1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. EY BARIŞ!
EY BARIŞ!

EY BARIŞ!

Biz gerçekten çaresiz miyiz? Dünyanın çeşitli ülkelerinde sokaklara dökülüp etkili olamayan kalabalıkları düşünüp soruyorum bu soruyu... Kara kalpli karar alıcıların yeni bir taktiği var sanki. Yoğun toplumsal protestolar karşısında geri çekiliyorlar. Ha

A+A-

 

Biz gerçekten çaresiz miyiz? Dünyanın çeşitli ülkelerinde  sokaklara dökülüp etkili olamayan kalabalıkları düşünüp soruyorum bu soruyu... Kara kalpli karar alıcıların yeni bir taktiği var sanki. Yoğun toplumsal protestolar karşısında geri çekiliyorlar. Hatta küçük bir zafer duygusu bile veriyorlar protestoculara. Zamanın  geçmesini, ortamın soğumasını, yeni gündemlerin devralmasını bekliyorlar. Sonra da bildiklerini yapıyorlar.

Tut ki kabul edilmez bir duruma karşı bir zafer kazanıldı. O zaman da başka fırsatçılar çıkıp devralıyorlar iktidarı;  ya da iktidara gelenler birden başkalaşıyor gücün dokunuşuyla...

Bir ara, her durum için imza toplanırdı. Bildiriler yayımlanırdı. Bir süredir pek imza soran filan da yok. Fazle bir işe yaramadığı görülmüş olmalı... Belki de bugünlerde twiter biraz bunun yerini aldı. Tepkiler oradan yükseltiliyor.

Yükseltiliyor da ne kadar etkili oluyor o başka konu... Dünyanın öyle kolay değişeceği yok. Küçük kazanımlar için uğraş vermek en iyisi belki de...

Tabii söz konusu olan geriye dönülmez bir kan dökümü ise bunu durdurmak için herkes işini gücünü bırakıp çalışmalı... Nasıl etkili olunabileceği konusunda ortak akıl aranmalı...

Bu zalim gidişi durdurmak için çırpınıp duran pek çok insan var. Eksantrik deliler gibi bakılıyor onlara...  Kimileri kendine dokunmayan yılanlara “bin yaşa” demekle meşgul. Ortalık kan revan içinde. Yakında kapımızı kapatıp kurulduğumuz koltuklarımızın altına sızacak.

Şiddet sersemletiyor insanı... Şiddet görenler, süreğen şiddet ortamları içinde yaşayanlar iyi bilirler bunu... Başka bir düşünme sistematiği vardır şiddet halinin.  Bir sarmal oluşmuştır. Acı ve isyan köreltmiştir  muhataplarını. Savaş görenler iyi bilirler bunu. “Ben öldürmesem o beni öldürecekti” dir karşıdakine ateş etmenin en masum izahı. Ya ölü ya da katil olmak seçeneği sunulmuştur genç insanlara.

Ne yazık ki hem bireysel  hem de toplumsal  düzeyde bir  “çözüm aracı” olarak hala  kabul görüyor zorbalık. Şiddetin  ana kurumu Ordu,  evlerden çocukları sorgulanmadan alıyor. Onlara itaati, öldürmeyi öğretiyor; gerekirse ölmeye hazırlıyor. Kimilerini sakatlayıp, kimileriniyse bir tabut içinde geri yolluyor. Kimileri aramızda dolaşan katiller artık

 Bu akıldışı hal, değiştirilemez bir gerçeklik gibi algılanıyor. Bütün bunları sorgulanmaması, sessizce onaylanması için “milliyetçilik” denilen bir zehir enjekte ediliyor bedenlere. Savaşın matematiği, ekonomisi ve felsefesi yurttaşlık dersinin ana bölümleri.

Çoğu, yoksul ailelerin çocukları olan bu genç ölüler, uğruna öldükleri “ vatan” denen şeyin içinde sadece kendi köylerini ya da şehirlerini, bir de askerlik yaptıkları o cehennemi görmüşlerdir. Kimbilir, hayatlarında bir kez bile deniz görmeden ölüp gitmişlerdir.

Onlara bazı “kutsal”lar belletilmiştir. Kendi hayatlarının karşılarında hiçbir değer etmediği, uğrunda ölünecek kutsallar. Kimileri bu Ulus Devlet’in resmi dilini bile doğru düzgün bilmemektedir. Ana dilleri , etnik kimlikleri farklıdır da bunun özgürleşmesi için savaşanlarla karşı tarafta durmuşlar ve ölmüşlerdir.  Diğer tarafın ölüleri arasında da olabilmeleri mümkünken başka bir tarafta ölmüşlerdir. Ölümden başka seçenek sunulmamıştır onlara. Sevenlerinin  başka dillerde yaktığı ağıtlar, milletin kutsal sembollerine karışmıştır.  Yoksullar, bir ölüler milletidir savaşta.Onların vatanı mezarlıklardır.

Öldürmenin ve ölmenin gerekçeleri  sorunlara barışçıl yollardan çözüm arandıkça geçersizdir. Oysa şiddet bir endüstrinin adı artık. Şiddetten beslenen kesimler söz konusu...

Kanın durması çok önemli de kan dursa bile iyileşmesi  uzun sürecek yaraların. Bir ülkeyi savaştan çıkarabilirsiniz belki ama savaşı o ülkenin belleğinden çıkaramazsınız kolay kolay.

Silahlar konuşurken ne kadar da cılız durur barışın sesi. Oysa bir sussalar ölümcül bir sessizlik kaplayacak ortalığı. O delirtici sorular sorulabilecektir o zaman. Neden öldük ve neden öldürdük sorusu için verilen ezber cevap bozulacaktır.

Ölenler, kaybedilenler, yakıp yıkılanların hesabı yeni ölümlerler, yeni kayıplar, yeni yıkımlarla sorulmayacak elbet bir gün. Bu cinnet halinin nedenleri araştırılacak.

Ama mezaralardaki o genç insanların utancı çok zor örtülecek. Hiçbir bayrak örtemeyecek bu utancı.

Ey Barış! Bir kutsal varsa sensin o da... Savaşı seçenler, ölüme gidenler  seni n hayaline sahip olsalardı  boşlukta dönen o mavi topu algılasalardı başka bir yer olurdu burası...

Çağıranlar kalplerinin en derininden çağırıyorlar seni... Ölüler gömüldükten sonra çok iş var yapılacak. Ey Barış! Çok acılar çekildi. Gelmen için hep bir ağızdan söylemeli  senin  yasak adını.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 918 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler