1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. ‘Evlenmek mi gerekir anne olmak için’
‘Evlenmek mi gerekir anne olmak için’

‘Evlenmek mi gerekir anne olmak için’

‘Evlenmek mi gerekir anne olmak için’

A+A-

Cenk Mutluyakalı


“Evlenmedim, ancak çocuk istiyorum”.
Ya da “Evlenmek istemiyorum, ancak, çocuk sahibi olmak en büyük hayalim…”
Bu sözleri yaşamın akışı içerisinde çok duyuyoruz.
Kimileri, salt çocuk sahibi olmak adına ‘aşk’sız evliliklere imza atıyor, bunun adına “mantık evliliği” diyenler de var.
Kimileri geleneksel rollerin dışına çıkmak için ‘cesaret’ arıyor.
Kolay değil.
Hele küçük, kapalı, geleneksel toplumlarda hiç kolay değil.
Oysa ‘aile’nin sırrı, devlet önünde atılan ‘imza’yla belirlenmiyor.
Yasalarımız ne yazık ki, özelde çocuk ve kadın, genelde insan hakları karşısında yetersiz kalıyor.
Ama yasalardan önemlisi, ‘evlenmeden çocuk sahibi’ olmak adına ‘yüreklerin’ yetersizliği…
Yine de ‘tabular’ giderek yıkılıyor.
Bir kadının doğum sevincinin önüne duvar ören mevzuatlara, öğretilmiş çaresizliklere, ezberletilmiş rollere, geleneksel baskılara karşı yıkılıyor.
Kıbrıslı Türkler’in sanatı, tiyatrosu, hayatımıza kattığı çok farklı renklerle ve çamura hayat verdiği elleriyle tanıdığı isimlerden Ayhatun Ateşin, bu tabuları yıkanlardan biri…
O’nunla 11 sene önce sözleşilmiş bir röportaj için buluşuyoruz!..
Evet, 11 sene önce, hamilelik günlerinde anlaştığımız, beklediğimiz, dünya tatlısı iki güzel ikiz çocuklarıyla büyüttüğümüz bir söyleşi bu…
Ayhatun Ateşin’in adeta bir sanat müzesini andıran evinde bizler röportajımızı yaparken, ortak tanıdığımız bir başka arkadaşımız, doğuma hazırlanıyor, evlenmeden!.
“Yolu açtık bir kere” diyor Ayhatun Ateşin, o meşhur kahkahasını atarak.
Bu röportajın amacı ‘magazin’ değildir.
Çok daha ötesidir.
Üzerinde düşünmek, toplumsal kalıplara kafa yormak, yasalardaki engelleri ve insan haksızlıklarını odağa alarak hayatı dönüştürmek için…

 

“İnsan bu eve geldiği zaman nasıl da mutlu oluyor” diyorum, hele de mevsimin düşü üşümekse ve onca renk arasında, bir de şöminenin alevi varsa…
“Evim güzel, güzelliği siz veriyorsunuz. İnsan mekan ilişkisi yaşamda önemlidir. Yaşamak hissetmek, duyumsamaktır. Mekandaki her detay, her obje senin ruhun aslında” diyor Ayhatun Ateşin.
Böylesi sıcacık bir girişle başlıyoruz, mavi saçlı ‘hatun’la sohbete.
“Çocukluğundan beri böyle aykırı mısın” diyorum, neden O’nu “aykırı” olarak nitelendirdiğimi de sonradan uzun uzun düşünerek.
“Ele avuca sığmaz bir çocukluğum var derler. Silihtar suyu içip de zaten durağan olmak mümkün değil. Sanırım öyle. Küçük çocukken de nasıl bir aykırılık, mesela, ne zaman ortadan kaybolsam, komşu Sultan aba 'Aman Ayhatun kayboldu benim bütün çamaşırlarım herhalde dolaptan aşağıya inecek’ diye koşardı. Ya da komşu hamama gireceğinde korkardı. Eskiden altından yanan hamam vardı ve çok keyif alırdık, her hamam sonrası patates ve soğan sefası sürerdik. Onların hamamına da karafatmalar hücum ederdi. 'Hatun koş askerlerden kurtar bizi' derlerdi, ben koşardım, böcüleri yok ederdim. Yani öyle bir korkusuz ele avuca sığmaz yapım vardı. Ama bizler hep sokaklarda oynadık. Bu bir sıradanlık mıdır, aykırılık mıdır acaba… Rahmetli Denktaş bana ‘eksantrik hatun’ derdi. Bence aykırılık değil, renklilik…  Sıradanlık monotonluktur. Sıra dışı nedir, bu ritüelin dışına çıkmaktır. Her şeye aynı bakmak ürkütücüdür.”

“El alem ne der”

Küçük toplumlarda, geleneksel toplumlarda “sıranın dışına çıkmanın” ne kadar zor olduğunu anlatıyorum.
Ayhatun Ateşin susar mı?
“İşte o noktada nereye bakmak gerekir, değerliliğin altını çizmemiz gerekir. Biz mutlu olmak için ne yaparız. Önce okula gidip ‘adam’ olacaksın, meslek sahibi olacaksın, erkeksen askerliğini yapacaksın, temiz bir aile kızıyla evleneceksin, temiz aile kızını kim seçecek? Anne-baba. Neye göre, belki de birçok kızla flört edersin ama yok o temiz kız değildir. Bu temizlik ölçüsü nedir? Mintax'la mı yıkanmıştır? Yoksa tesettürlü hali midir, hanım hanımcık evinde oturması mıdır? Yani başkalarının deyişine göre mutluluk. Mutlu olma hali o mudur? Bizim istediğimiz nedir? Biz başkalarının deyişlerine, onların bakışlarının kadrajına göre mi hareket edeceğiz? Peki o doğru mu?”
- “Değil ama bunun dışına çıkmak cesaret eden bir davranış” diyorum.
Ayhatun Ateşin çok da katılmıyor.
“Ne yukarıdaki Allah'ı aldatabilirsin, ne kendini... Doğru nedir, başkasının gördüğü mü? Gördüğünün yarısına inanmak, duyduğuna da inanmamak. Ben böyle yürüdüm. Hiç unutmam rahmetli annem, mutaassıp bir ailenin çocuklarıydı. Annem oje sürmeyi, kısa giymeyi, doğum günlerine gitmeyi sevmeyen, tasvip etmeyen biriydi. Ve ben komşuya gider oje sürer, eve gelirken çıkarır, komşuya gider ayak ayak üstüne atar, mini etek giyerdim. Sen neysen, ayakların yere bastığı sürece o oluyorsun. O zaman kendi değerliliğin ortaya çıkıyor.”

 

‘Doğurganlığıma yasalar karar vermiyor’

• CM: Evlenmeden çocuk sahibi oldun. Ve bunu da gizleyerek, saklayarak, başka masallar anlatarak yapmadın.
• AA: Evlenmek mi gerekir anne olmak için?

• CM: Evlenmeyi düşünmedin mi?
• AA: Evlenmek nedir? Hayat arkadaşı. Aslında bir nikah halkasıyla toplumun önünde yasalara göre, hukuk çerçevesinde aile düzenini kurandır. Hayat ve arkadaş, birlikte yaşlanmaya adım atmak, yol almaktır.  Birlikte yaşlanmak için de bazı soruların cevabının evet olması gerekir. Mantığın, hislerin ve bedenin bunu onaylamalı.  Bu varsa, evlenirsin.  Doğrusu benim katı kurallarım olmadı ama demek ki birlikte yaşlanacağım hayat arkadaşı da beni bulamadı.

• CM: Peki ne zaman çocuk yapmaya karar verdin?
• AA: Çok gençken çocuk yapmaya bu kadar cesur olur muydum, bilemem. Anne olmak çok önemli… Bir kadının doğurgan olması gibi bir gerçek var ortada. Buna yasalar karar vermiyor, vermemeli. Nedir anne olmak? Yeniden bir canı sevmek, koşulsuz sevginizi verebilmek, kalbinizle büyütmek. Anne olmak bu kadar erdemli, vicdanı güçlü, bu kadar sevgi yüklüyse, bunun bir kuralı olabilir mi? Biyolojik olarak evli olan ama bedensel olarak anne olamayan bir kadın olabilir. Anne olmak illa ki doğurmak da gerektirmiyor. Bir çocuğu büyüten, koruyan veya evlat edinerek büyüten, koruyan da annedir, unutulmamalı. Ama eğer bir doğurganlığım varsa, bir kadın anne olma hakkına kendi karar vermeli, yasalar ya da diğer kurallar değil.

• CM: Sen nasıl böyle bir karara varabildin günün sonunda?
• AA: Çok geniş bir ailedeydik. 5 kardeşli bir aile yapımız vardı, anne baba nine dede hep birlikte. Ben demans hastalığı ile annemi kaybetmeye başladım, abim parkinson oldu, baktım ki ailem birer birer göçüyor artık. Takvim yapraklarının giderek tükendiğini görünce daha güçlü ve cesur oluyorsun, işte o zaman kimi kurallar senin için anlamsızlaşıyor. Anne olmak başka bir sorumluluk. Sadece doğurmak değil ki mesele. Bu karar sadece kendinle alakalıdır. Benim içimde uhde kalmamış. Gezmişim tozmuşum, insan, mekan, farklı coğrafyalar, farklı kültürler, sırt çantası ardımda. Ve içimde uhde kalmadan, özgür ruhlu bir çocukken, tüm bunları yaşamışken, o anne olma noktasında tüm bunlar bir senteze varıyor ve artık bir hesap kitap yapamıyorsun. Yani bir koşul koyamıyorsun. Sevgide koşul yoktur.

• CM: Planladın sonuçta, değil mi?
•  AA: Hayır!

• CM: "Ben evlenmeyeceğim ama çocuk sahibi olacağım" demedin mi yani?
• AA: Hiç böyle planlama olmadı. Tabii ki yaşamda bu söylemleri söyledim. Hep espri yapıyorduk. Bankadan anne olabilmek, bir kadına verilmiş en doğal özgürlüktür. Ama benim tamamen rastlantısal olarak gelişti. Hayatta tesadüfler bize yol veriyor. İki tesadüf çok önemli. Biri annemin göçü... Diğeri, benim okul arkadaşım 25 sene sonra karşıma çıkıyor. Bu bir tesadüf… İki fiziğin birbirini tamamlamaya, bir bütün olmaya ihtiyacı var. Bu ihtiyaç yeni bir yolculuğa başlatıyor seni. Bütün olma halini yaşarken, birlikte yaşlanacağın doğru kişi olmadığını anladığın an da, işte o zaman kopuyor.  Ve sen anne olacağını öğreniyorsun. Bu peki balon mu bir iğne batırıp yaşanmışlıkları keserek çöpe atasın?  Peki herkes ne diyecek? Önemli değil. Erteleyelim, sonra anne olursun. Neden?  Sen, birlikte yaşlanabileceğim kişi değilsin ama ben sevgimi vermek istiyorum çocuğuma, büyütmek, aile olmak istiyorum. Ve o noktada muhakeme oturuyor. Hiçbir zaman 'keşke' girmedi araya. Bu çok önemlidir.

• CM: Ne zaman karar verdin evlenmeyeceğine ancak çocuk sahibi olacağına?
• AA: 4 aylık hamileydim sanırım öğrendiğimde çünkü ben geç bir anneydim, dolayısıyla ayırdına varamadım.  Sonra ikiz olduklarını öğrendim. Bu da Allah'ın sürprizi çünkü tek olmak değil, çift olmaları birbirlerine arkadaşlık, dostluk...

• CM: Hamileliği öğrendiğinde kararını vermiştin, evlilik olmayacak.
• AA: Evet, baba adayıyla diyelim veya var yok babayla tabii bunu masaya yatırıyorsun. Büsbütün olma haline, kadın ve erkek karar veriyor.

• CM: Hiç tedirginliğin olmadı mı bu süreçte?
• AA: Olmadı, küçük birkaç soru vardı beynimde psikolojik olarak. Ben kendi cevaplarımı hazırladım, hep dürüst ve açık olacaktım. Bunu çocuklarıma da açıklıkla anlatacaktım. Bir tesadüf babanızla beraber oldum, fakat günün sonunda babanız birlikte yaşlanacağım kişi değildi. Ben sizi sevmek istedim. Sizi büyütmek, anne olmak, aile olmak istedim.

• CM: Bunu ilk nasıl ilan ettin, çevrendekilerle nasıl paylaştın? İlk kimle paylaştın?
• AA: İlk kimle paylaştım çok ilginç bir soru... Baba adayıyla paylaştım. Tabii ki doktorla paylaştım. Ailemle paylaştım.

• CM:  Neydi ailenin tepkisi?
• AA: Mutaassıp bir aile olmasından yola çıkarak, ben illa da evlenmeyeceğim diye yola çıkmadım. Ben anne olacağım ama yarının ne getireceğini bilmiyorum. Bu dürüstlükle abimle konuştum. Abimin yaklaşımı çok güzeldi.

• CM: Toplumun baskısını hissettin mi?
• AA: Ben hiç hissetmedim. Mutlaka olmuştur. Ne diyeceğiz. Hamile olduğumu gören "ne zaman evlendin" diye soruyor, "evlenmem mi gerekiyor" diye bir cevap veriyorum. Tamamen dürüst cevaplarla, kendime olan analık hakkımı, toplumsal sorumluluğumu, tabii ki örf adetlerle toplumdan dışlanmayacak bir yol almam gerekirdi. Ben hep bu bağlamda hareket ettim.


‘Soyadımı veremiyorum!.. Evli değilim ve çocukları kayıt yaptıramıyorum’


• CM: Doğumu yaptın... Ondan sonra kayıt aşaması var. Neler yaşadın?
• AA: Üstelik erken doğum oldu. 7 aylık doğurdum.  Doğum sonrası süreç çok sıkıntılı oldu. Ben, çocuklara soyadı veremiyorum, çünkü baba figürü yanımda değil. Ailenin bir büyüğünün notere imza vermesiyle soyadımı kullanmam gerekiyordu. Çocukları kayıt yaptırmak için de evli olmak gerekiyor. Yasalarımız böyle. Bu durum kadına yapılmış en büyük hakaret.  Sosyal haklara ve kadın-erkek eşitliğine aykırı yasalar ve bu karar da. Anne olmak ve kayıt etmek için evli olmak gerek. Bu çok büyük haksızlık ve kadına yapılmış en büyük hakaret. Benim kendi soyadımı çocuğuma verememem de büyük yanlış veya baba hanesinin boş kalma zaruriyeti...

• CM: Kim yaptırdı kaydı?
• AA: Ben yaptırdım. Tabii önce baba ismini kullanmak istemeyince, o hane boş kalıyor, babanın adı olmayınca kayıt yaptıramıyorsun.  Annenin adıyla kayıt kabul etmiyorlar. O zaman ailenin en büyüğünün noterden verdiği onayla kayıt olabildi. Önce kendi soyadımla kayıt yaptırdım. Sonra farklı bir süreç başladı çünkü baba hanesi halen boş. Baba var yok da olsa, belgedeki o haneye girmesi gerekiyor. Donör alanlar da isim bilmiyor ama uyduruk bir baba ismiyle kayıt yaptırıyorlar.

• CM: Sonuçta doğum kağıdında baba hanesi boş kalarak ve senin soyadın yazılarak mı verildi belgeler?
• AA: Evet baba hanesi boş kalarak doğum kağıdını aldık. Ondan sonra farklı bir mahkeme süreci başladı. Baba hanesini almak için hukuki süreç başladı. Ben babanın ismini vermesi için babaya dava açtım. Aslında devlete dava açmayı da düşünmedim değil.  Babanın adı Kıbrıs'ta yazdırıldı, fakat bu sefer TC kabul etmedi. Bu sefer ben TC vatandaşı oldum ve hukuki olarak farklı birkaç aşama gerektiren uzun bir süreç yaşadım. Şu anda hem benim hem babanın soyadını kullanıyorlar. Kimlikleri iki kez değişime uğradı. Bir kimlikte benim, diğerinde babanın soyadı var. Çocuklar 18 yaşından sonra kendi soyadlarını seçecekler.

• CM: Bir annenin hayatını eziyete çevirmekten başka birşey değil. Bürokratik bir eziyet bu.
• AA: Bürokratikten öte maddi olarak da zor… Kadının toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlıysak, adım atılması gerekiyor.

----------------------------------------------------------

‘Benim annemle babam evlenmedi’

Ege ve Ada’ya gülümsüyorum.
Alsında, röportaj öncesinde sohbet ediyorum, her ikisiyle de…
Karnelerini gösteriyorlar…
‘Aferin’ alıyorlar, birer öpücükle…
“Çocuklarla nasıl paylaştın” diyorum Ayhatun Ateşin’e…
“Hep açık oldum. Ama eğitim sürecimiz de çağ dışı… Mesela kitaplar, anne ve babayı çizmesini istiyor çocuklardan!..  Çocuklardan ‘evlilik’ fotoğrafı istemişler, Ege mi Ada mı hatırlamıyorum, ‘Benim annemle babam evlenmedi’ demiş. Çocuklar öğretmenleri eğitiyor. Tabii ki belli şeyleri konuşarak yaşayarak büyüyoruz. Hangi cevabı bilmeleri gerekiyor? Bir resim var baba olarak akıllarında. Bir karşılaşma oldu, bir defa... O da tam bir senaryo oldu ya… Sordukları zaman ‘neden birlikte değilsin’, birlikte yaşlanacağım kişi olmadığını anlatıyorum. Halil Cibran ne der? Çocuklara sevgini verebilirsin ama düşüncelerini asla. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.

Bu haber toplam 2246 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 198. Sayısı

Adres Kıbrıs 198. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler