1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. “Erozyona uğruyorsunuz”
“Erozyona uğruyorsunuz”

“Erozyona uğruyorsunuz”

Burhan Öçal, Kıbrıs’a her gelişinde hem çok seviniyor, hem de çok üzülüyor, kültürel ve coğrafi anlamda bizi yorumluyor

A+A-

Simge Çerkezoğlu

Bu yıl on beşincisi düzenlenen Uluslararası Kuzey Kıbrıs Müzik Festivali çok önemli sanatçılarla bizleri buluşturmaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde dünyaca ünlü perküsyon virtüözü Burhan Öçal, Kuzey Kıbrıs Turcell’in ana sponsorluğunda Çellistanbul Quartet grubuyla, Bellapais Manastırı’nda sahneye çıkı. İzleyenlere unutulmaz bir gece yaşatan sanatçı, sadece sanata dair yeteneğiyle değil, tanıştığımız andan itibaren beni görgüsü ve bilgisiyle de büyüledi. Sanatçı hem bu günlere nasıl geldiğini samimiyetle anlattı, hem de sanata dair çok önemli açıklamalarda bulundu. Tüm bunlar yanında Kıbrıs’a zaman zaman gelen sanatçı her gelişiyle Kıbrıs’ı daha çok sevdiğini ama daha çok üzüldüğünü de söyledi.

“HAYATTA TEK RAKİBİM KENDİM OLDUM”

Her ne kadar sanatçı Burhan Öçal son zamanlarda pek fazla röportaj yapmasa da, önceden yaptığı tüm röportajlarında dışarıdan bakınca gördüğümüz sert duruşundan yakınıyor. Hayatta yaşadıklarının yüzüne böyle bir ifade yerleştirdiğini söyleyen sanatçıya, kimse bu ifadenin yerleşmesine neden olan olayları sormuyor.

“Güzel bir soru… Ben çok genç yaşta, askerliğin ardından, henüz 18 yaşında İsviçre’ye gittim. Cebimde sadece iki yüz dolarım vardı. Hayalim büyüktü. Amerika’ya gidip Los Angeles’ta film yıldızı olmayı istiyordum. Ne param vardı ne de yabancı dilim. Babamın Muzaffer Tema isimli aktör bir arkadaşı vardı. Los Angeles’ta onu bulacaktım. Ancak benim Los Angeles’a gitmem on iki yıl sonra mümkün oldu. İsviçre’de yıllarca barlarda çalıştım. Çok yorucu zor bir hayat yaşadım. Bar kavgalarına karıştım, adeta var olmak için savaş veriyordum. Kendimi korumak zorundaydım. Sanırım bu çetin hayat şartları bana bu ifadeyi kazandırdı. Uykusuz geceler, kendimi tanıtmak, anlatmak için verdiğim çaba… İlk kez solo olarak ünlü bir caz festivalinde çaldığımda İsviçre basını festival organizatörlerine adeta saldırmış, bilinmeyen bir Türk müzisyenin böyle bir sahnede ne işi var diye eleştirmişti. Elbette tüm bunlar daha çok çalışmak için beni hırslandırdı ama ruhumu da yordu tabii. İlk başta bu kim, çaldığı darbuka gibi yorumlar da aldım. Oysa ben bir bateristim. Pek çok enstrüman çalabiliyordum. Elbette piyanistim, gitarcıyım demiyordum ama müzisyenim diyordum. Devamlı kendimle yarışıyordum. Hayatta tek rakibim kendim oldu. İsviçre’de on iki yıl bu şekilde, çok zorlu geçti. İlk evliliği İsviçre’te yapmıştım. Ama Amerika içimde kalmıştı. Bu arada Amerikalı ünlü gitarist Eliot Fisk’le tanıştım. Sonra da kardeş gibi olduk, müthiş bir müzisyendir. Onunla Amerika’ya gidip çalmamı istedi. Tabii hemen kabul ettim. On iki yıl sonra Los Angeles’a gittim, ilk kez. Heyecandan ölüyordum. Böylece Amerika maceram başladı. Orada yeniden evlendim.” 

Burhan Öçal bir perküsyon sanatçısı. Tüm vurmalı çalgıları çalabiliyor. Bunun yanında Türk müziği enstrümanlarının da tamamını çalabilme yeteneğine sahip, ender sanatçılardan… Kendini en çok hangi enstrümanla ifade edebildiğini konuşuyoruz…  

“Bütün vurmalı çalgılar benim için çok güzel. Hiçbirini birbirinden ayırt edemiyorum. Ama ben darbuka alıp geliştiren bir müzisyenim. Tekniğim çok farklı, ölçülerim, tonlarım farklı… Tutuşum bile farklı. Öyle çok detay var ki. Oysa bu alet yirmi yıl öncesine kadar Türkiye’de hor görünüyordu. Oysa şimdi dünyada çok önemli bir ritim aleti… Ben Türkiye’ye de Cemal Reşit Rey konser salonuna ilk kez çıktığımda benimle alay etmişlerdi. Hor görmüşlerdi. Bu Çingene mi, darbukacıya bak sen demişlerdi. Hiç aldırış etmedim. Daha çok çalıştım. Ama böyle snop tiplere hiçbir zaman çalmadım, çalmayacağım da… İki tip darbuka var; Birisi Türk diğeri Arap darbukası. Arap darbukası daha çok kullanılıyor çünkü tekniği farklı, tonları farklı, çalınması da daha kolay. Arap darbukasını çalıyorlar ama bunu Arap müzik kültürünü bilmeden yapıyorlar. Türk musikisindeki geleneksel fiske ile çalınan, bakır darbukanın çalması daha zor. Çünkü Türk müziğinde usuller de vardır. Halk müziğindeki ritimler, Balkan, Trakya ritimleri, Türk musikisindeki klasik usuller, tüm bunlar genel kültürle birlikte biraz da teori ders gerektiriyor. Daha bilinçli çalmak gerekiyor. Zor bir teknik. Maalesef zor olduğu için, genel musiki kültürünü bilmek gerektiği için de pek çalınmıyor. Gerçek Türk musikisinde efsane birkaç isim vardı zaten. Şimdi geriye bir kişi kaldı. Ankara’da yaşıyor. Benim de hocam Atilla Mayda… Müthiş bir müzisyen. Bir de sen varsın diyorlar ama benden sonra ne olacak bilmiyorum. Herhalde yok olacak bu kültür. Pek çok şeyin yok olduğu gibi.”

“KOLEJLERDE, MÜKEMMEL EĞİTİM ALMADIM, AİLEMDEN BİR KÜLTÜR EDİNDİM”

Burhan Öçal’ın hayatına dair bir diğer ilginç detay, müziğe meraklı bir ailede büyümesi ancak notaları askerde öğrenmesi. Bunu hatırlatınca gülmeye başlıyor. Ailesine dair pek çok anıyı benimle paylaşıyor.

“Babam bir davulcuydu. Askerliğini de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda yapmıştı. Caz müziğine çok meraklı bir adamdı. Düşünün 1932 yılında caz quarteti vardı. Kırklareli gibi bir taşra kentinde trombon, trompet, alto davulu vardı. Müthişti. Babam sinema işletirdi. Amerikan sinema filmlerinden, caz müziğine merak salmıştı. Annem de Türk musikisini çok iyi bilirdi. Biz Rumeli’den, Trakyalıydık. Böyle bir müzik sever ailenin altyapısıyla büyüdüm ben. Kolejlerde okumadım, mükemmel eğitim almadım ama ailemden önemli bir kültür edindim. Notayı da askerde öğrendim. Ben hep çok özgür ruhlu bir adamdım zaten. Öyle konservatuarda okumak gibi, bir role de bürünmedim. İsviçre’de bana zaten ‘individualist’ derlerdi. Tek başına yaşayan, gezen, çalan… Hayat insanı sadece yıpratmıyor, aynı zamanda olgunlaştırıyor. Tecrübe de kazandırıyor.”

“MÜZİSYEN, KİMSENİN GÖRMEDİĞİ GÖREN GÖZLERE SAHİP OLABİLMELİ”

Sanatçının müziğe dair önemli bir tanımı var. Diyor ki müzikte duygu, yetenek önemli ama yeteneği işleme süreci daha da önemli. Müzisyen bir müzik aletini öyle bir çalmalı, öyle bir çalmalı ki adeta kimsenin görmediği görebilen gözlere sahip olabilmeli. Tüm bunları kendi içinde barındıran sanatçı, bunun ancak çok çalışmakla mümkün olabileceğini salık veriyor.

“İnsan istedikten, çalıştıktan sonra bir tek müzik aletiyle bile neler icat edebilir, bilemezsiniz. Ben uzun yıllar mahkûm olan insanların hayatlarını okudum. Bir hücrede yaşıyorsun, arada bir avluya çıkıyor spor yapıyorsunuz. Kitaplar okuyorsunuz. Yazıyorsunuz. Bana öyle geliyor ki hayatın en büyük okulu  yokluk. İnsan yokluktan neler icat eder inanmazsınız. Bir aletten de neler çıkarabilir, şaşarsınız. Bence sanat konfor, lüks içerisinde de olur ama bu akademik bir sanat olur. Gerçek sanat ise biraz yoklukla oluyor. Pavarotti de nota bilmiyordu Nuroyev de… Bunlar efsane, ölümsüz binlerce eser bıraktılar. Hiçten yarattılar.”

“BURADA KONSER VERMEYİ, TÜRKİYE’DE KONSER VERMEYE TERCİH EDİYORUM”

Bugüne kadar pek çok besteye imza atan sanatçıyla bu yöndeki çalışmalarını, toplumun müziğe olan ilgisini, algısını konuşuyoruz. Burhan Öçal Kıbrıs’taki müzikseverlere dair değerlendirmede de bulunurken, kültürel ve coğrafi olarak erozyona uğradığımıza vurgu yapıyor. 

“Tabii benim kendi yaptığım müziklerim, kompozisyonlarım da var. Bunlara beste demek istemiyorum. Beste dediğin en az yarım saatlik orkestra eseri olur. Kendimi besteci falan da görmüyorum. Ben müzisyenim, müzik yaparım. Benim için üç ana müzik türü çok önemli. Bunlar hep kalıcı. Batı Klasikleri, Amerikan Caz ve otantik müzikler. Bunlardan şaşmayacaksınız. Gerisi gelir geçer. Bu arada kendinizi yaracaksınız. Her sanatçının bir master piecei olmalı. Her sanatçı bunun için çalışmalı. Kırk yıldır müzisyenim ama ben daha bunu başaramadım diyorum. Çok zor. Kıbrıs’taki konserde bir tane de benim müziklerimden çaldık. İsmi Old İstanbul. Türkiye’nin tanıtımı için yaptığım bir müzikti. Bazı bakanlar beğenmemişti hatta. Sonra bu eseri biz senfoniye çevirdik dünyada hit oldu. Avrupa’da çalmadığımız yer kalmadı. Bu da sanırım aradaki seviye farkını gösteriyor. Türkiye’de profil çok düştü maalesef. Kıbrıs öyle değil. Bu konserde beni izlemeye gelen muazzam müzikseverler vardı. Moralim düzeldi, inanın. Demek ki Kıbrıs’ta bu potansiyel var. Burada sadece gazino müziği, buna ilgi duyan insanlar yok demek ki. İyi ki sizin gibi Kıbrıslı aydın insanlar var. Burada konser vermeyi, Türkiye’de konser vermeye tercih ediyorum. Elbette yabancı dil bilmek de önemli. Bu kültürel bilgi edinme anlamında insana çok avantaj sağlıyor. Genel kültür, bilgi, kıyafet, duruş tüm bunlar insanın karakterini yansıtır. Kıbrıs çok güzel. Her gelişimde daha çok seviyorum ama her gelişimde daha çok üzülüyorum da. Erozyona uğruyorsunuz. Hem kültürel hem de coğrafi anlamda erozyona uğruyorsunuz.”

 

 

 

      

       

    

 

  

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1851 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 339 Sayısı

Adres Kıbrıs 339 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler