1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. EROĞLU VE HRİSTOFİAS BAŞARILI; AKÇA DA DOĞRU DEDİ…
EROĞLU VE HRİSTOFİAS BAŞARILI; AKÇA DA DOĞRU DEDİ…

EROĞLU VE HRİSTOFİAS BAŞARILI; AKÇA DA DOĞRU DEDİ…

Kıbrıs sorununu çözmek için BM girişiminin bu dönemdeki katılımcıları ve ‘Kıbrıslı Çözüm’ efsanesinin ana oyuncuları olan Eroğlu ve Hristofias, 2004 BM Çözüm Planı’nın ‘Hayır’ kampının da ana oyuncuları idi... Hristofias, B

A+A-

 

 

 

 Kıbrıs sorununu çözmek için BM girişiminin bu dönemdeki katılımcıları ve ‘Kıbrıslı Çözüm’ efsanesinin ana oyuncuları olan Eroğlu ve Hristofias, 2004 BM Çözüm Planı’nın ‘Hayır’ kampının da ana oyuncuları idi...

Hristofias, Bürgenstock’ta Talat’a “tabii ki evet diyeceğiz” demiş, ortağı olduğu hükümetin başkanı Papdopulos’a da “tabii ki hayır diyeceğiz” demiş… Yani nabza göre şerbet, fırsatcılık ve popülizm… Bu özellikler güçlü ve doğru liderlerde olmaz… “Güçlü bir evet için hayır” diyen Hristofias, Papadopulos’un liderliğinde sürüklenmiş, günahına ortak olmuş, ondan devraldığını da ‘aynı et, farklı sos’ tarzı ile sürdürmüştür.

Her fırsatta, federasyonu kabul etmenin kendileri için acı bir taviz olduğunu vurgulayan Hristofias, Rum egemen bir üniter devlet vizyonuna mensuptur.

Eroğlu, oldu olası statükoyu benimsemiş, Kıbrıslı Türklerin dünyaya entegresinin kendi ve ailesi ve yakın çevresi için özel sorunlar yaratacağının bilincinde olan bir politikacı. Onun hedefi ne tek taş vermek ne de tek Rum almak; Türkiye de AB üyesi olmasın, AB’nin demokratik değerlerini içselleştirmesin…

Annan Planı’na hayır derken ve bu yönde kitleleri etkileyecek kampanyalar yaparken, hem Eroğlu, hem Hristofias bilinçli tavır koydular, kendi vizyonlarının sorumluluğunda davrandılar… Şimdi onlardan BM ölçütlerinde çözün isteniyor?!… Bu ölçütleri benimsemiş olsalardı, 2004’te hayır demezlerdi, sorun da çözülmüş olacaktı… Onların derdi, BM ölçütleri dışında bir çözüm… Dolayısıyla, BM ölçütlerine esaretlerinin biteceği zamana kadar, BM’yi de bıktırıp usandırana ve bu ölçütlerin Kıbrıs’a çözüm getirmeyeceğine BM’yi de ikna edene kadar, “yapayım da olmasın” tarzı ile görüşür gibi yapmaya devam…

Greentree2 buluşması bu stratejinin güzergahında bir duraktı, Eroğlu ve Hristofias’ın amacı kazasız belasız bu duraktan geçmekti… Öyle de oldu… BMGS Ban diplomatik tarz ile çaktı – gürledi, Eroğlu ve Hristofias da BM’ye karşı, ‘sin da gulle geçsin’ tarzı ile sessiz kaldı; birbirlerine karşı ise ‘birbirimize vuralım ama çok yaralamayalım, birbirimize ihtiyacımız var’ tarzı ile kendi kamuoylarına mesaj verdiler…

Yani, Eroğlu ve Hristofias, Kıbrıs sorunundaki duruşlarında trafik kazasına uğramadı, BM’nin girişimlerine karşı aslanlar gibi direndiler ve BM’nin federasyon modelini ileri götürmesini engellemeyi başardılar. Greentree2, bu iki politikacının başarısı ile sonuçlandı; yenik çıkan BMGS’dir. Kıbrıs’ta çözüm ve barış isteyenler Eroğlu ve Hristofias’ı Greentree2’de sonuç almadıkları için suçlayacak elbette ama onların öyle bir arzusu yoktu ki… Onlar kendi hedefleri için çabaladı, başardı; çözüm güçleri bunu kabullenmeli, onları değil kendilerini suçlamalı… Niye o ikisi Greentree2’de de, Annan Planı’na evet diyenlerden iki kişi orda değildi?...  Sezar’ın hakkı Sezar’a, Eroğlu ve Hristofias, istemedikleri bir çözümü kendilerine tartıştıran BM’nin girişimini gene başarısız yapacak başarıyı elde ettiler…

Kıbrıslı Türk çözüm ve barış güçleri bu dert ile yanarken, bir de üstüne Türkiye Büyük Elçisi Akça’nın ‘Kıbrıslı Türk hükümetlerin sorunlara çözüm getirecek iradesi yok” sözleri geldi… Akça’nın bu sözleri, Annan Planı’na hayır diyen kesitleri pek rahatsız etmedi, öfkesini ifade eden kesitlere bakılırsa, Annan Planı’nın evet’çileri görülür… Ne kadar garip bir durum?!. Kıbrıs sorununu çözme iradesi koyabilen halk, Türk Büyük Elçisi tarafından, iç sorunları çözme iradesi olan hükümetlere sahip olmamakla suçlanıyor.

Haksız mı? Hayır, yerden göğe kadar haklı!. Eğer Kıbrıslı Türk hükümetlerin sorun çözme iradesi olsaydı, sorunun ana unsurlarından olan Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin Kıbrıslı Türklerin seçimler dahil tüm iç işlerine karışması önlenir, Büyük Elçilik de salt diplomatik misyon olurdu… Türkiye Hükümetinin seçimlere müdahalesi Kıbrıslı Türklerin seçtiği meclis tarafından resmen tespit edildi, ama ne yapıldı? Hiç… Türkiye Büyük Elçiliği tarafından bu coğrafyada Türkiye kökenli yurttaşlar için ayrı siyasi parti kuruldu; Kıbrıslı Türk hükümetler ve meclisler ne yaptı? Hiç… Türkiye hükümetlerinin başbakanları, bakanları ve ordusunun generalleri Kıbrıs Türk siyaset unsurlarını ve halkı aşağıladı; hükümetler ne yaptı? Hiç… Türkiye ile, eşit tarafların karşılıklı yarar ilkesine dayalı ilişkisi hiç talep edilmedi… Bunlar olmadıktan sonra, gerisi fantezi kalıyor aslında…

Akça doğru dedi, Kıbrıslı Türklerin sorunlarını çözecek irade olmadı Kıbrıs Türk hükümetlerinde; olsaydı ne Akça ne de diğerleri böyle konuşmaya, bunları söylemeye cesaret edemeyecekti… Akça’ya kızmak ne marifettir ne de yeterlidir... Kıbrıslı Türk ve Rum çözüm ve barış güçleri, kendi taraflarında ve adanın bütününde, iradelerini birleştirmedikçe, birleşik irade ile ortak hareket geliştirmedikçe, ne Kıbrıs sorunu BM ölçütlerinde çözülür, ne bu adaya kalıcı barış gelir, ne de Kıbrıslı Türklerin iradesiz hükümetler tarafından yönetilmesi sonlanır…

Devrimcilik ve sosyalizm materyalist felsefedir; duygusal tepkiler de romantizm…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1317 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler