1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Eşcinsel evlilikleri dünyanın sonunu getirir mi?
Eşcinsel evlilikleri dünyanın sonunu getirir mi?

Eşcinsel evlilikleri dünyanın sonunu getirir mi?

Reşat Şaban: Fasıl 154 Ceza Yasası’nın hemcins ilişkileri ‘suç’ olarak düzenleyen ilgili maddelerinin kaldırılması ve dolayısı ile Kıbrıs’ın kuzeyindeki LGBTQ haklarının da dünya standartlarına yakınlaşmasını öngören ceza yasası de

A+A-

 

Reşat Şaban (FEMA Aktivisti)

resat@feministatolye.org

 

 

Fasıl 154 Ceza Yasası’nın hemcins ilişkileri suç’ olarak düzenleyen ilgili maddelerinin kaldırılması ve dolayısı ile Kıbrıs’ın kuzeyindeki LGBTQ haklarının da dünya standartlarına yakınlaşmasını öngören ceza yasası değişiklik önerisi henüz meclis içinde ilerleme kaydetmeden endişe oluşturmaya başladı. UBP milletvekili sayın Mehmet Tancer konuyla ilgili nefret söylemi sayılabilecek görüşlerini kamuoyu ile paylaştı. Sayın Tancer, toplumun sosyo-psikolojik yapısının, LGBTQ bireylerin hakları konusunda yapılacak düzenlemelere hazır olmadığını ve konunun meclis gündemine gelmesi halinde kendisinin şiddetle karşı çıkacağını “[e]vlilik gibi kutsal bir müessesenin zedelenmesine izin” vermeyeceğini söylüyor.

Sayın Tancer’in seçilmiş bir milletvekili olarak, Kıbrıs’ın kuzeyindeki demokrasi ve insan hakları seviyesinin ileriye taşınabilmesi adına sorumlulukları vardır. O nedenle, her ne kadar da, meclis dışında ürettiği söylemleri kişisel görüşleri olsa dahi, bu üstlenmiş olduğu kamusal sorumluluğun bilincinden uzaklaşmasına bir mazaret olmamalıdır. Şöyle ki, ifade özgürlüğü demokrasinin gereklerinden biri olmasına rağmen bireylere haklar yanında çeşitli sorumluluklar da getirmektedir. Bireyler, ifade özgürlüğü haklarını kullanırken sansüre maruz kalmadan düşünce ve görüşlerini ifade edebilmelidir. Lakin bu, bireylerin hak kullanımı sırasında, görüşleri ile diğer bireylerin hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı davranışlarda bulunabileceği anlamını taşımamaktadır. Nefret söylemi, genel olarak bireyin kamusal görüşlerini dile getirirken ifadeleri ile hoşgörüsüzlüğe dayalı nefreti teşvik eden, yayan veya meşrulaştıran; herhangi bir gruba veya kişiye yönelik nefret, ayrımcılık ve düşmanlık içeren söylemlerini kapsamaktadır[1]. Özellikle Sayın Tancer’in LGBTQ bireyleri evlilik kurumunun düşmanı olarak lanse etmesi, LGBTQ bireylerin evlilik hakkı elde etmesi halinde sanki heteroseksüel bireyleri büyük sorunlar bekliyormuş gibi imalarda bulunması nefret söylemi olarak kabul edilebilir. Zira, ahlak merkezli yapılan bu söylemler, heteroseksüelliğin norm olarak dayatıldığı heteronormatif bir cinselliği ve buna bağlı aile ve evlilik kurumunu LGBTQ bireylere kapamakta, aynı zamanda heteronormatif sisteme dair bireylerin ürettiği alternatif görüşleri de kamu ahlakına yönelik bir tehdit olarak lanse etmektedir.  Oysa evlilik, yetişkin bireylerin devletin öngördüğü yasal çerçevede geleceklerine dair ortak karar almalarından ibarettir.

Avrupa’nın geneline baktığımızda, karşımıza sayın Tancer’in çizmeye çalıştığı hayal kırıklığı tablosundan farklı bir resim çıkıyor.  Şöyle ki, hemen hemen Avrupa Birliği üyelerinin birçoğunda LGBTQ ve heteroseksüel bireyler sivil ortaklık (civil partnership) hakkı ile ortak gelecek kurabilmekte, resmi makamlarca ilişkileri kaydedilebilmektedir. Ortaklığın içeriği ülkeden ülkeye değişse de, birçok uygulamada çiftlerin temel gündelik hayatlarına olumsuz etken olan sosyal problemlere çözümler sunulmaktadır. Örneğin, eşin yakını olarak hastahane ziyareti vb. Bunun yanında, sivil ortaklık hakkı gibi bazı ülkelerde LGBTQ bireylere evlilik hakkı (marriage) verilmektedir. Bunun yanısıra, bazı ülkelerde LGBTQ bireylere evlet edinme hakkı, eşin biyolojik çocuğu ile ebeveynlik bağı hakkı veya suni döllenme hakkı gibi düzenlemelerle çeşitli haklar verilmektedir. Fakat, Avrupa Birliği genelinde, ortak yasal zemin olmadığı için LGBTQ bireyler evlilik hakkı konusunda ayrımcılığa maruz kalmaya devam etmektedir. Şöyle ki, Almanya’da evli olan heteroseksüel bir çift Kıbrıs’a geldiği zaman evlilikleri ve varsa çocukları ile olan aile bağları Kıbrıs’taki iç hukuk farklı olmasına rağmen tanınırken, LGBTQ bireylerin yapmakta oldukları evlilik ve sivil ortaklıklar tanınmamaktadır. LGBTQ bireylerin çocukları ile olan seyahatleri eşlerinin ebeveynlik haklarının tanınmaması dolayısı ile engellenmektedir. AB Parlementosu konuyla ilgili almış olduğu son kararında, üye ülkeleri LGBTQ bireylere yönelik evlilik hakkı veya sivil ortaklık hakkı sunmasalar bile bu hakkı veren ülkelerin sunmakta olduğu yasal dökümanları tanımaya çağırıyor. AB mekanizmalarında henüz bağlayıcı kararlar üretilmediği için sorun çözüme kavuşmuş değil. Lakin, birçok LGBTQ bireyin çeşitli mahkemeler nazarında konuyla ilgili açmış olduğu davalar mevcut. Yakın bir gelecekte konuyla ilgili genel Avrupa içtihatının oluşması beklenmekte!

Kıbrıs’ın kuzeyi ise, hemcins ilişkileri suç olarak değerlendiren Avrupa’nın son bölgesi. Maalesef, LGBTQ bireyler devlet eliyle ayrımcılığa maruz bırakılıyorlar. İşte tam da bu nedenle, ceza yasasından İngiliz Koloni dönemine ait sodomi yasalarının çıkarılması demokrasimiz ve insan hakları anlayışımız için büyük bir sınav niteliğinde! Bahsi geçen ceza yasası maddeleri, KKTC’nin içtihat olarak kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu için birçok ülkede yürürlükten kaldırıldı. Şuan, Kıbrıs’ın kuzeyindeki uygulama aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dosyalanmış ve karar bekleyen bir dava mevcut. Kıbrıslıtürkler olarak elimizde hala bir şansımız var. Mahkemenin vereceği karardan önce demokrasi anlayışımız ve insan haklarına verdiğimiz önemden yola çılarak  ilgili ceza yasalarını yürürlükten kaldırabilir, LGBTQ bireylerin toplumumuzla bütünleşmesi için gerekli düzenlemeleri yapabiliriz. Avrupa’da iç hukuk kurallarınca üretilen mallar sınırları rahatça geçebilirken, LGBTQ bireylerin sevgileri ulus devlet sınırlarında takılı kalıyor. AB çeşitli aşamalarda yaşanan ayrımcılığın farkında olduğunu ifade ediyor. Peki, biz LGBTQ bireylere uygulanan ayrımcılığın farkında mıyız? Yoksa biz hala, LGBTQ bireyler evlenince dünyaya taş yağacağını mı düşünüyoruz?

 

 

 



 

[1] Anne Weber, Manual on Hate Speech, Council of Europe Publishing, Strazburg, 2009.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 751 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler