz. Ailemiz bize nasıl davranmamız gerektiğini, kim olduğumuzu, nelerin iyi, nelerin kötü olduğunu, doğruları, yanlışları, neye inanmamız gerektiğini direk olarak aşılamaya çalışır. Bu onların temel görevi gibi görünmektedir. Biz eğitimin bu olduğunu düşünüyoruz fakat bütün bu öğrendiklerimiz seçeneklerimizi kısıtlamıyor mu? Belirli bir yaşa geldiğimizde zaten artık çok az seçenek arasında seçimler yapmaya başlarız. Temelde bu seçimler iyi ve kötü veya olumlu ve olumsuz olarak ikiye ayrılır. Siz büyür ve olgunlaşırsınız fakat içsel bir anne, baba zihninizde yaşamaya devam eder ve içinizde size konuşarak düşüncelerinizi etkiler.

 

Faktör 2: Toplum ve medya.

Tüm medya çalışmaları, sizin algınızı ve dolayısıyla seçimlerinizi belirli bir açıya yönlendirmek için yapılır. Reklamlar, filmler, diziler, programlar, hepsinin amacı budur. Toplum, otorite veya medyanın içinde bulunduğu ideolojik yapı sizin belirli bir şekilde düşünmenizi ve davranmanızı ister. Bu yüzden size bir dünya görüşü sunarlar. Siz bunları yüzeysel olarak değerlendirip anlık tepkiler verirken, bilinçaltınız kendisine bir düşünce sistemi oluşturur. Ve siz daha düşünmeye fırsat bulamadan beyniniz algılayacağı şeyi seçer. Size sadece tepki verip yüzeysel olarak düşünmek kalır. Dolayısıyla medyanın ve toplumun genel tutumunun bizim seçimlerimizle doğrudan bağlantısı vardır. Üniversitelerde bunun bilimi ve sanatı üzerine eğitimler veriliyor, uluslararası araştırmalar yapılıyor.

 

Faktör 3: İç sistemimiz alışkanlıklarımız veya beyniniz.

Aile, toplum ve çevre tarafından verilen bilgileri süzdüğümüz bir iç sistemimiz vardır. Yukarıda sıralanmış bilgilerin tümü bizim özgürlüğümüzü kısıtlasa da, iç sistemimize uymayan hiçbir seçimi yapamayız. Bu aslında bizim özgür irademizin bulunduğu alandır fakat kısıtlanmış tüm o seçenekler arasından seçim yapan iç sistemimiz bize özgür irademiz olduğu illüzyonunu verir. Bu bir yanılsamadır çünkü gerçekten özgür olmak demek tüm seçenekleri algılamak ve gerçekten özümüze uygun olan seçeneği seçebilmek ve özgün olabilmek demektir.

Seçenekleri yaratma özgürlüğümüz yoktur çünkü beş duyu organımız ve hislerimizle kısıtlı bir bilinç ile bu dünya üzerinde varlığımızı sürdürmekteyiz. Bunu da aşabiliriz fakat bu başka haftanın konusu olarak şimdilik bir kenarda dursun.

         Yazımın başında yaptığım alıntıdaki “hissetmeyi yeni biçimi ile hayata geçirmek” nedir peki? Belki özgür olarak var olmak mümkün değil gibi görünür fakat yukarıda sunduğum engellerden bir bir özgürleşmek mümkündür. Dolayısıyla aslında özgürlük bir süreçtir. Kalıplarımızdan ve engelli düşünsel sistemimizden özgürleşerek özgürlüğün tadına bakmamız mümkün olur. Bu sürekli hale geldiği zaman özgürlük hiç gitmeyen bir deneyime dönüşüyor. Dolayısıyla özgürlük davranış veya inanç boyutunda değil tamamen zihinsel bir özgürlüğe dönüşür Fakat özgürlük kelimesi kendi doğasında sınırları çağrıştırır. Sınırlar yoksa özgürlük deneyimlenemez çünkü anlamını kaybeder. O yüzden bizi sınırlandıran şeyleri, yaşamımızı özümüze ters düşüren tüm engelleri bulup yok etmek, özgürlüğün yoludur. Bu yolu yürümek için cesaret ve samimiyet gerekir. Öncelikle korkularımız ve kalıplarımızla yüzleşecek kadar samimi ve onların üzerine yürüyüp aşacak kadar cesur olmalıyız. Yaşamımızda özgürlüğümüzü teslim ettiğimiz veya farkında olmadan elimizden alan ne varsa hepsini değiştirmek ve yenilenmek için aktif bir gayret gösterirsek zihinsel özgürlüğü deneyimleyeceğimiz kesindir. Bunun sonu yoktur ama önemli olan son değil özgürlük deneyiminin kendisidir. Önemli olan özgür hissedebilecek seçimler yapmaktır.

         Yazının başında Dreamer’in bahsettiği “vizyonun” bununla bağlantısı nedir? Geçmişin kalıplarından ve seçeneklerimizi kısıtlayan inanç ve düşüncelerden özgür olmadan, bir vizyonumuzun olması mümkün değildir. Çünkü yapacağımız her şey geçmişten gelen bir eksikliği doldurmak, bir hatayı düzeltmek veya geçmişte olan bir hale geri dönmek adına yapılır. Fakat vizyon bu değildir. Vizyon, geçmişten özgür ve sınırları olmayan derinlemesine bir algıdır. Genelde vizyon kelimesi gelecekle ilişkili algılanır halbuki vizyon kelimesi geniş görüş açısını ifade etmektedir. Farklı açılardan bakabilmeyi ve dünyayı daha bütünsel bir algıdan algılamayı ve deneyimlemeyi ifade eder. Bu çok kolay değildir ve dünyada çok az insan buna tamamen ulaşabilmiştir. Ama hepimizin ulaşmaya öğrenmeye çalıştığımız şey bu aslında. Ve biz bunu öğrendiğimizde, işte o zaman dünya küçülecek, dağ gibi görünen tüm engeller, küçük birer hendek haline gelecek. İşte o zaman, vizyon geldiğinde; evrensel, toplumsal, içsel barış ve huzur gelebilir.

 


 

BU HAFTA İÇİN KİTAP ÖNERİLERİ

 

OSHO – Aşk, Özgürlük ve Tekbaşınalık

Antoine de Saint-Exupéry Küçük Prens

Richard Bach – Martı Jonathan Livingston

Jiddhu Krishnamurti – Özgürlük Üzerine / Toplu Eserleri 9

Stephano E. D’Anna – Tanrılar Okulu

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1336 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler