1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ESTER VE ANNELİK
ESTER VE ANNELİK

ESTER VE ANNELİK

Stella Aciman: Ester, sıcak bir ağustos günü İstanbul’un Cihangir semtinde; zamanın en ünlü hastanesi olan İtalyan Hastanesi’nde, o gün doğan erkek bebeklerin arasındaki tek kız bebekti.

A+A-

 

 

Stella Aciman

 

 

Ester, sıcak bir ağustos günü İstanbul’un Cihangir semtinde; zamanın en ünlü hastanesi olan İtalyan Hastanesi’nde, o gün doğan erkek bebeklerin arasındaki tek kız bebekti. Ailenin mutluluğu yanında, rahibe hemşirelerin de sevinci olmuştu ve onu la princessa* olarak çağırmaya başlamışlardı. Yanakları al, tombul yüzlü, siyah saçlı çok güzel bir bebekti. Doğum sonrası,  odaya getirildiğinde onu babasının yanı sıra üç kadın daha bekliyordu. Yüzünde doğumun getirdiği yorgunluğu atmaya çalışan annesi, Fatma Hanım ve Leman Ablası…

Annesi hemşirenin elinden aldığı Ester’i önce Fatma Teyze’nin kucağına verdi çünkü ailenin en büyüğü oydu. Fatma Hanım; kollarının arasına aldığı, yüzüne baktığı an yüreğinin bir yerlerinde sevgi kıvılcımlarının harekete geçtiğini hissetti. Dudaklarının arasından sessizce dua mırıldanan Fatma Hanım nefesini Ester’in yüzüne doğru üfledikten sonra bebeği gelini Leman’ın ellerine verdi. Bir ay önce ilk kızı Sema’yı doğuran Leman, bu küçücük bebeğe bakarken gözlerinden yanaklarına süzülen gözyaşları mutluluğunu anlatıyordu. Minik Ester ise kucaktan kucağa dolaşmaktan mutlu, mışıl mışıl uykusuna devam ediyordu. O gün, o odaya sinen sevgi parçacıkları zaman içinde çığ gibi büyüyecek ve Ester’in üç annesi olacaktı. İlk annesi Leman Abla olacaktı. Hastaneden evlerine döndükleri zaman Perla’nın yani Ester’in annesinin sütünün yeterli olmadığı anlaşılmıştı. Ester’in yeterince beslenemediğini düşünen Leman, çareyi kızına verdiği sütün yarısını da Ester’e vermekte bulmuştu ama bu durumu Perla’ya söyleyememiş sadece Fatma Hanım’la paylaşmıştı. Yıllar sonra bir gün Ester Leman Abla’sına “ bana süt verdiğini neden anneme söylememiştin?” diye sorunca Leman ona, “korktum çünkü yanlış anlayabilirdi, biz Müslüman sizse Yahudi’ydiniz. Belki Müslüman sütü istemezdi diye düşündüm ve söylemedim” demişti. Hâlbuki annesi, Leman’ın kızına süt verdiğini biliyordu ama ona hiçbir şey söylememişti. Yeşilköy’deki köşk Kuran’ın, Tevrat’ın okunduğu, Müslüman ve Yahudi bayramlarının hep birlikte kutlandığı; din, dil, ırk ayrımının kapısından bile girmediği, herkesin birbirini kucakladığı bir evdi.

İkinci anne Fatma Hanım’dı. Aslında Fatma Hanım sadece Ester’in değil tüm evin anasıydı. Evin, personelin idaresi tamamen onun ellerine bırakılmıştı. Yemeklerde masanın başına o oturtulurdu. Fatma Hanım Giresun’un Şebinkarahisar köyünden, ilk kocasını Çanakkale’ de şehit verdikten sonra iki oğlunu da yanına alarak İstanbul’a göç etmişti. Ufak bir bakkal dükkânında oğullarıyla birlikte çalışarak geçimini sağlamıştı. Perla ile yolları Beyoğlu’nda oturdukları apartmanda kesişmiş ve zaman içinde ana-kız gibi olmuşlardı. Fatma Hanım bir oğlunu kaybettikten sonra bakkal dükkânını kapatmış gelini ve torunlarıyla oturmaya başlamıştı. Aşçı olan diğer oğlu Leman ile evlenmiş anasının yanından taşınmıştı. Perla oğlu David’e hamile kaldığında Beyoğlu’ndaki evden ayrılırken Fatma Hanım’ı da beraberinde götürmüş ve onu evin anası yapmıştı.

Fatma Hanım’ın Ester’in gönlündeki yeri her daim bir başka olmuştu. O kadar ki ikisinin arasındaki bu sevgi bağını Perla bile kıskanır ve Ester’e zaman zaman “sen Fatma Hanım’ı benden bile çok seviyorsun” derdi. Ester bu siteme verecek cevap bulamazdı ve “acaba mı?” diye düşünürdü. Annesi ve babası çok gezerdi Ester’in. Evde yapılan davetlerin dışında çok renkli bir hayatın içinde oradan oraya koştururlardı. Ester’in hayatında ise Leman Abla’sı, evin yardımcısı Hayat ve yanından hiç ayrılmadığı Fatma Hanım vardı. Sadece okuma yazma bilen Fatma Hanım, Ester’e göre bir bilgeydi. Yaşama dair ilk bilgilerini ondan öğrenmişti. Allah’ın yarattığı tüm canlıları sevmesini, kötülüklerden sakınmasını ve hayatta ona yol gösterecek tüm bilgileri hep ondan öğrendi Ester. Hatta ilk duasını bile ondan öğrendi. Fatma Hanım “ Allah birdir” diyerek, Kurandan bir sureyi ezberletmişti Ester’e ve Ester o duayı hiç unutmadı. Gece yatarken Yahudilerin en önemli duası Şema’ nın ardından Kurandan da İhlas Suresini okumayı asla unutmadı.

Fatma Hanım beş vakit namazını kılan, orucunu tutan, dini bütün Atatürk hayranı bir kadındı. Ester ezan sesini duyduğu an hemen Fatma Hanım’ın odasına gider ve onun namaz seccadesini yere sererdi. Fatma Hanım namaza durduğunda Ester de hemen yanı başına çöker ve onun hareketlerini yapmaya çalışırdı. Ramazan ayında, hiç üşenmez gece yarısı Fatma Hanım’la sahura kalkar ve beraber kahvaltı ederlerdi. O’nun camilerde veya evlerde yapılan mevlitlere gittiği günlerin dönüşünü dört gözle beklerdi Ester çünkü Fatma Hanım ona, Hacı Bekir’in lokum ve akide şekerleriyle dolu külahlarını getirirdi. Ester bayılırdı bu şeker ve lokumlara.

Fatma Hanım her yaz, bir aylığına köyüne giderdi. Ester için o bir ayı Fatma Hanım’sız geçirmek adeta kâbustu. O dönemlerde aksi, geçimsiz bir çocuk olur, “Fatma Hanım’ın dönüşüne 20 gün kaldı, 10 gün kaldı” diye günleri sayar, zamanla kavga ederdi. O gün geldiğinde köşkün ön kapısındaki merdivene oturan Ester’i içeri sokmak mümkün değildi. Fatma Hanım’ı kapıya getiren arabayı gördüğü anda yerinden fırlayan Ester koşarak kapıya çıkar ve Fatma Hanım’ın kollarına atılırdı. İkisi de bu karşılaşmadan dolayı çok heyecanlanır ve Fatma Hanım’ın her defa gözlerinden bir-iki damla yanaklarına inerdi. Ester hemen Fatma Hanım’ın eşyalarının bir kısmını alır ve onun elini tutar beraberce eve girerlerdi. Şebinkarahisar’dan gelen üzüm pestilleri, dut kuruları ve fındıklar o gece masaya serilir ve güle oynaya yenirdi.

Yıllar bu sevgiyle geçip gitti ve Ester 17 yaşına girdi. Zaman, her zamanki acımasızlığını Fatma Hanım’ın üzerinde göstermeye başladı ve onu yaşlandırdı. Fatma Hanım’ın oğlu Şerif “artık anamı biraz da ben göreyim” diyerek Fatma Hanım’ı yanına almak istedi. Bu ayrılık Ester’i çok derinden yaraladı. Okul dönüşleri üzerine çöken hüzün altında ezildiğini hissediyordu. Her hafta sonu ağabeyine “beni Fatma Hanım’a götür” diye bıktırana kadar yalvarıyor ve sonunda kazanıyordu. Leman Abla’sı; onun çocukları ve Fatma Hanım’ın dizinin dibinde vaktin nasıl geçtiğini anlamıyordu Ester ama dönüş zamanı onu her daim bekleyen hüzne teslim oluyordu.

Bir akşam gelen telefon, Ester’in tüm dünyasını altüst etti… Şerif Amca’sı annesinin yani Fatma Hanım’ın rahatsızlandığını söylüyordu. Sabahı bekleyemeyen Perla ve Ester ağabey David’le beraber hemen Çayırova’ya gittiler. Ne yazık ki Fatma Hanım komaya girmişti ve hastanedeydi. O güne kadar en ufak bir rahatsızlığı olmayan, hayatında hiç doktor yüzü görmeyen Fatma Hanım iki gün sonra yaşlılığa yenildi ve göç etti… Ester 19, Fatma Anası 98 yaşındaydı. Ester, O’nun mevlit şekerlerini Hacıbekir’de hazırlattı ve son defa bir akide şekeri yedi.

Perla… Güzeller güzeli annesini bir şarkıyla anlatır Ester. “Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın, huysuz ve tatlı kadın…” Otoriter, sadece gözleriyle çocuklarını idare eden Ester’in altyapısını sık dokuyarak onu hayata hazırlayan annesi. Fedakâr, cefakâr… Çoğu anne gibi! Zaman zaman çatışmalar, atışmalar… Her atışmanın ardından söylenen hiç değişmeyen o söz… “Bir gün gelecek, annem keşke şu koltukta otursaydı da bana kızsaydı diyeceksin!” Haklıydı Perla çünkü Ester hala bu sözü sık sık hatırlar ve annesinin eksikliği onu hüzne boğar.

Ester bugün 57 yaşında… O da bir anne! Annesinin değerini, O yaşarken anladığı için mutlu… Perla’nın yokluğu ise bitmeyen bir arayış.

Bugün Anneler Günü… Ester sevmez bu günü çünkü hep anneleri hayatta olmayan evlatları düşünür ve “ Her şeyin bir günü olabilir ama anneler her gün içindir!” der…

 

*la princessa-prenses(itl.)

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 556 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler