1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Evren Maner; “Sinema devrimci bir sanattır”
Evren Maner; “Sinema devrimci bir sanattır”

Evren Maner; “Sinema devrimci bir sanattır”

Evren Maner; “Sinema devrimci bir sanattır”

A+A-

 

Simge Çerkezoğlu

Evren Manner hepimizin az çok tanıdığı, özellikle ekranlardaki kamu spotlarıyla benzerlerinden ayrılan ve adından sıklıkla söz ettiren bir yönetmen. Belgesel ve kısa filmleriyle de sanatsal anlamda göz dolduran Evren, pek çok uluslararası festivalden ödül ve gösterim hakkı kazanmayı başaran bir isim. Gerçekleştirdiğimiz sohbette ödüllerden çok hayallerini ve hayallerinin peşinden gidişini konuştuk… 2007 yılında Quip Production’ı kurarak yönetmenlikten para kazanmayı hayalden gerçeğe dönüştüren Evren, bir anlamda sinemanın devrimci ruhunu yeniden canlandırmış da oluyor. 

“ESKİ LEFKOŞA’DA GEÇEN ÇOCUKLUK”

Eski Lefkoşa’da doğup büyüyen Evren o günleri hem özlemle hem de büyük bir ayrıcalık hissederek anlatıyor.
“Işık Kitabevi, Galeri Kültür ve Girne Kapısı üçgeninde ortada Samanbahça, devamında Arabahmet ve Silihdar bölgesinde büyüdüm. Kendimi bu sebeple çok şanslı hissediyorum. Oralarda çok değerli insanlarla vakit geçirdim. Neşe Yaşın, Tamer Öncül, Niyazi Kızılyürek, Şener Levent, Nahide Merlen, Hürrem Tulga … ve daha niceleri. Tabii Işık Kitabevi fuarlarında çalışmam da hayatı öğrenmem ve dünyanın Kıbrıs’ın kuzeyinden ibaret olmadığını anlamam açısından önemliydi. Böylece hayatta bir ideoloji sahibi oldum,  dünya görüşüm oluştu. ”

Gençlik yıllarını ise tamamen bir “macera” olarak tanımlayan Evren doksanlı yıllardaki yazarlık, dernekçilik hatta büyük devrimcilik çabalarına sohbetimizde gönderme yapıyor.
“1999 yılında Avrupa Gazetesi’nde yazmaya başladım. O günlerde insanların bombalanmasına ve insanlara saldırmalarına dayanamıyordum. Kendini yalnız hisseden herkesin yanında olmak adına bu işe giriştim. Çocuktum ama oradaki herkes bana çok yardımcı oldu. Bu şekilde yedi yıl geçti. Bu yıllar içinde İngiltere’de Meksika’da ve güney Kıbrıs’ta yaşadığım yıllar oldu. Güneyde BBC muhabirliği yaptım. Eğitim aldım, Sinema eğitimi aldım Yunan Dili ve Edebiyatı okudum. Kıbrıs Rum toplumu içine girerek onları daha iyi anlamaya, tanımaya çalıştım. Benim için bunlar önemli tecrübelerdi. Sınır kapılarının açılmasından iki yıl sonra da kuzeye yerleştim.”

Fuat Sözen’le birlikte 2007 yılında film şirketi kuran Evren, toplumun geneli için çılgın görünen bu işte, ekibiyle hayallerini gerçekleştirmenin haklı gururuyla gülümsüyor.

KISA VE UZUN METRAJ

“Kuruluşumuzdan bu yana 350’yi aşkın projeyi hayata geçirdik. Film şirketimiz yanında Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde yarı zamanlı olarak ders de veriyorum. Fuat’la birlikte Quip Productin’ı 2007’de kurduk. Orta ölçekli, gönüllü, ücretli; reklam, belgesel, kamu spotu, uzun ve kısa metrajlı filmler çekiyoruz. Bu güne kadar iki uzun metrajlı film yaptık. Bunlar Anahtar ve Kod Adı Venüs. Şu anda bir film üzerinde çalışıyoruz. Ama gizli henüz size bunu söyleyemeyeceğim. Bunun yanında yine kısa filimler yapmaya devam ediyoruz. Reklamlarımız var yakında yayınlanacak. Prestijli bir marka ve büyük şirketlerimizden birinin reklamı olacak. Ayrıca üzerinde çalıştığımız ileriye yönelik belgesellerimiz de var.”

Kendi halime kalsam çok daha çılgınca projeler yapabilirim diyen Evren’e gelen projeler üzerinde yoğunlaşman belki de daha iyi diyorum, gülüyoruz. “Şu sıralar sıklıkla projeler geliyor. Beki de kendi halime kalmamak daha iyi. Ben Kıbrıs’ta bağımsız sinemayı daha çok geliştirmek istiyorum. Hala kısa film üzerinde çalışıyorum. Ancak bir ay önce Amerika, Los Angles’tan, Peter Medak geldi. 1973 yılında Ghost of  Peter Sellers diye bir film çekilmişti. Bu kez o filmin belgeselini çektik.  İlk kez Amerika’dan gelen birileriyle çalışma fırsatı buldum. Ben aslında Holywood sinemasının ticari kültürünü devamlı eleştiren biriyim ve onlarla çalışmak garipti. Yine de bu işe girdik ve ekip olarak gördük ki onlardan pek eksiğimiz yok.”

Yeni projeleri hakkında da konuşan Evren, değişmeyen ve her yıl yaptığı 1 Mayıs’a özel kamu spotlarından da söz ediyor. Evren bir anlamda ne yaparsa yapsın Ada’nın bölünmüşlüğünü hatırlatmaya ve unutturmamaya çalışıyor.
“Her yıl 1 Mayıs tarihi için bir kamu spotu hazırlıyorum. Ada’nın bölünmüşlüğüne vurgu yapıyorum. Bunun yanında şu anda Zanzi Bar’la ilgili bir belgesel üzerinde çalışıyorum. DAÜ’den bazı Afrikalı öğrencilerimiz de belgeselde oyunculuk yapacak. Biraz daha drama belgesel tarzında olacak. Senaryoyu genişlettik. Avrupa’daki kadın hikâyeleri festivallerine katılmayı hedefliyorum. Bugüne kadar yaptıklarımızla belki dünyada çok ses getiremedik. Ses getirenler de belki çabuk unutuldu ama yine de farkındalık yaratacak film yapmak istiyorum. Ayrıca kara mizah ağırlıklı kısa film projemiz de var. Toplumun gülmeye ihtiyacı var, ağlamaya değil. Zaten savaş gören takıntıları olan toplumuz. Kırk yıl boyunca şikâyet dinleyen, içi kararan toplumuz. Son zamanlardaki tek iyi gelişme Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı oluşudur. Topraklarımıza onun dediği gibi bir zeytin ağacı gibi tutunmamız gerek. Topluma ve bu topraklara tutunmanın sırrı da hikâyelerimizi anlatmaktan geçiyor.  Bu ülkede artık hikâyeler sadece Türkçe konuşanların hikâyesi değil Rumca, Latince ve Ermenice konuşanların da hikayesi olmalı. Bunun için çalışıyorum. ” 

PARA KAZANMAK İÇİN REKLAM FİLMİ

Maner, bir yapım ve film şirketini ayakta tutmanın zorlu bir süreç olduğuna da değinirken, sözleriyle adeta tırnaklarıyla kazıyarak bu noktaya ulaştığını hissettiriyor.
“Kimse size al bu kamerayı ve film çek demiyor. İnsanlara yönetmenim ya da film yapıyorum deyince hangi televizyon kanalında çalışıyorsun gibi bir soru ile karşılaşıyoruz çünkü ülkede sadece bu mecralarda yaptıklarınız görünür olabiliyor. Toplumun algısı herkes memur olsun, devlete girsin maaşı gelsin şeklindedir. Biz ise önümüze dört yıllık bir zaman koyarak sevsek de sevmesek de reklam filmi yapmayı kabullendik. Bunu para kazanmak için yapmak zorundayız. Hem karnımızı doyuracağız hem de sahip olmak istediğimiz ekipmanı böylece alabileceğiz. Öyle çok şey var ki alacak! Kamera, ayak, ses için kurgu için cihazlar ve daha pek çokları için paraya gereksinimimiz var. Reklamdan kazandığımız paraların bazen hepsini kenara ayırıp ekipman satın aldık ve bugünlere ulaştık. Zamanla ekibimiz büyüdü. Artık uluslararası kurum ve kuruluşlarla da çalışabiliyoruz. Kimseden kamera istemek zorunda değiliz.”

Hayatını idame ettirebilecek kadar gelir elde etmeye çalıştıklarını söylerken zor günler geçirdiklerini de itiraf eden Evren, bana hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu hatırlatıyor.
“Bazen hiç iş olmaz. O dönemler yine de kendimizi idame ettirmek zorundayız. Böyle zamanlarda ikinci iş olanakları yaratıyoruz. Elbette beraber yaşadığınız insanlar da buna sabır göstermeli. Destek olmalı. Sonuçta burada biraz delilikten, sanat yapmaktan ve görsel hikâye anlatma çabasından bahsediyoruz. Yaşanan hayatların görselini çekeceğim diye bir şeyler biriktirmeye çalışan insanlarız. Devamlı gece gündüz bir senaryo veya story board üzerinde çalışan insanlarız. Proje olmadığı zaman bazen üzülüyorum. Para kazanamıyorum ama öte yandan seviniyorum da çünkü ancak bu zamanlarda hayata geçirmek istediğimiz projeler için zaman yaratıyoruz.”

 

“YÖNETMEN BİR FİLMİN HER ANINDADIR”

Yönetmenliğe dair de önemli sözler söylerken, bir film yapmayı hem hayal dünyası hem de ayakları yere basan bir durum arasındaki olaylar zinciri gibi ifade ediyor.
“Senaryo aşamasından başlayarak bir yönetmen bir filmin her anındadır. Önce story board kurulur. Senaryo oluşturulur. Ardından başka bir ekip ortaya çıkar ve seçim süreci başlar. Daha sonra post prodüksiyon ve kurguya geçilir. O bittikten sonra dağıtım ve gösterim aşaması olmak üzere çok aşaması var. Her aşamada çalıştığım tüm arkadaşlarımdan çok memnunum. Ancak bir yönetmen işin en başından en sonuna kadar ordadır. Sen her çekimde ordasın. Daha fazla konsantre ve organize olmayı gerektiren bir iş. Az konuşma çok iş yapmak gerektiren bir durum. İnsan ilişkileri iyi kurulmalı. Tüm ekiple iyi çalışılmalı. Senaryoyu anlayıp hissetmek, bunu oyuncuya da anlatmayı gerektiren bir durum. Film yapımı kısaca bir hayal dünyasıdır. Ayakları yere bastığı ve gerçek hayattan kopmadığı sürece de toplum için çok faydalıdır. Sinema devrimci bir sanattır.”

Sözleriyle yönetmen olmanın sanıldığı kadar havalı bir iş olmadığını da hatırlatırken ünlü yönetmenimiz Derviş Zaim’in bir sözüne de gönderme yapıyor.
“DAÜ’de de ders veren sevgili hocamız, yönetmen Derviş Zaim’in bir sözü var. Birine diyor beddua etmek isterseniz inşallah yönetmen olursun deyin. Bu işte tüm yük üzerinize kalıyor. Ortaya bir film çıkıyor yüzlerce insan çalışıyor ama herkes filmi bu çekti diyor. Kimse oradaki ışıkçı, sesçi, dekorcu, oyuncu, makyaj ya da kameramanı umursamıyor. Bilmiyor. Film iyiyse de size, kötüyse de size kalıyor. İşin başından sonuna kadar elini taşın altına koyan yönetmen oluyor.”

Yönetmen olarak reklam filmi çekmeyi bir zorunluluk olarak gören Evren bunun nedenlerini de güzel özetliyor.
“Bir firma geliyor ve sizden bir su şişesinin reklamını çekmenizi istiyor. Hayatta bir su şişesi yalınayak sokakta koşan bir çocuktan ne kadar değeri olabilir ki. Bir su şişesi için ışık, kamera derken yaklaşık iki bin türk liralık harcama yapıyoruz. Su şişesi olduğu yerde döner ancak burada amaç onu satmaktır. Fakat sokakta yalınayak koşan belki de o suyu satın alamayan çocuklar var. Ben sinemacı olarak neden bu çocuğun hikâyesini anlatmak yerine suyun reklamını yapayım. Benim istediğim şirketler reklam yaptırmak yerine daha çok filmlere sponsor olsun. Böylece seslerini daha çok duyurabilirler. Tüketiciler aptal değil. Gözlerine sokmaya gerek yok. Daha iyisi bu sanatı, birikimi ve ekipleri bir su şişesi peşinde koşturtmak yerine bir çocuğun hikâyesiyle üzerinden reklamlarını yapsınlar. Yine de ülkemizde bunu yapan çok az şirket var. Nedeni ise iyi işler çıkabileceğine inanmıyor oluşlarıdır. Yine de inadına biz bir örnek olmaya çalışıyoruz.”

Bu haber toplam 1007 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 221. Sayısı

Adres Kıbrıs 221. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler